Allah’a hamd, Rasulüne salat ve selam olsun.
Hatırlanacağı üzere Derginin 30. sayısında iman ve salih amelin öneminden ve faydalarından bahsetmiş, bir sonraki sayıda bir kimseye, salih amel işlemede etken olan faktörleri ele alacağımı belirtmiştim. Fakat 31. sayıda bu nasip olmadı. Bu sayıda Allah’ın izni ve inayeti bu konuya yer vereceğim inşaallah.
Kıymetli Kardeşlerim!
“Bu kadar öneme sahip olan salih ameli işlemede yardımcı olan, başarıya götüren etkenler nelerdir?” sorusuna birlikte Kur’an ve sünnet çerçevesinde cevap bulmaya çalışalım ve müminler olarak bu hususta muvaffak olabilmemiz için birbirimize dua edelim.
Salih amel işlemede bizleri muvaffak kılacak ilk husus Allah’a (cc) dua etmek ve sadece ondan yardım istemektir. Allah (cc) yardım etmez, başarıya sevk etmez ise tüm dünya bir araya gelse de kul bu hususta başarıya ulaşamayacaktır.
“Allah size yardım ederse, artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse, ondan sonra size kim yardım eder? Müminler ancak Allah'a güvenip dayanmalıdırlar.” [1]
Rasûlullah (sav) Efendimiz, bir gün Muaz b. Cebel’in elinden tutarak ona şöyle buyurmuştur: Ey Muâz! Allâh’a yemin ederim ki, ben seni gerçekten seviyorum. Ey Muâz! Sana her namazın sonunda:
“Allah’ım! Seni zikretmek, Sana şükretmek ve Sana güzelce kulluk etmekte bana yardım et! duasını hiç bırakmamanı tavsiye ediyorum.”[2]
Rasulullah’ın (sav) özelde Muaz bin Cebel’e, genelde ise tüm ümmetine yaptırmaya çalıştığı duanın içeri gerçekten çok manidardır. Rabbimizi bolca zikretmenin, şükretmenin ve güzelce kulluk etmenin formulü hadiste Allah’tan yardım istemek ve ona dua etmenin gerekli olduğunu bizlere hatırlatmaktadır.
Salih amele sevk edecek, kulu bu hususta harekete geçirecek hususlardan birisi de kişinin Allah’tan korkması yani takva sahibi olmasıdır. Bu da Allah’ın yasakladığı şeylerden uzak kalmaktır. Muttaki olan kimsenin dünya işleri de ahiret işleri de kendisine kolaylaştırılır.
Ey takva sahibi olup derdi olan kardeşim, dertlenme Allaha karşı samimiyetine ve takvana devam et, Allah senin derdini çözecektir. Dünya sana dar mı geliyor? Zindanlar içinde sıkılıyor musun? Kafirin elinde tutsak mısın? Kafirin elinde canın, namusun güvende mi değil? Allah’a dua et ve takvalı olmaya devam et. Vallahi Allah sana çıkış kapısı açacaktır. Bu Allah’ın vadidir. Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:
“Kim Allah'tan korkup sakınırsa (Allah) ona bir çıkış yolu gösterir ve onu hesaba katmadığı bir yönden rızıklandırır. Kim de Allah'a tevekkül ederse O, ona yeter. Elbette Allah, kendi emrini yerine getirip gerçekleştirendir. Allah, her şey için bir ölçü kılmıştır.”[3]
“Kim Allah'tan korkup sakınırsa (Allah) ona işinde bir kolaylık gösterir.”[4]
“Kim Allah'tan korkup sakınırsa Allah, kötülüklerini örter ve onun ecrini büyütür.”[5]
Bir başka etken ise kişinin yediğine, içtiğine dikkat etmesidir. Helal yemek, duanın kabulünde ve kişiye salih amel işletmede büyük öneme sahiptir.
Rabbimiz (cc) şöyle buyurmaktadır:
“Ey elçiler, güzel ve temiz olan şeylerden yiyin ve salih amellerde bulunun.”[6]
Ayetteki "tayyibat" hususunda şu iki izah yapılmıştır:
1) Tayyibat, helal olan şeyler demektir. Rızıktan tayyib olanların, helal, saf (temiz) ve kavam olanlar olduğu söylenmiştir: Helâl kendisinde Allah'a isyan olmayan; saf, kendisinde Allah unutulmayan; kavam ise nefsi gemleyen ve aklı muhafaza eden demektir.
2) Bu, yiyecek ve meyvelerden, leziz ve hoş olanlar demektir. Böylece Allah (cc) nübüvvet ve onun gereklerini yerine getirmek her ne kadar ağır olsa da, Peygambere, diğer insanlara mubah kıldığı gibi tayyibatı yemeyi mubah kıldığını bildirmiştir.
Allah (cc) Peygamberlerine “Ey Resuller, tayyibattan yeyin” buyurduğu gibi müminlere de, “Ey iman edenler, size rızık olarak verdiğimiz tayyibattan yeyin.”[7] buyurmuştur. Ayetteki, “Tayyibattan yeyin” emrini “salih amellerde bulunun” emrinden önce getirmesi, salih amelden önce, helal lokmanın bulunması gerektiğine (salih amelin, helal lokmaya bağlı olduğuna) delâlet eder.[8]
Sahih-i Müslim’de, Ebu Hureyre'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasulullah (sav) buyurdu ki: "Ey insanlar! Şüphesiz Allah hoş ve temizdir. Ancak hoş ve temiz olanı kabul eder. Muhakkak Allah müminlere, rasûllerine verdiği emirlerin aynısını vermiş ve şöyle buyurmuştur: "Ey peygamberler! Temiz olan şeylerden yeyin ve salih amel işleyin. Çünkü şüphe yok ki Ben yaptıklarınızı çok iyi bilenim."
Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin (helâl ve) temiz olanlarından yeyin...”[9] -Daha sonra- (peygamber) şunu zikretti: “Bir adam düşünün ki: Üstü başı kirli uzunca yolculuk yapmış olduğu halde ellerini semaya doğru uzatır; Rabbim, Rabbim diye dua eder ama yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, haram ile gıdalanmışsa böyle birisinin duası nasıl kabul olunacak?”
Salih amel işlemeye sebebiyet verenlerden bir tanesi de kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesidir. İnsanın kendini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi Müslümanlığının güzelliğindendir.
Kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmek yani dünyada ve ahirette fayda vermeyecek her türlü sözü ve fiili terk etmekle mümkün olur. Allah (cc) müminlerin özelliklerinden bahsederken şöyle buyurmaktadır:
“Onlar, 'tümüyle boş' şeylerden yüz çevirenlerdir.”[10]
Ayette geçen "lağv" ile ilgili olarak şu açıklamalar yapılmıştır:
1) Buna, her türlü haram ve mekruh işler ile insanın yapmaya mecbur olmadığı (bazı) mubah işler girer.
2) Bu, sadece haram işleri ifade eder. Bu görüş, birincisinden daha sınırlıdır.
3) Bu, özellikle konuşmada vaki olan masiyetlerdir. Bu da, ikinci görüşe göre daha dardır.
4) Lağv, bazen küfür manasına gelir. Nitekim Allah (cc), "O kâfirler şöyle dediler: “Kur'ân-ı dinlemeyin. O'nun hakkında lağviyyat (manasız yaygaralar) yapın..." [11] buyurmuştur. Bazen de, yalan manasına gelir. Nitekim Allah (cc), "O (cennette) hiçbir lağv (yalan) duymazsın"[12] ve "Onlar, orada ne bir lağv, ne günaha sokacak bir şey işitmezler"[13] buyurmuştur. Yine Allah (ac) müminleri bu tür lağviyattân yüz çevirdikleri için övmektedir. Bunlardan yüz çevirmek ise böyle şeyleri yapmamak, bunlardan hoşlanmamak ve bunları yapanlarla içli-dışlı olmamakla mümkündür. İşte bu manada (cc) “Onlar, boş ve kötü lakırdıya rastladıkları zaman, şerefli olarak, (yüz çevirip) geçerler”[14] buyurmuştur. Allah (cc) o müminleri, namazlarında huşulu olan kimseler diye tavsif edince mükellefiyetin iki temeli olan ve insan nefsine çok ağır gelen fiil ve terki (yapmaları ve yapmamaları) bir arada bulundurdukları için, bunun peşi sıra onları, "lağviyattân yüz çevirenler" olarak tavsif etmiştir.[15]
Hikmet ehlinden bazıları şöyle der: “Her kim kendisini ilgilendirmeyen şeylerle meşgul olursa kendini ilgilendiren şeyden mahrum bırakılır.
Kişiye salih ameli kolaylaştıracak unsurlardan bir diğeri ise içinde yamukluğun, eziyetin, gıybetin, alayın olmadığı doğru sözdür. Rabbimiz (cc) şöyle buyurmaktadır:
“Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve sözü doğru söyleyin. Ki O ( Allah), amellerinizi ıslah etsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve elçisine itaat ederse, artık o en büyük kurtuluşla kurtulmuştur.” (Ahzab 70-71)
İbn Kesir (rh) şöyle der: “İşlerinizi düzeltsin” yani sizleri salih amel işlemede muvaffak kılsın.
Yukarıdaki ayeti kerimede doğru sözün faydalarından bir diğeri ise günahların bağışlanmasıdır.
Rabbimden temennim bizlere salih ameli sevdirmesi ve muvaffak eylemesidir.
[1] (3/Al-i İmran 160)
[2] (Ebû Davud, Vitr, 26)
[3] (65/Talak 2-3)
[4] (65/Talak 4)
[5] (65/Talak 5)
[6] (23/Müminun 51)
[7] (2/Bakara 172)
[8] (Tefsiru’l-Kebir)
[9] (2/Bakara 172)
[10] (23/Müminun 3)
[11] (41/Fussilet 26)
[12] (88/Gâşiye 11)
[13] (56/Vakıa 25)
[14] (25/Furkân, 72)
[15] (Tefsiru’l-Kebir)