İSLAM ÜMMETİNİN HEZİMETE UĞRAMASININ FAKTÖRLERİ[1]
Allah’a hamd, Rasulune salat ve selam olsun.
Hiç şüphe yok ki Allah (cc) İslam ümmetine zamanı ve vakti geldiğinde yardım edecektir. Allah tarafından yardıma mazhar olunacak İslam ümmetinin tüm fertleri üzerine düşen sorumlulukları ve görevleri yerine getirmesi durumunda bu yardım mümkün olacaktır. Görev ve sorumluluklar yerine gelmeden yardım beklemek abesle iştiğal olma anlamına gelir. Öncelikle bilmemiz ve kesin iman etmemiz gereken husus Allah’ın İslam ümmetine kesin yardım edeceğidir. Eğer yardım etmiyor, kafirleri müminlerin başına musallat ediyorsa bizlerde bir sorun olduğunu anlamımız gerekmektedir. Müminlere yardım etmek Allah’ın kesin vaad ettiği bir durumdur. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır.
“Allah, içinizden iman edip salih amel işleyenlere vadetti: Onlardan öncekileri yeryüzünün halifeleri kıldığı gibi onları da yeryüzünün halifeleri kılacak, razı olduğu dinlerinde kendilerine iktidar/güç verecek ve korkularından sonra onları emniyete kavuşturacaktır. (Bu vaatte bulunduklarım) bana ibadet eder, hiçbir şeyi bana ortak koşmazlar. Kim de bundan sonra kâfir olursa işte bunlar, fasıkların ta kendileridir!” [2]
“Müminlere yardım etmek, bizim üzerimize bir haktır.”[3]
Mütevatir bir hadiste Allah Rasulü (sav) şöyle buyurmaktadır:
“Ümmetimden Allah'ın emrini yerine getiren bir topluluk sürekli bulunacaktır. Onları aşağılayan veya onlara muhalefet edenler, onlara asla zarar veremeyecektir. Öyle ki Allah'ın kıyamet emri gelinceye kadar bu topluluk insanlara karşı böyle muzaffer halde kalacaklardır.”
Allah (cc)’ın vaad ettiği bir durum ise İslam ümmetini muhafaza etmesi ve genel olarak kafirleri müminlerin üzerine top yekun tasallut etmemesidir.
Allah (cc) şöyle buyuruyor;
“Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir.” [4]
Allah (cc) şöyle buyuruyor;
“Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşmaya kalkışsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra onlara yardım da edilmez.“[5]
İbni Ömer’den (ra) rivayet edildiğine göre Rasulullah (sav) şöyle dedi: “Kıyametten hemen önce, ben kılıçla gönderildim. Rızkım, mızrağımın gölgesi altında kılındı. Emrime karşı çıkanlara da zillet ve alçaklık verildi. Kim bir kavme benzerse o onlardandır.”[6]
İslam ümmetini oluşturanlar şahıslar ve fertlerdir. Bizlerden kaynaklanan etkenlerden ve sebeplerden dolayı Allah’ın yardımı bizlere mazhar olmuyor. Bu yazımda bu etkenleri yani hezimete uğramamızın ve Allah’ın yardımından mahrum olunmamızın sebepleri maddeler halinde, Kur’an ve sünnet rehberliğinde anlatmaya ve kısa izahatlarda bulunmaya çalışacağım inşallah.
1) Allah’ın Zikrinden Yüz Çevirmek
Allah (cc) şöyle buyuruyor;
“Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir. Muhakkak ki biz, mücrimlerden intikam alacak olanlarız.“[7]
Allah (cc) şöyle buyuruyor;
“Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatılıp ondan yüz çeviren ve kendi elleriyle yaptığını unutandan daha zalim kim vardır! Biz onların kalplerine, bunu anlamalarına engel olan bir ağırlık, kulaklarına da sağırlık verdik. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayete eremeyeceklerdir.“[8]
Allah’ın zikrinden yüz çevirmek günahların en büyüğü ve Allah’ın cezasını gerektiren bir durumdur. Ve ayette zikrettiği üzere Allah’ın zikrinden yüz çevirmek zulmün en büyüğüdür.
“Allah’ın mescitlerinde onun adının anılmasını yasak eden ve onların yıkılması için çalışandan kim daha zalimdir. Böyleleri oralara (eğer girerlerse) ancak korka korka girebilmelidirler. Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük bir azap vardır.”[9]
Allah (cc) mücrimlerden intikamını alacaktır. Mücrimlerden birisi de Allah zikrinden yüz çevirenlerdir. Hiç şüphe yok ki Allah’ın zikrinden yüz çevirenlere Allah’ın yardımı gelmeyecek bilakis azap gelecektir.
2) Rasulullah’ın Emrine Muhalefet Etmek
Allah (cc) şöyle buyuruyor;
“Artık onun emrine muhalefet edenler, başlarına bir belânın gelmesinden veya elem dolu bir azaba uğramaktan sakınsınlar.“[10]
İbn-i Ömer’den (ra) rivayet edildiğine göre Rasulullah (sa) şöyle dedi: “Kıyametten hemen önce, ben kılıçla gönderildim. Rızkım, mızrağımın gölgesi altında kılındı. Emrime karşı çıkanlara da zillet ve alçaklık verildi. Kim bir kavme benzerse, o onlardandır.”
Rasulullah’ın (sa) emrine muhalefet etmek Allah tarafından büyük azabı gelmesine sebebiyet verir. Ayetten açıkça anlaşılmaktadır ki Rasulullah’ın emrine kim muhalif bir davranış içerinde olursa kendisine dininde büyük bir fitne musallat olur. Bu fitne bidat, şirk, küfür vs ya da elim bir azap olabilir. Rasulullah hadislerinde de geçtiği üzere emrine muhalefet olanlara zelillik, aşağılanmışlık fitnesi söz konusu olur. Hangi ceza bunlardan daha büyük olabilir?
3) Müminlerin Yoluna Muhalefet Etmek
Allah (cc) şöyle buyuruyor;
“Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, kim Rasule karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir!”[11]
Rasulullah’a muhalefet ile müminlerin yoluna muhalefet etmeyi bir arada zikretmiştir. Aralarında bir bağın olduğunu göstermektedir. Bu yüzden kim müminlerin yolundan başka bir yola tabi olursa Rasulullah’ın emrine karşı çıkmış olur ve büyük azaba duçar olur. Müminlerin yolundan maksat ise; sahabe ve onların yolunu ihsan ile tabi olmuş kişiler yani ehli sünnet vel cemaattir.
“İslâm’ı ilk önce kabul eden muhacirler ve ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır.“[12]
İşte bunlar da kurtuluşa ve yardıma mazhar olunacak topluluktur.
İşte onlar Fırkatu-n Naciye ve Taifetu-l Mansura’dır. Nitekim Ebu Hureyre’den (ra) gelen rivayette o Rasullullah’ın (sa) şöyle dediğini söylemiştir: “Yahudiler yetmiş bir fırkaya ayrıldılar. Hristiyanlar yetmiş iki fırkaya ayrıldılar. Benim ümmetim ise yetmiş üç fırkaya ayrılacaklar." Başka bir rivayette: “Ey Allah’in Rasulu Firkatu-n Naciye kimdir? dediler. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ”Onlar, bu gün benim ve ashabımın üzerinde olduğu hal üzere olan kimselerdir” dedi. Başka bir rivayette ise “Onlar, cemaattir” demiştir.[13]
4) Cihadı Terk Etmek
Allah (cc) şöyle buyuruyor;
“Ey iman edenler! Size ne oldu ki, Allah yolunda savaşa çıkın denildiği zaman yere çakılıp kalıyorsunuz? Dünya hayatını ahirete tercih mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının faydası ahiretin yanında pek azdır. Eğer Allah, yolunda sefere çıkmazsanız, sizi elem dolu bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir toplum getirir. Siz ise O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.”[14]
Ebu Davud’un (ra) Abdullah İbn-i Ömer’den (ra) rivayet etmiş olduğu hadiste o Rasulullah’ı (sa) şöyle buyururken işittiğini haber vermiştir: “Iyne[15] yoluyla alışveriş yaptığınız, öküzlerin kuyruğuna yapıştığınız, tarımı seçtiğiniz ve cihadı terk ettiğiniz zaman Allah size öyle bir zillet musallat eder ki dininize dönünceye kadar onu üzerinizden kimse atamaz.”[16]
Allah yolunda yapılan cihadı terk etmek büyük günahtır ve büyük tehlikesi vardır. Cihadı terk eden kimselere büyük azap ve helak söz konusudur. Çetin bir azab söz konusu ayetteki şu ifadeden anlaşılır:
“... sizi elem dolu bir azap ile cezalandırır” helak olma durumu ise “ ve yerinize sizden başka bir toplum getirir” ayetinin içeriğinde mevcuttur. Hadiste açık ve sarih bir şekilde cihadı terk eden kimselere zillet musallat olacağı belirtilmiştir. Ve yine naslardan açıkça anlaşılmaktadır ki müminlerin Allah tarafından yardıma mazhar olunması ve kâfirlerin hezimete uğratılması Allah yolunda yapılan cihad ile mümkün olur.
“Onlarla savaşın ki, Allah onlara sizin ellerinizle azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin, mü’min topluluğun gönüllerini ferahlatsın..”
Allah yolunda yapılan cihadı terk etmek Müslümanların başarıyı elde etmemeye ve zillet içerisinde olmasına sevk eder.
5) İyiliği Emretmeyi ve Kötülükten Sakındırmayı Terk Etmek
Allah (cc) şöyle buyuruyor;
“İsrailoğullarından inkâr edenler, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lânetlendi. Bu, onların isyan etmeleri ve hadlerini aşıyor olmalarından ötürüydü.”[17]
Huzeyfe’den (ra) gelen bir rivayette Rasulullah (sa) şöyle dedi; “Nefsimi elinde bulunduran Allah’a yemin olsun ki ya iyiliği emredip, kötülükten alıkoyarsınız ya da Allah’ın sizlere azap göndermesi yakındır. Daha sonra ona dua etseniz de size icabet edilmez.”[18]
Numan bin Beşir’den (ra) gelen bir rivayette Rasulullah (sa) şöyle dedi: “Allah’ın çizdiği sınırları aşmayarak onları koruyanlarla yasaklarını hiçe sayarak hududu çiğneyenlerin durumu aynen şöyledir: Bir gemide yerlerini almak üzere bulunan bir toplum aralarında kur’a çektiler. Bunlardan bir kısmı geminin alt katına bir kısmı da üst katına yerleşmişlerdi. Alt kattakiler su almak istediklerinde üst kattakilerin yanından geçiyorlardı. Alt katta oturanlar hissemize düşen alt kattan bir delik açsak da, üst katımızda oturanlara su almak için eziyet etmemiş olsak, dediler. Eğer üstte oturanlar bu isteklerini yerine getirmek için alttakileri serbest bırakırlarsa hepsi birlikte batar, helâk olurlar. Eğer buna engel olurlarsa hem kendileri kurtulur, hem de onları kurtarmış olurlar.”[19]
Ayeti kerimede İsrailoğularının lanete uğradıkları bildirilmektedir. İyiliği emretmeyi ve kötülükten sakındırmayı bıraktıklarından dolayı Allah’ın rahmetinden uzak kaldılar. İsrailoğullarına isabet eden lanet ve Allah’ın rahmetinden mahrum kalmaları sadece onlara verilen bir ceza değildir bilakis kıyamete kadar gelecek tüm topluluklar ya da ümmetler iyiliği emretmeyi ve kötülükten sakındırmayı bırakırlarsa israiloğullarının başına gelen lanet ve Allah’ın rahmetinden uzak kalma durumu bu kişiler için de söz konusu olacaktır. Hadiste açık bir şekilde anlaşılmaktadır ki iyiliği emretmeyi ve kötülükten sakındırmayı terk eden kimseye Allah (cc) tarafından bir cezaya müstehak olur. Ümmet olarak iyiliği emretmeyi ve kötülükten sakındırmayı bırakılırsa büyük azap söz konusu olur. Allah tarafından verilecek cezaların bir kısmı da İslam düşmanlarını İslam ümmetine musallat kılması ve günahlardan dolayı da zillete mahkûm etmesidir.
6) Dünyaya Sarılmak ve Allah’a İtaat Etmekten Yüz Çevirmek
Allah (cc) şöyle buyuruyor;
“Ey iman edenler! Size ne oldu ki, Allah yolunda savaşa çıkın denildiği zaman yere çakılıp kalıyorsunuz? Dünya hayatını ahirete tercih mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının faydası ahiretin yanında pek azdır.[20]
Allah (cc)şöyle buyuruyor;
“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Rasul’ünden ve Allah yolunda cihat etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.”[21]
Amr İbni Avf el-Ensarî’den (ra) rivayet edildiğine göre, Rasulullah (sa), Ebu Ubeyde İbnu’l-Cerrâh’ı (ra) cizye tahsili için Bahreyn’e gönderdi. Ebu Ubeyde, cizye olarak topladığı mal ile Bahreyn’den geldi. Ensar, Ebu Ubeyde’nin geldiğini duyup, sabah namazını Rasulullah (sa) ile kılmak üzere geldiler. Rasulullah (sa) namazı kılıp gitmeye kalkınca, Ensar önüne durdular. Rasulullah (sa) onları bu vaziyette görünce gülümsedi ve: “Ebû Ubeyde’nin Bahreyn’den malla geldiğini duyduğunuzu zannediyorum?” dedi. Ensar: Evet, yâ Rasulallah! diye cevap verdiler. Bunun üzerine Rasulullah (sa): “Sevininiz ve sizi sevindirecek şeyler ümid ediniz. Allah’a yemin ederim ki, sizler için fakirlikten korkmuyorum. Fakat ben, sizden öncekilerin önüne serildiği gibi dünyanın sizin önünüze serilmesinden, onların dünya için yarıştıkları gibi sizin de yarışa girmenizden, dünyanın onları helak ettiği gibi sizi de helak etmesinden korkuyorum” dedi.[22]
Sevban’dan (ra) rivayet edildiğine göre Rasulullah (sa) şöyle dedi; "Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi birbirlerini çağıracakları zaman yakındır." Orada bulunanlardan biri: "O gün sayıca azlığımızdan mı?" diye sordu. "Hayır!” “Bilakis o gün siz çoksunuz. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çerçöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan çerçöpler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize vehni atacak!" "Vehn de nedir ey Allah'ın Rasûlu?" denildi. "Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!" dedi.[23]
Dünya hayatının dinin önüne takdim edilmesi bu ümmete zilletin ve aşağılığın vuku bulmasına bağlıdır.
7) Ayrılıklar ve İhtilaf
Allah (cc) şöyle buyuruyor;
“Allah’a ve Rasulüne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin, sonra gevşersiniz ve gücünüz gider. Sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”[24]
Allah (cc) şöyle buyuruyor;
“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.”[25]
İbn-i Mesud’den (ra) gelen bir rivayette o şöyle dedi; “Bir adamı Rasulullah’tan (sa) işittiğimin aksine bir ayeti okurken işittim. Daha sonra adamın elinden tutup Rasulullah’ın (sa) yanına getirdim. Durumu anlatınca şöyle dedi; “Her ikinizin de okuduğu doğrudur. Şu’be dedi ki; Rasulullah’ın şöyle dediğini zannediyorum. “İhtilaf etmeyiniz. Sizden öncekiler ihtilaf ettiler de helak oldular.”[26]
Hadiste geçen ihtilaf dünya işlerini de ahiret işlerini de kapsamaktadır. Müslümanların üzerine vacip olan, ayrılıklardan ve ihtilaftan uzak bir şekilde tek ceset gibi olmaları, Allah’ın ipine beraberce sımsıkı sarılmalarıdır.
8) Düşmanlık ve Kinleşmek
Allah (cc) şöyle buyuruyor;
“Şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?”[27]
Zubeyr bin Avvam’dan (ra) gelen bir rivayette Rasulullah (sa) şöyle dedi: “Sizden önce yaşayan ümmetlerin hastalığı size de sirayet etti: Haset ve buğz. Bunlar kazıyıcıdırlar, ama ben saç kazımaktan bahsetmiyorum; din kazımaktan söz ediyorum. Canımı elinde tutana yemin ederim ki, iman etmedikçe Cennet’e giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Dikkat edin; size birbirinizi sevmenizi sağlayacak şeyi söylüyorum; aranızda selamı yaygınlaştırın.”[28]
Ayette açık bir şekilde şeytanın İslam ümmetine kendi aralarında düşmanlığı ve kinleşmeyi nüfus etmeyi isteğini haber vermektedir. Şeytanın bu ifsadı İslam ümmetinin helakına sebebiyet verir. Hadiste anlaşılacağı üzere haset, kendi aralarında düşmanlık insanların dinlerini ifsat eder ve Allah (cc) tarafından bir azaba müstehak olurlar. Bu ümmete kinin, düşmanlığın ve hasedin oluşmasının en büyük iki nedeni şunlardır:
Birincisi; Din hususunda kendi aralarında cedelleşme.
Rafi bin Hudeyc (ra), Rasulullah'ın (sa) şöyle dediğini bana rivayet etti:
"Ümmetimden bazı kimseler kader konusunda Allah'ı inkâr ederler ve bunun farkına varmazlar. Yahudi ve Hristiyanların küfre saptıkları gibi." Ben: "Sana feda olayım ya Rasulallah nasıl söylüyorlar?" dedim. Rasulullah (sa) "Hayır Allah'tandır fakat kötülük şeytandandır diyorlar ve buna da Kur'an'dan deliller getiriyorlar. Fakat iman ve marifetten sonra onlar Allah'a ve Kur'an'a inanmıyorlar inkâr ediyorlar. Ümmetim düşmanlık buğz ve tartışma konusunda onlar gibisiyle karşılaşmadı. Onlar bu ümmetin zındıklarıdırlar. Onların döneminde sultanların zulmü olacaktır. O zamanki zulüm intikam ve kendini beğenme ne kadar şiddetli olacak işte o zaman Allah Teâlâ üzerlerine bir taun hastalığını gönderecek ve hepsini yok edecektir sonra da onları yerin dibine geçirecek kimilerini de hayvanlaştıracaktır. Onlardan pek azı kurtulan olur o gün müminin sevinci az, keder ve üzüntüsü çoktur. Sonra Allah onları çoğunu maymunlara ve domuzlara çevirecektir." Böyle söyledikten sonra Rasulullah (sa) ağladı, ta ki onun ağlayışına biz de ortak olduk. Ona: "Ya Rasulallah bu ağlama nedendir?" denildi. Rasulullah (sa) "Şakilere olan rahmetimdendir. Çünkü onların arasında müçtehidler ve abidler vardır. Bu sözleri ilk söyleyenler olmamalarına rağmen yeryüzü onlara dar gelecektir. Çünkü İsrailoğullarının çoğunluğu bu tür şeylerden dolayı helak oldular" dedi. Sonra: "Ya Rasulallah kadere iman ne demektir?" diye soruldu. Rasulullah (sa) "Yalnız ve tek olan Allah'a iman etmen ve hiç bir kimsenin ondan başka zarar ve fayda sağlamayacağını bilmen, cennetin ve cehennemin varlığına inanmandır. Ve Allah Teâlâ’nın insanları yaratmadan önce cennet ve cehennemi yarattığını sonra insanları yarattığını bilmen ve kullarından dilediğini cennete, dilediğini de cehenneme koyacağına inanmandır" dedi.[29]
İkincisi: Dünya Hırsı
İbrahim ibni Abdurrahman ibni Avf (radiyallahu anh)’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “Ömer (radıyallahu anh)’a Kisra’nın hazineleri getirildiğinde, Abdurrahman bin Erkam Ömer’e ‘bunları niye beytulmala koymuyorsun? dedi. Ve Ömer (radiyallahu anh) ağlamaya başladı. Abdurrahman bin Avf (radıyallahu anh): “Niçin ağlıyorsun ey Mü’minlerin Emiri! Bugün şükür, sürûr ve ferah günüdür!” dedi. Bunun üzerine Ömer (radıyallahu anh): “Bu (mal) bir toplumda çoğalırsa aralarında mutlaka düşmanlık ve buğz (nefret) ortaya çıkar!” buyurdu.[30]
9) Günahların Çok Olması
Allah (cc) şöyle buyuruyor;
“Onların (müşriklerin) başına (Bedir’de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud’da) sizin başınıza geldiğinde, “Bu, nereden başımıza geldi?” dediniz, öyle mi? De ki: “O (musibet), kendinizdendir.” Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye kadirdir.”[31]
Allah (cc) şöyle buyuruyor;
“Sana iyilikten (hasenattan) ne isabet ederse, işte o Allah’tandır. Ve sana kötülükten (seyyiattan) ne isabet ederse, o taktirde o, kendi nefsindendir. Ve seni, insanlara Rasul olarak gönderdik ve şahit olarak Allah yeter.”[32]
Zeyneb Binti Cahş’ın (r.anh) rivayet edildiğine göre, Nebî (sa), korkudan titreyerek onun yanına girdi ve: “Allah’tan başka ilah yoktur. Yaklaşan şerden dolayı vay Arabın haline! Bugün Ye’cûc ve Me’cûc’un seddinden şu kadar yer açıldı” buyurdu ve başparmağı ile şahadet parmağını birleştirerek halka yaptı. Bunun üzerine ben: Ey Allah’ın Rasulu! Salih kimseler olduğu halde helâk olur muyuz, dedim? Rasulullah (sa) “Kötülük ve günahlar çoğaldığı vakit, evet” buyurdu.[33]
Günah işlemeye sevkeden durumlardan birisi de kişinin cahil olması, büyüklük taslamasıdir. İslam ümmetini paramparça ve ümitsizliğe sevk eden ve helak eden günahların en açığı kuşkuşuz faizdir.
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve eğer gerçekten iman etmiş kimselerseniz, faizden geriye kalanı bırakın. Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Rasulüyle savaşa girdiğinizi bilin. Eğer tövbe edecek olursanız, anaparalarınız sizindir. Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur.”[34]
Aynı şekilde de kâfirlere dostluk kurmak da helaka sebebiyet verir. Allah’ın müminleri sakındırdığı günahlardan uzak kalınmalıdır ki helak söz konusu olmasın.
10) Hayırlı Amelleri Yapmaktan Kaçınmak.
Bu hayırlı amellerden birisi de sadakadır;
“Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever.”[35]
Bu ayetin nüzul sebebi hakkında İmam Kurtubi’nin nakletmiş olduğu şu kıssa var olmuştur. İmam Buhari’nin (ra) Huzeyfe’den (ra) rivayet ettiğine göre şöyle demiştir. “Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın.” Bu ayet nafaka konusunda inmiştir. Ve Yezid bin Ebi Hubeyb Eslem bin İmran’dan rivayet ederek onun şöyle dediğini söylemiştir. "Emeviler devrinde Abdurrahman bin Velid kumandasında bir İslâm ordusu, Kostantiniye yani İstanbul şehrine gaza etmişti. Rumlar şehrin surlarına arkalarını dayamışlardı. O sırada Müslümanlardan bir zat, kaledeki düşman üzerine açıktan hücum etmiş, bunu gören insanlar: 'Bırak, bırak! Lâilahe illallah, kendi kendini tehlikeye atıyor.' demişlerdi. Bunun üzerine Ebu Eyyub el-Ensarî (ra): 'Ey müslümanlar! Bu ayet biz Ensar topluluğu hakkında nazil oldu. O vakit ki Allah Nebi'sine yardım etti ve dini olan İslâm'ı galibiyete mazhar kıldı. O zaman biz artık mallarımızın başında durup onların ıslahı ile meşgul olalım mı? demiştik. Allah’u Teâlâ: 'Allah yolunda sarfediniz. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayınız' ayetini indirdi. Bundan dolayı kendini tehlikeye atmak, mallarımızın başında durup, onları ıslah ile uğraşmamız ve cihadı terketmemizdir. demiştir. Bunun üzerine hiç durmayıp Allah yolunda cihad etmiş ve nihayet şehid olup, İstanbul'da defnolunmuştur."
Ebu Eyyub el-Ensarî (ra) böylece kendini tehlikeye atmanın, Allah yolunda cihadı terketmek demek olduğunu ve ayetin bu hususta nazil olduğunu haber vermiştir. İbn-i Abbas'tan, Huzeyfe'den, Hasen, Katâde, Mücâhid, Dahhak'tan da böyle rivayet edilmiştir.
11) Allah’ın İndirdiği Hükmü Terk Etmek
Allah (cc) şöyle buyuruyor;
“Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tâğut'a inkar etmeleri kendilerine emrolunduğu halde, Tâğut'un önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor. Onlara: 'Allah'ın indirdiğine ve Rasule gelin' denildiği zaman, münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün. Kendi işledikleri yüzünden başlarına bir musibet geldiği, sonra da “Biz iyilik etmek ve uzlaştırmaktan başka bir şey istememiştik” diye Allah’a yemin ederek sana geldikleri zaman hâlleri nasıl olur? Onlar, Allah’ın kalplerindekini bildiği kimselerdir. Öyleyse onlara aldırma. Onlara öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında etkili ve güzel söz söyle.”[36]
Bu ayeti kerimelerde münafıkların başına gelen musibetler ve belalar Allah’ın indirdiği hükümlerden yüz çevirdiklerinden dolayıdır. Bu musibet onların zelil olmalarına ve üzerlerine azabın gelmelerine örnek olarak gösterilebilir.
İbn-i Ömer (ra) Rasulullah’ın (sa) şöyle dediğini aktardı; “Ey Muhacirler topluluğu! Beş şey vardır ki, bunlar başınıza gelir ve onlarla imtihan edilirseniz ki bunların başınıza gelmesinden Allah'a sığınırım. Bunlar şunlardır:
-Bir cemiyette fuhuş ortaya çıkar ve alenen yapılır hale gelince o cemiyette o zamana kadar görülmeyen taun ve başka ızdırap veren hastalıklar yayılır.
-Ölçü ve tartıda eksiltmeye başladıkları vakit kıtlık ve geçim sıkıntısı baş gösterir ve başlarına zalim yöneticiler geçer.
-Malların zekâtlarını vermedikleri vakit gökten yağmur kesilir. Şayet hayvanlar olmasa hiç yağmur yüzü görmezler.
-Allah'a ve O'nun Rasulüne verdikleri sözü bozduklarında dışarıdan düşman musallat olur da ellerindeki nimetlerin bir kısmını alır.
-Devlet adamları da Allah'ın kitabıyla hükmetmedikleri vakit kendi aralarında savaşırlar."[37]
Salat ve selam Rasulullah’a (as), ailesine ve ashabının üzerine olsun.
[1] Bu makaleyi Şeyh İbrahim Bin AbdulAziz tarafından kaleme alınmıştır. Makalenin orijinal ismi عوامل هزيمة الأمة /Avamilu Hezimetü’l-Ümme”’dir. Makalenin aslını değiştirmeksizin bazı eklemelerde bulunarak hazırladım. Doğrular Allah’dan, yanlışlıklar nefsimdendir.
[2] (24/Nûr 55)
[3] (30/Rûm 47)
[4] (4/Nisa 141)
[5] (3/Ali imran 111)
[6] (İmam Ahmed)
[7] (32/Secde 22)
[8] (18/Kehf 57)
[9] (2/Bakara 114)
[10] (24/Nur 63)
[11] (4/Nisa 115)
[12] (9/Tevbe 100)
[13] (Ebu Davud); (Tirmizi)
[14] (9/Tevbe 38-39)
[15] (Bir kimsenin bir malı belli bir fiyat karşılığında vadeli olarak satıp aynı malı peşin parayla sattığı fiyattan daha ucuza geri satın almasıdır.)
[16] (Elbani hadisi sahih kılmıştır)
[17] (5/Maide 78)
[18] (Tirmizi)
[19] (Buhari)
[20] (9/Tevbe 38)
[21] (9/Tevbe 24
[22] (Tirmizi)
[23] (Ebu Davud)
[24] (8/Enfal 46)
[25] (3/Al-i İmran 105)
[26] (Buhari)
[27] (5/Maide 91)
[28] (Tirmizi)
[29] (Taberani)
[30] (Beyhaki)
[31] (3/Âli imran 165)
[32] (4/Nisa 79)
[33] (Buhari); (Müslim)
[34] (2/Bakara 278, 279)
[35] (2/Bakara 195)
[36] (4/Nisa 60-63)
[37] (İbn-i Mace)