Allah'a hamd, Rasulüne salât ve selam olsun.

Hepimizin günlerdir konuştuğu, büyük depremin üzerinden yaklaşık 2 ay geçmiş bulunmakta ve hala küçük de olsa artçılar devam etmektedir. Daha önceden de yangınlar, seller, hastalıklar vuku bulmuş birçok kimsenin mağdur olmasına sebebiyet vermişti. Şimdi ise kendimizi, büyük bir depremin, son yüz yıl içerisinde daha önce aynısı yaşanmamış büyük bir felaketin içerisinde bulduk. Ardı ardı kesilmeyen bu doğal afetleri başımıza musallat eden fay hatları, küresel ısınma vs değildir, bunlar ancak birer sebeptir. Küresel ısınmayı ya da fay hatlarını var eden, her şeye kadir olan, Aziz ve Kavi olan Allah'ın meşiyeti ile gerçekleşir.

Allah cc bir şeyi istediğinde sebepli ya da sebepsiz "Ol" emriyle oluverir. Hiçbir güç, hiçbir sistem, hiçbir şahıs Allah'ın emrettiğine ya da men ettiğine engel olamaz. Gerçekleşen büyük felaketi var eden Allah, bu olayda da şu an göremediğimiz, belki ileride göreceğimiz perde arkası büyük hikmetler yaratmıştır. Şer gibi gözüken bu olaylar hayr ile sonuçlanabilir. Allah bilir, biz bilemeyiz.

Büyük kıyamet gerçekleşmeden yaşanan bu kötü hadise, akıl sahipleri için birer ders niteliğindendir. AFAD Kuruluşun resmi kaynaklarında yaşanan 7.7 deprem 65 saniye, 7.4 deprem ise 45 saniye sürmüştür. Binlerce binanın yıkılmasına, binlerce kaybın yaşanmasına yol açması, mülkün ve hâkimiyetin ancak Allah’ın olduğunu, uyulması gereken şeriat, tabi olunması gereken bir din varsa onun da Allah’ın dini olan İslam olduğunu, İslam dışı tüm batıl dinlere, ideolojiye hayır demenin zamanının geldiğini; gaybı bildiklerini iddia eden sahte, düzenbaz, yalancı şeyhlerin aciz kaldığını, kendilerine bile fayda veremeyeceklerini, cennetten istediği kimselere verilen arsaların, köşklerin yalan olduğunu, istediği kimseleri de cehennemden kurtaramayacaklarını bizlere hatırlattı.

"Göklerin ve yerin hâkimiyeti/egemenliği Allah’a aittir. Allah, her şeye kadîrdir."[1]

Bu deprem, zararı ve faydayı celbedecek olanın Allah olduğunu, Allah dışında tüm varlıkların Allah'ın dilemesi olmadığında ne kendilerine ne de başkalarına fayda ve zarar veremeyeceklerini, Allah'tan başka güç ve kuvvet olmadığını, güçlü olanın, ondan başka ilah olmadığını gözler önüne sermiş bulunmaktadır. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

 “Şayet Allah sana bir zarar dokunduracak olsa, O’ndan başka o zararı giderecek kimse yoktur. Senin için bir hayır dileyecek olsa, O’nun lütfunu geri çevirecek kimse yoktur. (Lütuf ve ihsanını) kullarından dilediğine ulaştırır. O, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) El-Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Er-Rahîm’dir.”[2]

Peki, Allah’ın iradesiyle ve dilemesi ile gerçekleşen bu felaketlerin ana sebebi nedir?

Allah cc tabiata ve canlılara bir takım kurallar ve yasalar belirlemiştir. İnsanın dışında tüm canlı yada cansız varlıklar Allah'ın belirlemiş olduğu düzene, sisteme boyun eğmektedir. Dünya yaratıldığı günden beri Dünya, Güneş, Ay, Yıldızlar ve akla gelemeyecek varlıklar Allah'ın emrine uymakta, herkes kendi görevini eksiksiz bir şekilde yerine getirmekte ve Allah'ı zikretmektedir. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

"Yedi gök, yer ve bu ikisi içinde olanlar O’nu tesbih eder. O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların tesbihini anlamazsınız. Şüphesiz ki O, (kulların hak ettikleri cezayı erteleyen) Halîm, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr’dur."[3]

Bütün cansız varlıkların kendisine hizmet ettiği insanoğlu bundan müstesnadır. Ruhlar aleminde verdiği misakı yerine getirmemekte, dünyaya yaratılış gayesi olan rabbine kulluğu unutmakta, rabbini zikretmesi ve anması gerekirken parayı, şöhreti, şehveti anmaktadır. Rabbine ibadet etmesi gerekirken kendisi gibi kul olanlara ibadet ettiğinden dolayı Allah'ın yasasını ve düzenini bozmaktadır. Hal böyle olunca da yağan yağmur, insanların meskenlerini oluşturan taşlar, kulakların hoşnut duyduğu sesler, faydası çok olan rüzgâr, su kaynağı olan denizler birer azaba dönüşmektedir. Bu nimetlerin hepsi nimete dönüşmektedir. Yani insanoğlunun kendi eli ile yaptığı amellerin neticesidir.

“İnsanların elleriyle kazandıkları (günahlar) sebebiyle, karada ve denizde bozgunculuk baş gösterdi. Belki (İslam’a) dönerler diye (Allah), yaptıklarının (cezasının) bir kısmını onlara tattırmaktadır.”[4]

Evet, Allah'ın yeryüzündeki yasası aslında bu ayetler ışığında açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Yeryüzünde ve gökyüzünde insanoğlu için hizmete sunulan varlıklar, insanoğlunun yaptığı ameller sonucu ya nimete yâda azaba dönüşmektedir. Bir memlekette afetlerin çoğalması, helakların artması o halkın elleriyle kazanmış oldukları günahlar sebebiyledir. Allah (cc) belli bir zümreye azap gönderirken geride kalan milletlerin ibret almalarını, rablerine dönmelerini, günahlarından bağışlanma dilemelerini istemiştir. Kimi bu vesile ile tevbe edecekler, kimileri de belli bir zaman geçtikten sonra hallerine ve günahlarına kaldığı yerden devam edecektir. Rabbimiz bu yasadan şöyle bahsetmektetir:

“Şayet o beldenin halkı iman etmiş ve (Allah’tan) korkup sakınmış olsaydı, göğün ve yerin bereket (kapılarını) onlara açardık. Fakat yalanladılar. Biz de onları işledikleri (günahlara) karşılık (azapla) yakalayıverdik.”[5] 

Yukarıdaki ayeti kerimede Allah cc günahlarından azab olunan beldenin ismini muayyen olarak zikretmemiş, Ehl-i Kura/Beldenin halkı diyerek umumu bir genelleme yapmıştı. Ve kim olursa olsun, hangi zaman ve tarihte, ırkları, soyları fark etmeksizin Allah'a iman etmeyen, O'na ortak koşan, Allah'ın hudutlarına riayet etmeyen, günahlara aldırış etmeyen kimseler Allah'ın lütfundan ve rahmetin uzak olmakla birlikte, bereketlerin yok olmasına ve azabın meydana gelmesine birer sebep olacaktır.

Bu deprem yine bizlere; Allah’ın ayetlerini yalanlayanların, Onun emirlerinden ve yasaklarından yüz çevirenlerin, unutanların, Onun kanunlarına muhalefet ederek yasama ve teşri yapanların, onlara destek veren kimselerin de helaka sürükleneceklerini gösterdi.

“Kendilerine hatırlatılan (öğüdü) unuttuklarında, üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Kendilerine verilenlerle sevinmeye/şımarmaya başlayınca da onları ansızın yakalayıverdik. (Azabı gördüklerinde kurtulmaya dair) tüm ümitlerini yitirdiler.”[6]

İnsanlar Allah'ın kadir ve kavi olduklarını idrak edemedikleri takdirde yaptıkları binaların çok sağlam olması, fay hatlarından kaçmaları çok bir şeyi değiştirmeyecektir. Allah azabı dilediği zaman sağlam kaleler yapsalar bile asla kaçamayacaklar ve buna engel dahi olamayacaklardır. Tıpkı bu dönemde yaşanan depremlerin altında kalan enkazlara engel olamadıkları gibi. İnsanlar güç ve kuvvetin Allah olduğunu, tüm insanların, devletlerin zayıf ve güçsüz olduklarını anlarlarsa, ibadetlerini Allah'ı yapıp O'na şerikler koşmazlarsa Allah da göklerdeki ve yerdeki tüm nimetleri fazlısıyla ikram edecek, korku, endişe, huzursuzluk yerini güvene, mutmainliğe ve refaha bırakacaktır.

Bu deprem yine bizlere; insanın dünyaya başıboş gelmediğini anlattı ve hatırlattı. Dünya hayatını bir eğlence, bir oyun olarak görüp Allah’a kul-köle olmayanlar ve bu şekilde Allah’ın huzuruna gidenlere cehennem ateşinde bir münadi şu şekilde seslenecek;

“Yoksa sizi, boşu boşuna/amaçsız yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız? (Mutlak hâkimiyet/egemenlik sahibi, mülkünde dilediği gibi tasarruf eden) El-Melik, (hak ve hakikatin kaynağı) El-Hak olan Allah (böylesi batıl zanlardan ne kadar da) yücedir. O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. O, kerim olan arşın Rabbidir."[7]

Fakat hayatlarına Allah’ı karıştıranlar, dünya hayatında Allah’a kul olarak Allah’ın huzuruna varanlara da şöyle nida edilecek;

Onlara: “İşte bu, yaptığınız (salih) amellere karşılık mirasçısı kılındığınız cennettir” diye seslenilir.

Cennet ve cehennem kimlik/tercih meselesidir. Rabbim tercihini cennete yapan kullarından eylesin. Depremde vefat eden kardeşlerimize rahmet, yaralılara acil şifa versin. Bu felaket bizlerin imanlarını ve salih amellerini artırsın. Müminlerin lehine göre sonuç versin.

Allahumme Amin.

Selam ve Dua ile…

 


[1](3 Âl-i İmran, 189)

[2] (10 Yûnus, 107)

[3] (17 İsrâ, 44)

[4] (30 Rûm, 41)

[5] (7 A’râf, 96)

[6] (6 En'âm, 44)

[7](23 Mü'minûn, 116)