Namazın Dindeki Yeri, Başın Vücuttaki Yeri Gibidir![1]
Çoğumuz vaktin namazını bir an önce kılmanın telaşındayız. Zaten böyle bir telaş olmaması, sonra kılarız mantığı içinde namazı geciktirmek/geçiştirmek, kişiye musibet olarak yeter de artar.
Bizler ise genelde namazı kılıyoruz ama bir gafletimiz var ki, ne dediğimizi ve neler yaptığımızı unutuyoruz. Binaenaleyh bu ayki hadisimiz şöyle;
Osman İbni Affân radıyallahu anh, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittiğini söyledi:
“Bir müslüman, farz namazın vakti geldiğinde güzelce abdest alır, huşû içinde ve rükûunu da tam yaparak namazını kılarsa, büyük günah işlemedikçe, bu namaz önceki günahlarına keffâret olur. Bu her zaman böyledir.” (Müslim)
Şerh:
“Namaza meyli olmayanın ezanda kulağı olmaz” demişler. Yani bir işin bütününü istemeyenler, o işin ayrıntılarıyla hiç ilgilenmezler. Şimdi sorumuzu soralım; ezanı duyamadığınız zamanlar oluyor mu?!
Bir Müslüman namazına çok önem vermelidir. Öncelikle abdest, namazı ilk vakitte kılmak, Kur’an ayetleri okumak, ta’dîl-i erkân üzere kılmak mühim amellerdendir. Ama bir amel var ki, bu en zorudur. Yüce Allah, Kitabında müminlerin vasıflarını anlatırken, ‘onlar namazı kılarlar’ deseydi bizim için her şey çok kolay olacaktı. Mü’minun suresinin başında müminlerin vasıfları anlatırken şöyle buyurmaktadır:
“Mü'minler muhakkak kurtuluşa ermişlerdir. Onlar namazlarında hûşû içinde olanlardır.” (Mü’minûn 1-2)
Evet, sadece namaz kılmak yetmiyor, o namazda huşu içinde olmamız gerekiyor ki bu sayede kurtuluşa erenlerden olabilelim.
Huşu, hayranlık ve korkunun karıştığı bir duygudur. Boyun eğme, gönlü korku ve saygı ile dolmadır. Dikkat ve hürmet halidir. Mü’minler derin bir edep, minnet ve mahcubiyet duygusu ve tevazu içindedirler. İbadetlerinde zahiri ve kalbi esaslara dikkat ve riayet ederler.
“Rablerine karşı içleri titreyerek-korkanların O'ndan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah'ın zikrine (karşı) yumuşar-yatışır.” (Zümer 23)
Rabbinin huzurunda saygıyla durur, Allah’ın ayetlerini okuyarak, hatalarından tövbe ederek yaklaşırlar.
Çoğu müslüman kendisini fazla ilgilendirmeyen meseleleri birçok hocaya sormakla vakit geçiriyor. Zamanımıza baktığımızda, ‘Kurtuluştan, Kur’an’dan, namazdan’ soru soran pek yok. Çünkü o görevi yapıyoruz zaten…!
Namaza gereken önem verilmeyince çoğumuz ne kıldığını ne söylediğini ve hangi rekâtta olduğunu bile bil(e)miyor. ‘Aman namazımıza şunlara şunlara dikkat edelim’ diyen kimse de ya hiç yok ya da pek az! Kalpler farkında olmadan hastalanıyor. Böylece günler, haftalar ve yıllar içinde hastalık büyüyerek devam ediyor.
Ne yapmalı? Yani namazlarımızı nasıl düzeltebiliriz?
Önce abdestten başlamalı, malum abdestsiz namaz olmaz;
“Abdesti olmayanın namazı yoktur.” (İbn Mace ve Ebû Dâvûd )
Çok Yıkanan Çok Temizlenir!
Câbir (r.a)’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Beş vakit namazın benzeri, sizden birinizin kapısı önünden akıp giden ve her gün içinde beş defa yıkandığı bol sulu bir ırmak gibidir.” (Müslim)
Fıkıh kitaplarının ilk konusu temizlik ile başlar. Çünkü “Temizlik imanın yarısıdır.” Müslüman temiz insandır. İman ile temizlik birbirinden ayrılmayan iki din esasıdır. Namaz abdestle ve ezanla başlar. Çünkü ezanda Rabbimiz kurtuluşa çağırıyor. “Hayye ales-salâh- Hayye alel-felâh.” “Haydin namaza haydin kurtuluşa!”
Namazı bir kurtuluş görüp yük olarak görmeden gitmemiz icap eder. Abdest, kulun Rabbinin huzuruna çıkmadan önce hem maddi hem de manen temizlenmesidir. Yıkama sırasında ilgili aza ile yapılan günahlar dökülmektedir. Temizlik çok önemlidir. Bir kralın karşısına çıkarken bile insanlar üzerlerine çeki düzen verir, kokuyorsa giderir, yıkanır… Bilâ teşbih, her namaz öncesinde de bizler, Allah’ın huzuruna çıkmadan önce temizlenelim, güzel kokalım, güzel kıyafetler giyelim, dünyaya bir mola verelim… Yine abdest alırken de gelişi güzel yapmaktan imtina etmeliyiz. Çünkü bir hadis-i şerifte şöyle buyurulur;
“…Abdullah b. Amr (ra)’dan dedi ki: Yaptığımız yolculukların birinde Nebi (sav) geride kalmıştı da sonradan bize yetişti. O sırada ikindi namazı vakti girmişti. Biz de abdest alıyorduk. Ayaklarımızı meshedercesine az su ile yıkamağa başladık. Nebi (as) bu hâli görünce en yüksek sesiyle iki, yahut üç kere: “Ateşte yanacak ökçelere yazık!” diye nidâ etti.” (Buhârî ve Müslim)
Peki, namazı nasıl kılmalıyız?
Bir kişi Nebi (as)’a gelip “Ya Rasulallah! Bana bir şeyler öğret, fakat kısa olsun” deyince Rasulullah (sav) ona:
“Namaza kalktığın zaman dünyaya veda edecek olan biri gibi namazını kıl. Yarın özür dileyeceğin bir sözü konuşma. İnsanların elindekilerden de kesinlikle ümidini kes” buyurur.” (İbn Mâce )
Bu hadisten anlıyoruz ki gücümüz nispetinde ilimden istifade etmeliyiz. Bu hadis, özlü bir peygamber tavsiyesidir. Üç konu var ki; biri namaza, diğeri insanlarla diyaloga, sonuncusu da insanın kendisine ve beklentilerine yöneliktir. Bu öğütte üç de davranış şekli vardır. Bu davranışlardan biri, insanın Rabbiyle; diğeri insanlarla; bir diğeri de hem kendisiyle hem de toplumla olan ilişkileriyle ilgilidir.
Konumuza ışık tutan yönü ise namaz ile ilgili ilk kısmıdır. Nasıl namaz kılmalıyız? Dünyaya veda edecek kimsenin son namazı gibi, bir sonraki vakte çıkmayacağını bilen kimsenin namazı gibi namaz kıl!
Bu namaz huşulu ve hüzünlü bir namazdır. İhlaslıdır, içinde korkuyu da barındırır.
Kalpteki üzüntü yüze yansır, gözlerden yaşlar boşanır.
Kardeşim sana bir soru; hiç şöyle bir namaz kıldın mı?
“Onlara Rahman'ın ayetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı.” (Meryem 58)
Bu kıvamda değilsek Rabbim bizleri ıslah etsin. Eğer ki ağlayarak secdeye kapananlardan isek Rabbim verdiği nimeti geri almasın. Âmin.
Bir sonraki vakte çıkmayacağını bilen bir kimse, dünyalıklar aklında olarak namaz kılmaz. Akıbeti için korkar; kabirde başına neler geleceğini bilmediği için korkar, geri de bıraktığı ehli için bile korkar. Titreyerek namaz kılar.
Lütfen nefsine bir sor; şayet son kez namaza durmuş olsan, bunu bilmiş olsan; nasıl namaz kılarsın!?
Buna nasıl cevap veriyorsan ki, bozulmamış bir fıtrat “ihlâsla, hüzünle ve titreyerek” diyecektir. İşte öylece namazını kıl!
Nereye gideceğini bilmiyorsun ve son namazın… Yani cenneti umuyor lakin oraya layık mısın bilmiyorsun. Cehennemden korkuyor ama cenneti de umuyorsun. Belki de bu sorunun cevabını öğrenmen an meselesi, saatler içinde…
Kıldığın namaz seni kötülüklerden alıkoyuyor mu?
Namazlarımızın Allah katında kabul olup olmadığını bilmeyiz. Ama fahşa ve kötülükten uzak durabiliyorsak kabul olunduğuna delalet eder. Bu çizgiden ne kadar uzaklaşırsak, günahlara yakın olursak namazlarımızın da kusurlu olduğuna delalet eder.
“Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tir. Allah yaptıklarınızı bilir.” (Ankebut, 45)
Kur’an, konuşan nasihatçidir; insanın dünya ve âhiret faydasına ne varsa onları yapmayı, zararına olan şeyleri de terk etmeyi öğütler. Bütün şartlarına dikkat ederek hakkıyla kılınan namaz da insanı her türlü hayâsızlıktan, çirkinlik ve edepsizlikten, dinin ve akl-ı selimin kabul etmediği şeylerden, bütün kötülüklerden engeller. Onda böyle bir şuur ve dikkatin oluşmasına yardım eder.
“Namazı ikame ederler.”
İbn Abbas (r.a) der ki: Yani, namazı farzlarıyla eda ederler. Namazı ikame etmek; rükû, secde ve kıraati eksiksiz yapmak, tam olarak huşuyla ve Allah’a yöneliş haliyle eda etmektir.
Katâde der ki: Namazı ikame etmek, vakitlerine, abdestine ve rükûlarına ve secdelerine riayet etmektir. Süreklilik ifade eder.
Kur’an tilavetini, Tahiyyât ve salavatları mükemmel bir şekilde yapmaktır demişler. Bu ayetin ‘Namaz kılarlar’ diye tercüme edilmesi eksiktir. ‘Namazı ikame ederler’ ifadesi bundan çok daha fazlasını anlatır.
Doğru dürüst, yani tadili erkan ile huşu ve hudu ile saygı içinde kılmak ve hatta kıldırmak manalarını ifade eder.
Kılmayanları da uyarmak ve namazın gereklerinin, safların sık tutulması gibi detaylara da dikkat etmek İslam’ın gerekli kıldığı şeylerdir.
Anna babanın çocuklarına namaz terbiyesi vermesi, devlet yetkililerinin ve herhangi bir kurumun yetkilileri engelleri giderip, sebepleri hazırlamak suretiyle teşvik etmesi, cemaate önem vermesi bu kabildendir.
İkame kelimesi ‘kıyam’ kökünden olup ‘kaldırıp dikmek, düzeltip doğrultmak veya kıymetlendirmek ve titizlikle uygulamak manalarına gelir.
“Namaz dinin direğidir, kim onu terk ederse dinin yıkmıştır.” (Acluni)
Bu hadiste din yüksek bir binaya benzetiliyor ve namaz direği olarak, imanda temelini oluşturmaktadır. Namaz ile din binasının inşası ve korunması ve devam ettirilmesinin gerekliliği anlatılıyor.
“Namazı Allah’ı görüyormuş gibi kılın.” (Müslim)
Öncelikle namazda kimin huzurunda durduğumuzu bilmemiz lazım. Aceleye getirmemeli, henüz abdest alırken hissetmeli, kimin huzuruna geçeceğimizi hayal etmeliyiz. Dünyalık meşgaleleri aradan çıkarmalı, konsantre olmalıyız. Ne okuduğumuzu bilmeli, söz verdiğimizin, kulluk sözü verdiğimizin farkında olmalıyız. Eğer ki Allah’ı görüyormuşçasına ibadet edemiyorsak şunu başarmalıyız; O bizi görmektedir. Birileri bakınca namazımızı nasıl düzeltiyoruz! İşte Allah’ın kendisini gördüğünü bilen bir kul öylece namazına çeki düzen verir. Rabbim halimizi ıslah etsin.
Selef-i sâlihîn (rh), namaza kalktıklarında titrer, renkleri sararırdı. Onlardan birine bunun sebebi sorulduğunda şöyle cevap vermiştir:
“Ben namazda Yüce Allah’ın huzurunda duruyorum. Dünya sultanları karşısında bile insanlar böyle davranırken, titreyip sararırken, bütün hükümdarların mutlak hâkimi olan Allah huzurunda başka nasıl davranabilirim?” [2]
Onlar namaza doyamadılar!
Mekke müşriklerinin eline düşen Hubeyb bin Adiy (ra)’a öldürülmek üzeredir. Ölmeden önce son bir isteğinin olup olmadığını sorarlar ona. Hubeyb ise ‘iki rekat namaz kılmak’ ister. Namazını ise mümkün olduğu kadar kısa süre içinde kılar. Sanmasın ki müşrikler ölümden korktu da namazını uzattı.
Bu kıssayı bir tefekkür edelim, şu yüce ideale biz de ulaşabilir miyiz acaba! Sizi öldürmeye niyet edecekler ve kaçışınız da yok. Artık son anlarınızın olduğu malum. Bir soğuk su veya başka bir şey istemiyorsunuz… Bunun yerine iki rekât namaz kılmak istiyorsunuz…
Allah aşkına öyle bir anda namaz aklınıza gelir miydi?
Eğer böyle bir anda ‘namaz’ aklınıza geliyorsa Allah’la sıkı bağınızın olduğunun göstergesi değil midir? Buradan şunu da anlıyoruz ki, namazın içinde sabır vardır.
“Sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin. Doğrusu namaz çok ağır ve çetin bir iştir. Ancak o, Allah’a duyduğu derin saygıdan kalbi ürperenlere ağır gelmez.” (Bakara 45)
Burada sabır ve namaz birlikte zikredilmiştir. İmana sabır, ilme sabır, amele sabır, musibetlere sabır, kısaca bütün başarıların başı sabırdır. Sabır iki yönlüdür. Birincisi hoşa gitmeyecek durumların acısına tahammül göstererek onların güzel neticelerini beklemektir. Bu, acı ilaçlarla tedavi olmaya benzer. Hoşumuza gitmese de onları kullanırız. İkincisi ise çabucak gelecek olan lezzet ve şehvetlerden uzak durarak onların hazin sonuçlarından sakınmaktır. Bu ise zehirli tatlılardan sakınmak gibidir. Görüldüğü üzere sabır kalbi amellerin, namaz ise yapılması emredilen zahiri amellerin en önemlisi ve aynı zamanda en zorudur.
Kardeşlerim! Namazlarımıza dikkat etmez isek tehlike büyüktür. Nebi (as.) şöyle buyurur;
“Kişi rükû ve secdesini tam yaparak namazı güzel bir şekilde edâ ederse namaz o kişiye: “Beni muhâfaza ettiğin gibi Allâh da seni muhâfaza etsin!” der. Namaz yükseltilir. Kişi rükû ve secdesini tam olarak yapmaz, namazını güzelce edâ etmezse namaz ona: “Beni zâyî ettiğin gibi Allâh da seni zâyî etsin!” der. Namaz, eski elbisenin dürüldüğü gibi dürülüp adamın yüzüne çarpılır.”[3]
Rabbim bizi, neslimizi ve bütün Müslümanları namazı gereği gibi kılan, namazla kurtulan kullarından eylesin. Namazı bir yük gören kullarından da eylemesin. İbrahim (as.)’ın duası;
Ey Rabbim! Beni namaz kılan biri eyle. Soyumdan gelenleri de. Ey Rabbimiz! Duamı kabul eyle. (İbrahim 40)
Âmin.
[1] (Taberani)
[2] (Kurtubî, el-Câmi‘, XIII, 348)
[3] (Beyhakî, Şuab; Suyûtî, Câmi)