Allah’a hamd, Rasulüne salat ve selam olsun.
Allah (cc) Adem’den (as) bu zamana kadar hakkı yada batılı savunan, destekleyen, uğrunda canını ve malını gözünü yummadan feda edecek nice kimseleri örnek olarak çıkarmıştır. Kimileri isimlerini tarihe altın harflerle yazdırmış, bedenleri toprağın altında olsa bile hala hatırlıyor ve rahmetle onları yad ediyoruz. Kimileri de vardır ki zamanlarını, vakitlerini, ömürlerini batıl davalar uğrunda bir hiç uğruna sarf etmiş, İslam’a ve Müslümanlara düşmanlık yaparak adlarını tarihe kara harflerle yazdırmış, bunları da halen hatırlar ve lanetlerle anmaktayız. Aralarındaki ortak pay, kıyamete kadar isimlerinin ve yaptıkları amellerin birçok kişiler tarafından bilinmesidir. Ayrıldıkları yer ise birisinin hak, diğerinin batıl savunucu olmasıdır.
Dertleri ve gayeleri cennet olanlar, Allah’ı razı etme ve onun vechini görebilme, peygamberle, şehitlerle, sadıklarla cennette komşu olmak istiyorlarsa, Allah ve Resulünün razı olduğu, örneklik olarak gösterdiği kişilere ittiba etmek ve onları taklit etmek zorundadırlar.
Bunlar kimlerdir?
Başta Allah Rasulü olmakla birlikte sonrasında sahabe, tabiin ve teba tabiindir. Allah (cc) bu nesilden razı olduğunu, onlar için cennet nimetlerini hazırladığını beyan etmiştir. Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:
“(İslâm dinine girme hususunda) öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tabi olanlar var ya, işte Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. Allah onlara, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük kurtuluştur.” (Tevbe, 100)
“Onların Rableri katındaki mükafatı, içinde temelli ve sonsuz kalacakları, içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah onlardan razıdır. Onlar da Allah'tan razıdır. Bu, Rabbinden korkan kimseyedir.” (Beyyine, 8)
Allah Rasulü en hayırlı neslin sahabe, tabiin, teba tabiin olduğunu açık bir şekilde açıklamış ve şöyle buyurmuştur:
“Ümmetimin en hayırlı nesli benim zamanımda yaşayanlardır, sonra onları takip edenler, daha sonra da bunların peşinden gelenlerdir.”[1]
Hayatımıza yön verecek, fedarlıkta zirve yapmış bu nesilden bazı kişilerin hayatlarından bir bölümü örnek vermek istiyorum.
1. Enes Bin Nadr (ra)
Enes bin Malik’in (Enes bin Nadr’in yeğeni) rivayetine göre Bedir Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasına sevinen ancak savaşa katılanlar arasında bulanamayan Enes bin Nadr (ra)’ın bu üzüntüsünü ve aldığı kararı şöyle ifade eder:
“Rasulullah (sav) ile birlikte ilk savaşta (Bedir) bulunamadım. Eğer Allah bana bir savaş gösterirse bu savaşta ne yapacağımı Allah mutlaka görecektir” dedim. Uhud günü gelip de Müslümanlar yenilgiye uğrayınca “Ey Allah’ım, ben bu müşriklerin yaptıklarından uzağım. Senin yanındayım. Müslümanların yaptığından dolayı da senden özür diliyorum.”
Bundan sonra Enes kılıcını kuşanıp yürüdü, Sa’d bin Muaz onun karşısına çıkınca ona şöyle dedi:
“Ey Sa’d! Vallahi Uhud’un arkasında cennet kokusunu alıyorum. Sa’d ile konuşmasını bitirdikten sonra şehit oluncaya kadar savaştı. Sa’d (Enes b. Nadr’ın yaptıklarını takdir ederek) “Ya Rasulallah. Ben onun yaptığını yapamadım” dedi.
Enes bin Malik şöyle devam ediyor: “Amcamı şehitler arasında bulduk. Kılıç, mızrak ve ok yaralarından 80 küsur yarası vardı. Onu tanıyamadık. Neticede kız kardeşi geldi de, parmak uçlarından tanıdı. Biz şu ayetin, o ve arkadaşları hakkında indiğini anlatırdık:
“Mü’minler içerisinde, Allah’a verdikleri sözde duran nice erler vardır. İşte onlardan bazısı, sözünü tutup o yolda canını vermiştir. Bazısı da beklemektedir.” (Ahzab, 23)
2. Umeyr b. el-Humam (ra)
Enes (ra) şöyle dedi: “Rasulullah (sav) ile ashabı yola çıktı ve müşriklerden önce Bedir’e vardılar. Müşrikler de geldiler. Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: “Sizden hiçbiriniz, ben başında olmadıkça herhangi bir şey yapmasın.” Sonra müşrikler yaklaştı; bunun üzerine Rasulullah (sa): “Genişliği göklerle yer arası kadar olan cennete girmek üzere ayağa kalkın!” buyurdu. Enes der ki: “Ensar’dan Umeyr İbn Humâm (ra) “Ya Rasulallah! Genişliği göklerle yer arası kadar olan cennet mi?” diye sordu. Peygamberimiz: “Evet” buyurdu. Umeyr: “Ne iyi, ne âlâ!” dedi. Rasulullah (sav): “Niye öyle söyledin?” diye sordu. Umeyr: “Allah'a yemin ederim ki ya Rasulallah, cennet ehlinden olmayı istediğim için öyle söyledim, başka maksadım yok” dedi. Rasulullah (sav): “Şüphesiz sen cennetliksin” buyurdu. Umeyr, bu söz üzerine torbasından bir kaç hurma çıkartıp onları yemeye başladı. Sonra:
–Eğer şu hurmalarımı yiyinceye kadar yaşarsam, bu gerçekten uzun bir hayattır, diyerek elindeki hurmaları attı, sonra şehit oluncaya kadar müşriklerle savaştı.”[2]
3. Abdullah b. Cahş (ra)
Abdullah b. Cahş‘ın Uhud savaşındaki fedakârlığı ve mücadelesi ise bambaşkadır. Ashab-ı Kiramın önde gelenlerinden olan Sa’d b. Ebî Vakkas (ra) şöyle anlatıyor:
“Uhud Savaşının başlamasından hemen önce Abdullah yanıma gelerek bana şöyle dedi: ‘Gel, bir köşeye gidelim de Allah’a dua edelim. Sen benim duama âmin de, ben de senin duana âmin diyeyim.’ Ben: ‘Olur’ deyince bir kayanın ardına gittik. Sonra ben “Allah‘ım! Savaş sırasında karşıma güçlü kuvvetli bir düşman çıkar. Ben onu öldüreyim ve üzerindeki kıymetli eşyaları ganimet olarak alayım” diye dua ettim. Duamı bitirince Abdullah: “Âmin” dedi ve kendi duasına başladı: “Ya Rabbi! Savaş meydanında karşıma güçlü, kuvvetli bir düşman çıkar. Ben onunla çarpışayım. O beni öldürsün. Burnumu ve kulaklarımı kessin. Yarın senin huzuruna çıktığımda, Sen bana: “Ey kulum, burnun ve kulakların nerede, burnun ve kulakların neden kesildi” dediğinde ben: “Senin ve Resulünün rızası için kesildi” diyebileyim. Abdullah‘ın duası bittiğinde, söz verdiğim için âmin demek zorunda kaldım.
Nihayet savaş başladı. İki taraf kıyasıya savaşıyor, tam bir can pazarı yaşanıyordu. Abdullah düşman saflarının ortasına dalmış cihad ediyor, ölüme meydan okuyordu. Uhud Savaşı Müslümanlar için oldukça sıkıntılı geçti. Bir aralık tamamen dağılan İslam ordusu, ölmeyi yaşamaya tercih etmiş mukaddes mücahitler sayesinde toparlanarak müşriklere kesin bir zafer kazanma fırsatı vermedi. Düşman savaş meydanını terk ettiğinde Sa‘d bin Ebi Vakkas, Abdullah bin Cahş‘ın paramparça edilen vücudu ile karşılaştı. Burnu ve kulakları kesilmişti. Etrafa baktığında bir ağacın dalına asılan bir ipin ucundaki burnu ve kulakları gördü. Müşrikler Nahle Seriyyesi‘nin kahraman komutanının vücudunu, parmaklarını, burnunu ve kulaklarını doğrayarak intikam almışlardı. Abdullah’ın duası kabul olmuş ve Abdullah Allah yolunda şehid olmuştu.
4. İsimsiz Kahraman
Ebu Bekr İbni Ebu Musa el-Eş'arî (ra) şöyle dedi:
Babam Ebû Musa (ra) düşmanın karşısında durup “Ben Rasulullah’ı (sav) “Şüphesiz cennet kapıları kılıçların gölgeleri altındadır” derken işittim dedi. Bunun üzerine üstü başı perişan biri ayağa kalkıp “Ey Eba Musa! Bu sözü Rasulullah (sa) söylerken sen mi işittin?” diye sordu. Ebu Musa “Evet, ben işittim” cevabını verdi. Bunu duyan adam, arkadaşlarının yanına dönüp “Sizleri selamlıyorum” dedi ve kılıcının kınını kırıp attı. Sonra elinde kılıcıyla düşmanın üzerine yürüdü ve ölünceye kadar düşmanla savaştı.[3]
Evet, bu gibi nice sahabe, tabiin ve teba-i tabiin vardır ki islâm davası için çokça fedakârlıkta bulunmuşlardır. Rabbim bizleri sözlerimizde, fiillerimizde samimi olan müminlerden eylesin. Bizleri bu hayırlı, faziletli nesillerle haşrolmayı, cennette beraber olmayı nasip ve müyesser eylesin. Amin…
[1] (Buhari)
[2] (Müslim)
[3] (Müslim)