Allah (cc) tarafından kavimlere elçi olarak gönderilen tüm Rasuller, ilâhî mesajları eksiksiz bir şekilde toplumlarına iletmişlerdir. Vahiyden uzak duran, dünyada egemen oldukları toplumları nefsanî arzularına ve heveslerine göre yönetmeye çalışanlar, Allah'ın elçileri “Allah’a ibadet edin ve O'na ortak koşmayın” ilkesini anlatır anlatmaz, onlara karşı çıkmış ve akabinde amansız bir mücadelenin içerisine girmişlerdir.
Küfrün ve Şirkin savunucuları Resullerle ve onlara iman edenlerle mücadele ederken birçok tehditlere ve hilelere başvurmuşlardır. Bu tehdit bazen işkence yapmakla, bazen kendi putlarının çarpmasıyla korkutarak, bazen sürgün etmekle, bazen hapsetmekle, bazen erkek çocukları öldürmek ve kız çocukları sağ bırakmakla, bazen taşlamakla ve bazen de boykotla olmuştur.
Küfür ehlinin bu tehditlerine ve hilelerine karşılık Resuller ve tevhid savunucuları sayılarının az, güçlerinin zayıflığına bakmadan şirkin ve küfrün yeryüzünden tamamen kalkması, yerine tevhid inancının hâkim olması için büyük gayret göstermişler ve bu mücadelede büyük bedeller ödemişlerdir. Kıyamete kadar sürecek olan bu mücadelede sonuç olarak müminler galip gelecek ve ebedî mutluluğa nail olacaklardır.
Bu ay tefekkür köşemizde; Tevhid davetinin imamı, teslimiyetin abidesi ve Allah'ın kendisine dost edindiği İbrahim Aleyhisselam'ın kavmi ile olan mücadelesinin bir kısmı olan En’am suresinin 80-81 ayetleri üzerinde durmaya çalışacağız inşallah. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“Kavmi onunla tartışmaya girişti. Dedi ki: Beni doğru yola iletmişken Allah hakkında benimle tartışmaya mı kalkışıyorsunuz? Hem sizin O’na ortak koştuklarınızdan ben korkmam; ancak Rabbim’ in bir şey dilemiş olması başka. Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?”
“Allah'ın size, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O’na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden ne diye korkayım? Öyle ise iki taraftan hangisi güvende olmaya daha lâyıktır? Eğer biliyorsanız söyleyin.”(En’am 80-81)
Vahyin hakikatlerini gizlemeden, apaçık bir şekilde tebliğ eden muvahhidlerin, karşılarında hakikatleri kabul etmeyen, yalanlayan, yüz çeviren ve küfründe direnen toplumları bulması kaçınılmazdır. Hatta bu toplumun içerisinde en yakınları olan baba, anne ve kardeşlerini dahi bulabilirler. Onlar, tevhid akidesini sulandırmak ve küfrün hâkim olması için ellerinden gelenleri yapacaktır. Hakikatler ve gerçekler ayan beyan olmasına rağmen küfür ehlinin direnmesi ve mücadele içerisinde olması aslında davetçilerle değil, Allah’la tartıştığının bir göstergesidir. Çünkü anlatılan gerçekler davetçilerin kendi sözleri değil, Allah'ın sözleri ve ayetleridir.
En’am suresinin 80. ayetinde olduğu gibi İbrahim (aleyhisselam)'ın kavmi haddi zatında İbrahim'in şahsına değil, Allah'ın getirmiş olduğu gerçeklere başkaldırmış ve tartışmışlardır. Allah'a ortak koşan ve yüz çevirenler Allah hakkında bilgisizce ve ilimsizce konuşurlar. Bu özellik müşriklerin genel karakterlerinde var olan bir husustur. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“İnsanlardan öylesi var ki, ne doğru bir bilgisi, ne bir yol göstericisi, ne de aydınlatıcı bir kitabı olmadan Allah hakkında tartışır durur.” (Hac, 8)
Allah’ın emirlerine kayıtsız ve şartsız bir şekilde iman edenler Allah'ın kendilerine resuller vasıtasıyla ulaşan vahiyle, doğru bilgiyle hareket ederler. Müşriklerin Allah ve müminlerle ilgili bilgisizce iddia ettikleri kuruntuları ciddiye almaz ve onların Allah hakkındaki iddialarına şöyle karşılık verirler: “Beni doğru yola iletmişken, Allah hakkında benimle tartışmaya mı kalkıyorsunuz?”
Tevhid akidesine net bir şekilde davet eden İbrahim (aleyhisselam) kavmi tarafından putlarla korkutulmaya çalışılmıştır. Her dönemde toplumun önde gidenleri müminleri farklı şekilde ve metotla korkutmaya çalışırlar. Buna karşılık müminler ise Allah’ın izin vermediği ve dilemesinin gayrısında kendilerine hiçbir gücün ve kuvvetin zarar veremeyeceklerini, asıl korkulması gereken birisi varsa onun da Allah olduğuna inanırlar. Allah’ın (cc) ilminin her şeyi kuşattığına olan teslimiyetleri tamdır. Allah’ın izni olmadan hiçbir otorite, sistem ve toplumun kendilerine bir şey yapamayacaklarını bilirler. Küfür ehli de bu müminlerin dirayetini ve azmini gördükçe düşmanlıklarını ve kinlerini arttırırlar. Böylece iman edenler, daha zor ve çetin imtihanlara maruz kalırlar.
Kur’an-ı Kerîm’de birçok Resul ve onlara iman edenlerin ne gibi çetin imtihanlardan geçtiği ve ne gibi bedeller ödedikleri bizlere anlatılmaktadır. Her dönemde ve zamanda Rasullerin karşısında kendilerine düşmanlık eden insan ve cin toplumu vardır. Ama sonuç olarak Allah (cc), düşmanlarını hem bu dünyada hem de ahirette rezil etmiş, iman edenleri üstün tutup ebedi nimetlerine mazhar kılmıştır. Olaylara bu minvalden bakıldığı zaman düşman karşısında yapılacak sabır ve dirayet büyük kurtuluşun anahtarı olacaktır.
Bu ayetlerden çıkartacağımız derslerden birisi de şudur ki; şirk ve küfür ehlinin bu dünyada müminlere karşı kendilerini savunacakları bir delilleri olmadığı gibi kıyamet gününde de Allah katında kendilerini savunacakları hiçbir delilleri yoktur. Kaynağı ve aslı olmayanın ne gibi bir delili olabilir ki? Allah'a ortak koşanların geçersiz delilleri ve bahanelerinin hiçbiri kendilerine kıyamette fayda vermeyecektir. Müminlerle mücadele ederken kendi batıl dinlerinin hâkim olması için müminleri korkutacak, kendi dinlerine döndürmeye çalışacaklardır. Çünkü korku, bir kimseyi kuşattığı zaman istenilen şeyi elde etmek kaçınılmaz olur. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“O şeytan sizi ancak kendi dostlarından korkutuyor. Onlardan korkmayın, eğer mümin iseniz, benden korkun.” (Âl-i İmran, 175)
Allah (cc) ayetin son bölümünde kendisine şirk koşanlar ile şirk koşmayanlardan hangi grubun emniyette olmaya daha layık olduğu sorusunu sorarak dikkatlerimizi çekmiştir. Allah'ın emniyetine giren kimse ile girmeyen kimse bir olmaz. Dünya hayatında emniyetten uzak kalanlar ahirette de emniyetten fersah fersah uzak kalacak ve perişanlık içerisinde olacaklardır. Hem bu dünyada hem de ahirette emniyette olanlar ise sadece müminler olacaktır. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“İman edip de imanlarına zulmü (şirki) bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır.” (En’am, 82)
Bu ayet-i kerime nazil olduğunda sahabe, Allah Rasulüne (sav) “Ey Allah'ın Rasulü! Hangimiz nefsimize zulmetmedik ki?” diye sorunca Rasulullah (sav) şöyle buyurdu:
“Bu, sizin sandığınız zulüm değildir. Salih kul Lokman’ın şöyle dediğini duymadınız mı? “(Hani Lokman oğluna öğüt verirken demişti ki) Oğulcuğum! Allah'a şirk koşma! Şüphesiz ki şirk, en büyük zulümdür “ (Buhari)
Rabbim bizleri şirkten ve şirk ehlinden muhafaza etsin. Allahumme âmin
Selam ve dua ile