Münafıklık ve alametleri, Allah azze ve cellenin Kuranda sıkça bahsettiği, üzerinde durduğu konulardan birisidir. Kuran’da nifak ve münafık kavramları yaklaşık olarak otuz küsür yerde ve birçok surede Allah azze ve celle tarafından zikredilmektedir.

Bakara, Ali İmran, Nisa, Maide, Enfal, Araf, Tevbe, Hac, Nur, Ahzab, Muhammed, Fetih, Hadid, Mücadele, Haşr, Münafikun sureleri münafıklar ile ilgili ayetlerin olduğu surelerdir.

Yukarıda ismi geçen surelerin tertibine bakıldığında da anlaşılacağı üzere bu konu Kur’an’ın başından sonuna kadar üzerinde durulan bir konudur. Ayrıca bizzat kendisi ile alakalı bir surenin olduğu ender kavramlardan birisidir. Münafıkun suresi, münafıklar hakkında inmiş başlı başına bir suredir.

Nifak kelime anlamı olarak bir delikten girip diğer delikten çıkmak anlamına gelir.

Daha iyi anlaşılabilmesi için şunu ifade edebiliriz; Tarla farelerinin ya da toprak altında yaşayan canlıların kendilerine yuvalarında iki delik açmak suretiyle kendilerine hangi taraftan zarar gelir ise aksi yönden çıkıp kurtulmaları bu kelime ifade edilir.

Şeri manasına gelecek olursak; kalpte gizlenen şeyin aksini dışa izhar etmektir. Kalbinde kişinin küfür var iken dışından iman var gibi davranması ve hareket etmesidir. İç tarafın dışa muhalif olmasıdır.

Yani kişinin zahirinde iman ve imanın işaretleri, alametleri olmasına rağmen içinde ve gizlisinde küfür itikadına sahip olmasıdır.

Nifak iki kısma ayrılır. İtikadi nifak ve ameli nifaktır. Ya da başka bir isimlendirme ile büyük nifak ve küçük nifak da denilebilir. Büyük nifaktan kasıt yukarıda yapmış olduğumuz tanımdır. Küçük nifaktan kasıt ise kişinin iman sahibi olmasına rağmen bazı amellerinde münafıkların özelliklerini taşımasıdır.

Rasulullah’ın (sav) belirttiği vasıfları (yalan söylemek, emanete hıyanet etmek, sözünde durmamak, hasımlıkta haddi aşmak) üzerinde taşımak suretiyle kişi ameli münafık olur.

İman ve küfür belli olup mümin ve kafir ayırt edilebilirken, nifak ve münafık insanlara gizli bir haldir. Bu hastalığa maruz kalmak ve bu belanın büyüklüğünden ötürü nifak büyük bir şeydir.

Yine nifakın tehlikesini idrak etmemiz için şu durumu düşünebiliriz; Bakara suresinin başında Allah azze ve celle müminler hakkında 5, kafirler hakkında 2 ayet zikretmiş iken, münafıklar hakkında 13 ayet zikretmiştir.

Münafıkların tehlikesi ve zararı Yahudi, Hrıstiyan ve müşriklerden çok daha fazladır. Çünkü bunların tehlikesi açık ve ayan iken münafığın hali, hile ve desiseleri gizlidir. Nifak kul için son derece tehlikeli bir hastalıktır. Hastalığının tehlikesi gizli ve sinsiliğinden kaynaklıdır.

MÜRCİFLER VE KALBİ HASTALIKLI KİMSELER MÜNAFIKLAR MIDIR?

Kur’an bize sadece münafıklardan bahsetmekle kalmayıp bazı ayetlerde kalbi hastalıklı olanlardan ve mürciflerden de bahsetmektedir. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır;

“Andolsun eğer münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve mürcifler (Medine'de kötü haberler yayıp ortalığı karıştıranlar) (tuttukları yoldan) vazgeçmezlerse elbette seni onların üzerine gitmeye teşvik edeceğiz.”[1]

Bu ayette Allah azze ve celle 3 kısım insandan bahsetmektedir. Münafıklar, kalbi hastalıklı olanlar ve mürcifler.

Bu 3 grup insanların hepsi aynı münafık gruplardan mıdır? Yoksa ayrı ayrı gruplar mıdır? Bu konuda alimler ihtilaf etmiştir.

Bazı müfessirler bunların tamamı aynı grup olan münafıklardan bahsetmektedir demişlerdir.

İkinci bir görüşe göre ise bir grup müfessirler bu zikredilenlerin hepsi ayrı ayrı zikredildiği için hepsini ayrı birer grup olarak değerlendirmişlerdir. Yani münafıklar ayrı bir grup, kalplerinde hastalık olanlar ayrı kimseler, mürcifler yani asılsız haber yayanlar ise o iki gruptan da ayrı kimsedirler. Bu görüşü destekleyen ayetlerden birisi de şudur;

“Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine, insanlar arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimsenin durumu hiç, karanlıklar içinde kalmış, bir türlü ondan çıkamamış kimsenin durumu gibi olur mu? İşte kâfirlere, işlemekte oldukları çirkinlikler böyle süslü gösterilmiştir.”[2]

Bu ayette kafir olanların kalplerinin ölü olmasından bahsedilmektedir ki münafıkların kalbinde de küfür olduğu için imansızlık onun kalbinin ölümüdür. Ancak kalbin hastalıklı olması ise ölü kalpten farklı bir durumdur.

İlk görüşü destekleyen ayet ise şudur;

“Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır.”[3]

Bu ayette ise münafıkların kalplerinin hastalıklı olduğu direkt olarak beyan edilmiştir. Her ne kadar münafıkların özellikleri içerisinde asılsız haber yaymak ve kalbi hasta olmak gibi özellikler var ise de bunların ayrı ayrı kimselerde olması da muhtemeldir.

Ayrı ayrı değerlendirdiğimizde ise bizim için önemi şu olur ki; bizler münafıklıktan kaçtığımız gibi, kalbimizin hastalanmasından da, asılsız haberleri yaymaktan da sakınmalı ve kaçmalıyız.

SELEFİN NİFAKTAN KORKMASI

Nifaktan ve münafıklıktan korkmak kul adına olumlu bir husustur. Çünkü münafık kendinden emindir. Mümin ise kendisinin münafık olmasından çekinen kimsedir. Bu yüzden nifaktan korkmak, müminin iyilik alametlerindendir. 

Nice sahabeler vardır ki cennet ile müjdelenmelerine rağmen nifaktan ve münafıklıktan korkmakta idiler.

İbni Ebi Müleyke[4] şöyle demiştir; “Rasulullah’ın (sav) ashabından 30 kişiye ulaştım. Hepsi kendileri için nifaktan korkuyorlardı. Onlardan hiçbiri “Ben Cebrail’in ve Mikail’in imanı üzereyim” demezdi.[5]

Bu sahabelerin en başında ise Ömer (ranh) gelmektedir. Kendisi için nifaktan son derece korkmakta idi. Münafıkların listesinin kendisine emanet edildiği Huzeyfe İbnül Yeman’ı sürekli darlamaktaydı. Ta ki o listede kendisinin isminin olup olmadığını kesin bir şekilde öğrenebilsin diye. Bunu yapan kimseler yani nifaktan korkan kimseler Rasulullah’ın (sav) en yakınındaki insanlardı. Efendimiz ile savaşlara çıkan, birden fazla kere cennetle müjdelenenlerdi. Ayrı ayrı ya da toplu şekilde cennet müjdesine nail olanlardı. Ancak kendileri adına bu amelden son derece tedirginlik duymakta idiler.

Hanzala el Esedi’den (ranh) rivayet edildiğine göre o ağlarken Ebubekir (ranh) ona uğradı ve

“Sana ne oldu?” dedi. O da; “Hanzala münafık oldu ey Ebubekir! Rasulullah (sav) bize cennet ve cehennemi hatırlatırken gözümüzle görür gibi oluyoruz. Dönünce eşlerle çocuklarla uğraşıyor ve çok çabuk unutuyoruz” dedi.

Ebubekir (ranh) dedi ki: “Vallahi biz de böyleyiz.” Bunun üzerine ikisi birlikte Rasulullah’a (sav) gittiler. “Ey Hanzala! Neyin var?” buyurdu. “Ya Rasulallah! Hanzala münafık oldu” dedi. Ve Ebubekir’e (ranh) anlattığını ona da anlattı. Rasulullah (sav) buyurdu ki;

“Şayet yanımda bulunduğunuz halinizi devam ettirseydiniz, elbette meclislerinizde ve yollarınızda melekler sizinle musafaha ederlerdi. Fakat ey Hanzala! Bir saat öyle, bir saat böyle.”[6]

Rasulullah’a (sav) yakın iki ismin haline bir bakın!. Onlardan birisi ise cennetle henüz hayatta iken müjdelenmiş Ebubekir (ranh)dır.

Hasan Basri (rahimehullah) şöyle demiştir;

“Nifaktan ancak mümin kişi korkar. Ondan ise ancak münafık emin olur. Nifak üzere ısrar etmekten ve tevbe etmeksizin isyandan sakınmaz. Çünkü Allah azze ve celle şöyle buyurmaktadır; “Onlar bildikleri halde yapmış oldukları (hatalar) üzere ısrar etmezler.”[7]

Bizim kendi nefislerimizi muhasebe etmemiz, nifak alametlerini üzerimizde taşıyıp taşımama hususunda tedirgin olmamız gerekir. Bu korku ve tedirginlik kul için hayırdır. Kul kendisi adına nifaktan korktuğu sürece hayır üzeredir. Münafık olan kimse kendinden emin olur. Muttaki mümin ise tedirgin olur.

ÜMMETE VERDİKLERİ ZARARLAR

Nifak ile alakalı iki tehlike söz konusudur. Birincisi fert açısından nifaka düşmek ve münafık olmaktır. İkincisi ise münafık bir bireyin ya da topluluğun ümmete vereceği zarardır.

Münafıkların İslam toplumuna ve ümmete verdikleri zarar çok büyüktür. Rasulullah’ın (sav) hayatında buna dair birçok noktalar bulabiliriz. Örneğin;

Uhud savaşında 1000 kişilik orduyu belli bir mıntıkaya gelindiğinde münafıkların başı olan Übeyy İbni Selül böldü. Ve ordunun yaklaşık üçte birini savaştan vazgeçirerek geriye çevirdi.

Yine İfk hadisesinde Aişe annemize iftira atarak ve bunun yayılmasını sağlayarak Müslümanlar arasında asılsız haberler yayarak güven duygusunu zedelediler.

Beni Mustalık’ta kuyudan su çekme kavgasının çıkmasına, sonra da bunun büyümesine sebep olarak Ensar ile Muhacir arasında bir çatışmaya sebep olmaları gibi birçok yerde Müslümanlara zararlar vermişlerdir.

Yine olumsuz bir davranışları da Tebûk seferi sürecinde ortaya çıkmıştır. Hem onlardan bazılarının yolculuğa katılmayışları, hem katılanların yolda itaatsizlik yapmaları, Rasulullah (sav) ve Müslümanlar aleyhinde konuşmaları, hem de Allah Rasulü (sav) yolculuğa çıkmadan önce, toplanma ve bir anlamda örgütlenme merkezi olarak kullanılmak üzere inşa ettikleri Dırâr mescidiyle kendilerini belli ettiler.

Bunlar onların birçok kere Müslümanlara zarar verdiklerine örneklerdir. Rasulullah’tan (sav) sonra halifeler döneminde özellikle Osman ve Ali (ranhuma) döneminde olayların büyümesine sebep olarak Müslümanların gücünü zayıflatmışlardır.

Münafıkların genel olarak zararları güvensizliği yaymak, ihanet etmek, bölmek, asılsız haberler çıkartmak, zayıflatmak ve parçalamak üzerine olmuştur.

BU KAVRAM NEDEN ÖNEMLİDİR?

Münafıklığı niçin öğrenmeli ve üzerinde durmalıyız?

Çünkü günahların küfrün habercisi olması gibi, küçük nifak da büyük nifaka vesiledir. Günahlarda ısrar edenin ölüm anında imanının alınacağından korkulduğu gibi, nifak hasletleri üzere ısrar eden kimsenin de imanının alınacağı ve halis münafık olacağından korkulur. Bu yüzden ilk olarak münafıklığı ve münafıkların özelliklerini ve sıfatlarını;

  • Kendimizi korumak için öğrenmeliyiz. Münafıklardan olmamak için münafıkların özelliklerini öğrenmeliyiz. Aksi takdirde onların özelliklerini üzerimizde taşıyıp yakıcı azabı hak edebiliriz.
  • İkinci olarak ise münafıkların halleri gizli olmasına rağmen Allah azze ve celle bizlere onların özelliklerini anlatmaktadır ki onları tanıyıp fert ve ümmet olarak onlardan sakınabilelim. Onların fitnesinden ve fesadından uzaklaşabilelim. İslam toplumunu ve topluluğunu onların zararlarından koruyabilelim.
  •  Üçüncü olarak ise Allah azze ve celle onlar ile mücadele etmemizi bizlere emretmiştir. Müslümanların safını korumak ve onlar ile mücadele etmek ve mücadele yöntemlerini öğrenmek için de onların vasıflarını öğrenmeliyiz.
  •  Yine bir başka önemli husus da amellerimizi riyadan korumak ve karşılığını alabilmek için öğrenmeliyiz.

Münafıkların cezasına dair Rabbimiz şöyle buyurmaktadır;

“Allah, erkek münafıklara, kadın münafıklara ve kâfirlere, içinde ebedî kalmak üzere cehennem ateşini va'detti. O, onlara yeter. Allah, onlara lânet etmiştir. Onlar için sürekli bir azap vardır.”[8]

Bu ayette Allah azze ve celle münafıkların erkeklerini ve kadınlarını ayrı ayrı zikretmiş iken kafirleri ise çoğul siğası ile getirerek kafir erkekler ve kafir kadınlar dememiştir. Bu husus münafıkların ister kadın olsun ister erkek olsun ne kadar ağır bir cezası olduğuna ve cezanın büyüklüğüne işaret etmektedir.

Ayrıca nifakın, küfürden ve şirkten daha beter olduğuna bir işaret de vardır. Bununla birlikte münafıkların kadın olsun erkek olsun nifaklarında gayret sahibi olduklarını da anlayabiliriz.

Rabbimiz bunun büyüklüğüne vurgu için şöyle buyurmaktadır;

“Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan) çevriliyorlar!”[9]

Kafirlerden daha aşağılık ve cezalarının büyük olmasının sebebi onların yaptıkları işlerde ihanetin ve hainliğin olmasındandır.

Biz de bundan sonraki yazılarımızda, kendimiz ve ümmetimiz adına bu kadar tehlikeli bir hastalıktan bahsetmeye ve onların özelliklerini zikretmeye çalışacağız inşallah…

Selam ve dua ile…



[1] (33/ Ahzab 60)

[2] (6/ Enam 122)

[3] (2/ Bakara 10)

[4] (Tabiinin büyük imamlarındandır.)

[5] (Buhari)

[6] (Müslim)

[7] (3/ Ali İmran 135)

[8] (9/ Tevbe 68)

[9] (63/Münafıkun 4)