Teknolojinin büyük bir araç olduğundan bahsetmiştik. Teknolojinin büyük bir güç olduğu da zaten ortada. Savaştan ticarete, ticaretten üretime teknoloji her tarafımızı işgal etmiş ve gücü eline almış bulunmakta.

Bunun güzel bir örneğini 18 milyon nüfusu ve neredeyse Konya kadar yüz ölçümüne sahip Hollanda’nın dünyanın en büyük ikinci gıda ihracatçısı olmasında görüyoruz. Bu insan kaynağı ile değil teknolojinin elinde bulundurduğu gücü kullanarak oldu.

Aslında bu örnek bile başlı başına teknolojinin yenilikçi, verimli ve doğru kullanımının ne kadar güçlü bir araç olabileceğini göstermeye yetiyor. Toplumları oldukları konumdan çok daha ileriye taşıyabilen güçlü bir araç.

Peki tüm bunların yanında teknolojinin beynimizi kontrol edecek kadar büyük bir güç olduğunu biliyor muydunuz?

Facebook’u hepimiz biliyoruz. İçine yazılar yazabildiğimiz, arkadaşlarımız ile iletişime geçtiğimiz, fotoğraflar yükleyebildiğimiz çok geniş kapsamlı bir sosyal medya uygulaması.

Şimdi gelelim olayımızın bir diğer kahramanı olan Cambridge Analytica’ya. Cambridge Analytica İngiltere merkezli bir veri analizi ile siyasi kampanyaların potansiyel seçmenlere ulaşmasına yardımcı olan bir siyasi danışmanlık firması. Peki nedir bu iki firmanın kahramanı olduğu bu olay?

Olayımız bir veri gizliliği skandalı. İzinsiz veri erişimi, verilerin kötüye kullanılması, yalan haberler gibi birçok skandalı içinde barındırıyor.

2014 yılında Cambridge Üniversitesi Profesörü Alexandr Kogan thisisyourdigitallife (bu senin dijital hayatın) isimli bir uygulama geliştirdi. Bu uygulama Facebook üzerinden giriş sağlanıyor ve giriş yapan kullanıcılardan bilgilerine erişmek için izin istiyordu. Yaklaşık 300.000 kişi teste girdi. Bu kişilik testine girenlere bir dolar kadar bir ödeme yapıldı ve bunun yanında verilerinin akademi için kullanılmasına izin verdiler. Katılımcıların haberinin olmadığı şey ise şuydu; Kendilerinin yanında arkadaşlarının da bilgileri toplanmıştı. Bu sayede Kogan ilk raporlara göre 50 milyon, daha sonraları ortaya çıkan raporlara göre 87 milyon kişinin bilgisine ulaşmıştı. Kogan bu elde ettiği verileri Cambridge Analytica şirketi ile paylaştı.

Bu toplanan verilerin hepsi usulsüz ve gizlilik kurallarına uymadan kullanıcıların haberi dahi olmadan elde edildi. Ama olay bununla da bitmiyor. Bu elde edilen veriler ile kişilerin psikografik (yaşam tarzları, düşünceleri, duyguları vs.) analizleri yapıldı. Ve 2016 Amerika başkanlık seçimlerinde Trump’ın seçilmesinde ve Brexit oylamasında etkili olduğu iddia edildi.

Cambridge Analytica’nın CEO’su Alexander Nix’in yapmış olduğu bir sunumda şu örneği verdi;

“Bir plaja yasak girmeyin yazısını asarsanız insanlar oraya girmek isteyebilir ve girebilir ama eğer ki oraya dikkat köpekbalığı var yazısını asarsanız insanlar oraya girmek istemeyecek ve girmeyeceklerdir. İnsanlara yapacakları seçimin korkunç sonuçlarını göstermelisiniz.”

Nix’in bahsetmiş olduğu bu durum aslında hep var olan bir şey. Günümüzde kullanılan bir yöntem bu. Bir başka parti gelirse saçı kapalılar için çok zor bir hayat olacak algısı mesela. Seçim ve seçimlerinin kötü sonucunu gösterme üzerine kurulu bir algı. Aynı gibi dursa da değil aslında çünkü Nix’in yaptığı genel bir propaganda değil kişilere özel propaganda.

Evet bahsi geçen 87 milyon kullanıcının verilerine gelelim. Cambridge Analytica bu verileri analiz etti demiştik. Trump seçim çalışmaları için Cambridge Analytica’yı işe aldı. Bu yüzden Trump seçimlerinde etkili oldukları iddia edildi. Cambridge Analytica Facebook üzerinden reklamlar ile insanlara ulaşıyordu. Kişilere özel gösterdiği reklamlar ile çalıştığı kişilere oy vermelerine ikna etmeye çalışıyordu. İnsanların duygularına etki ediyorlardı aslında. Oy kullanmayacak bir insan var ve bu insan hayvanları seviyor. O insanı oy kullanmaya nasıl ikna edebilirsin? Nix bundan bahsetmişti zaten yaptığı seçimlerin kötü sonuçlarını göstererek. Bu oy kullanmayacak hayvan sever kişinin karşısına şöyle bir haber çıksa;

“Clinton başa gelirse sokak hayvanlarının hepsini ortadan kaldıracak.”

Ve bu haberi görünce kararı belki netleşecek ve oy kullanmamaktan vazgeçip Trump’ı desteklemeye başlayacak. Ve bu şekilde kişiye özel yalan veya çarpıtılmış haberlerin 87 milyon insana ulaştığını düşününce seçimlerde fazlası ile etkili olduğunu söylemek zor değil.

Channel 4 News kanalından bir muhabir müşteri gibi davranarak Cambridge Analytica’ya Sri Lanka seçimlerinde beraber çalışabilir miyiz diye başvuruyor. Bütün görüşmeleri gizli kamera ile kayıt altına alıyor. Birkaç görüşmenin ardından şirketin CEO’su Alexander Nix ile görüşme ayarlanıyor ve görüşme yapılıyor. Nix burada neler yapacaklarından, neler yaptıklarından bahsediyor. Afrika, Meksika, Brezilya, Kenya ve daha birçok ülkede çalıştıklarını söylüyor. Yapabilecekleri konusunda şantajdan, rüşvetten, gizli ajanlardan ve daha fazlasından bahsedip bunların illa ki doğru olmasına gerek yok yeter ki seçmenler inansın diyor. Bir başka gizli kayıtta da Trump’ın kampanyasını yürüttüklerini seçim yasalarını ihlal ettiğinden bahsediyor. Cambridge Analytica “Nix şirketimizin işleyişini temsil etmiyor” deyip Nix’i kovmuş olsa da bu çok yeterli olmuyor ve şirket 2018 yılında kapanıyor.

Belki bütün bir seçimi etkilemedi Cambridge Analytica ama 87 milyon kişinin bilgisi ile çok büyük bir etkisinin olduğunu düşünmek çok da absürt bir şey değil. Facebook 5 milyar dolar para cezasına çarptırıldı. Gizlilik kurallarında düzenlemeye gitti. Değer kaybetti tepki topladı. Birçok önemli isim Facebook’u sil kampanyasına destek verdi ve Facebook’u sildi.

Evet bunlar önemli tepkiler olsa bile Facebook şirketi İnstagram, Facebook ve Whatsapp uygulamalarının sahibi. Yalnızca birini silmek ile çözüm olur mu? Hiç sanmam. Peki silmek ile çözüm olur mu? Hayır tabii ki. Ki zaten olay çözüm değil tepkiyi göstermek çünkü tepkisiz kalınırsa çok daha fazlasını duymak mümkün olabilir.

İnterneti kullandığımız sürece ister bu Facebook olsun ister başka sosyal medya uygulaması olsun bu risk hep var olacak. Verilerimizin çalınması, analiz edilmemiz, doğru veya yalan haberler ile yönlendirilmeye çalışılmamız. O zaman interneti kullanmayı bırakalım bu bir çözüm mü? İnternetin yaygın olmadığı zamanlarda yapılan reklamlar ile bir çoğumuzun aklında iftar gazlı bir içecek ile açılır diye yer edinmedi mi? Peki yalan haberler internet çıkınca mı ortaya çıktı? Hayır tabii ki. İnternetten kopmak çözüm olmaz fakat interneti anlamak, ne olduğunu bilmek, onunla neler yapılabileceğini bilerek kullanmak çözüm olabilir.

Belki şu an için bizim beynimizi kontrol etmediler ama bilgileri çalınıp analiz edilen 87 milyon kişinin -belki hepsinin değil ama bir kesiminin- beynini istedikleri yöne doğru yönlendirmeyi başardılar yanlış haberler ve duygularına dokunarak.

Aslında bu olayda çıkabilecek bir sürü ders ve konu var fakat özellikle iki tanesine dikkat çekmek istiyorum.

Birincisi; sosyal medyada internette karşımıza çıkan (özellikle karşımıza çıkan çünkü bunlar algoritmalar tarafından bizim hareketlerimize isteklerimize göre şekilleniyor) her habere inanmamak gerektiği, ani duygu değişimleri ile karar vermeyip haberin detayını araştırmanın yararlı olacağı. Algoritma ile karşımıza çıkan haberlerin, içeriklerin dışında haber siteleri bile içerik ile farklı başlık atarak insanlara haberi kasıtlı olarak yanlış bir şekilde servis edebiliyor. Tabi bu internette hep yalan haber var hiçbirine inanmayın demek değil yalnızca önce biraz araştırma yapın haber hakkında sonra inanın veya inanmayın demek.

İkinci husus ise internet sosyal medya öyle büyük bir güç haline gelmiş vaziyette ki seçim kazandırma, şirketleri iflasın eşiğine getirme, tepkiler ile istifa ettirme, aynı görüşte insanları bir araya çok hızlıca toplayabilme, yapılan bir haksızlığa karşı yüksek bir ses çıkarabilme ve daha nicesine olanak sağlıyor. Ve aslında Dünya’ya ulaşabilmeye olanak sağlıyor. Sadece kendi mahallemizde değil Dünya’nın öbür ucunda olan bir insan ile bir araya gelebilmemize, onunla iletişim kurabilmemize, onu tanımamıza olanak sağlıyor.

Teknoloji bir silah değil fakat silahları yönlendiren, hedef belirleyen ve o hedefe nişan almanı sağlayan bir araç. Teknolojiyi çok daha verimli kullanan ve çok daha fazla kaynağa sahip olan insanların yönlendirdiği insanlar olmamak için teknolojiden uzak durmak değil teknolojiyi anlamak, öğrenmek, tedbirli ve temkinli olmak ve verimli şekilde kullanmak gerek.

Belki bugün değil ama bir gün beynimizi yönlendirmek isteyenlere izin vermeyip insanların kalplerini hakka yönlendirmeye, beyinlerini düşünmeye teşvik etmeye çalışalım.