Soru: Muska ve nazarlık takmak caiz midir?

Cevap: Allah’a hamd, Resulüne salat ve selam olsun. Bu sorunun cevabı sadedinde konuyla ilgili olarak rivâyet edilen hadislerden bazılarını zikredip âlimlerin bu hadisler hakkında verdikleri hükmü açıklayacağız. Umulur ki soruyu soran kimse cevabını bu hadislerde bulur.

1. Hadis: Abdullah b. Mesud (ra)'dan rivayet olunduğuna o şöyle demiştir: “Rasulullah (sav) şu on şeyi çirkin görürdü:

* Sarı renkli -safran gibi- güzel koku kullanmak.

* Saç ve sakala düşen akları siyaha boyamak suretiyle rengini değiştirmek.

* İzârının (elbisesinin paçasını aşık kemiklerinden aşağıya sarkacak şekilde) uzun tutmak.

* Altın yüzük kullanmak.

* (Tavla oyunundaki olduğu gibi) Zarlarla oynamak.

* Kadının, kocası ve mahreminden başkasının yanına süslenerek çıkması (ziynetini/süsünü yabancı erkeklere göstermesi).

* Felak, Nas ve İhlâs surelerinin dışındaki şeylerden rukye yaptırmak.

* Muskalıklar asmak.

* Erkeğin, menisini hanımının fercine değil de dışarıya boşaltması (azil yapması veya hanımına fercinden değil de anüsünden/dübüründen yanaşması).

* Erkeğin, çocuğunu emziren hanımıyla cinsel ilişkiye girmesiyle onu hamile bırakması sonucu annenin sütünün kesilmesine sebep olması."[1]

2. Hadis: Abdullah b. Mes'ud'un hanımı Zeyneb, kocası Abdullah b. Mes'ud'dan (Allah ikisinden de razı olsun) rivayet ettiğine göre Abdullah b. Mes'ud şöyle demiştir: “Rasulullah (sav)'i ‘Rukyeler, nazarlıklar ve (kadını kocasına sevdiren) muhabbet muskalarının her biri, ya açıktan ya da gizli olarak şirke götürür’ derken işittim.”

Abdullah b. Mes'ud'un hanımı Zeyneb: “Niçin böyle söylüyorsun? Bana, Allah'a tevekkül etmemi ve rukyeyi terketmemi mi emrediyorsun? Oysa ben, rukyede fayda gördüm. Allah'a yemîn ederim ki benim ağrıdan gözüm yaşarıyordu da ben, rukye yapması için falanca yahudînin yanına gidip geliyordum. O rukye yaptığı zaman gözümün ağrısı kesilirdi”

Bunun üzerine Abdullah dedi ki: “O, ancak şeytanın işidir. Senin gözlerindeki ağrı, hakikatte ağrı değildi. Aksine o, şeytanın dürtülerinden bir dürtü idi. Yahudi rukye yaptığı zaman gözüne dürtmeyi bırakırdı. Ama Rasûlullah (sav)'in dediği gibi, ağrı hissettiğin zaman şöyle deseydin senin için yeterliydi:

- Ey insanların Rabbi! Bu hastalığı gider. Bana şifâ ver. Ancak sen şifâ verirsin. Senin şifandan başka bizim için hâsıl olacak şifa yoktur. Hiçbir hastalık bırakmayan bir şifâ ihsan buyur.”[2]

3. Hadis: Ukbe b. Âmir (ra)'dan rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir:

“Rasulullah (sav)'i şöyle derken işittim:  Kim, kendisine fayda verdiğine veya kendisinden zararı giderdiğine inanarak muska takarsa Allah hayatta onun hiçbir işini tamamlamasın. Kim, kendisinden göz değmesini (nazarı) uzak tuttuğuna inanarak nazarlık takarsa Allah ona rahatlık ve huzur vermesin.”[3] 

4. Hadis: Ukbe b. Âmir el-Cuhenî (ra)'dan rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir:

“Rasulullah (sav)’e on kişilik bir topluluk (heyet) geldi. Rasulullah (sav) bunlardan dokuz kişinin biatını kabul etti ve birinden elini çekti. Bunun üzerine onlar “Ey Allah'ın elçisi! Dokuz kişinin biatını aldınız da bunun biatını niçin almadınız?” diye sorunca Rasulullah (sav) “Onun üzerinde muska (temîme) var” buyurdu. Sonra elini o adamın elbisesine girdirip muskayı eline alıp parçaladı, daha sonra onun biatını kabul etti. Ardından şöyle buyurdu:

- Kim muska (temime) takarsa Allah'a şirk koşmuştur.”[4] 

Temâim; temime kelimesinin çoğuludur ki bu; çocukların veya büyüklerin boyunlarına asılan veya kötülüğü, özellikle de göz değmesini gidermesi ya da fayda vermesi için ev ve arabaların üzerine asılan boncuk ve kemiklerdir.

Sahabe ile tâbiîn ve onlardan sonra gelen âlimler, içerisinde Kuran'dan ayetler veya Allah Teâlâ'nın isim ve sıfatları olan muskaların caiz olup olmadığı konusunda görüş ayrılığına varmışlardır:

Abdullah b. Amr b. el-Âs (ra) ve başka kimselerin görüşü budur. Zahirine bakılırsa Âişe (rha)’dan nakledilen rivayettir. Ebu Ca'fer el-Bâkır ve İmam Ahmed de bu görüştedir. Muskayı yasaklayan hadisleri, içerisinde şirk olan muskalara yorumlamışlardır. Rukye yapmak için içerisinde Kur'an ayetleri veya Allah Teâlâ'nın isim ve sıfatları olan muskalara gelince caizdir demişlerdir. İbn-i Kayyım’ın tercih ettiği görüş de budur.

Abdullah b. Mes'ud ile Abdullah b. Abbas (ra) gibi sahabiler kesinlikle caiz değildir demişlerdir. Huzeyfe, Ukbe b. Âmir ve Abdullah b. Ukeym'in -Allah ondan râzı olsun- rivayetinin zahiri bunu göstermektedir.

Abdullah b. Mes'ud'un tabiinden bazı arkadaşları ile İmam Ahmed ve birçok ashabının tercih ettiği başka bir rivayette o ve ashabı bu görüştedir. Son âlimler de böyle olduğunu kesin bir dille ifâde etmişlerdir. Bu hadis ile bu anlama gelen hadisi delil göstermişlerdir. Çünkü bu hadisin zâhiri, umumîdir (geneldir), Kur'an'dan olması ile Kur'an dışından olması arasında hiçbir fark yoktur. Buna karşılık rukye, farklıdır. Bunu pekiştiren şey ise sahâbenin hadisi birlikte rivâyet etmeleri ve hadisin geneli ifâde ettiğini anlamalarıdır. Nitekim Abdullah b. Mes'ud'un görüşü de bu doğrultudadır.

Ebu Dâvud, Hamza b. İsa'dan rivâyet ettiğine göre Hamza şöyle demiştir:

“Ben, Abdullah b. Ukeym'in yanına girdiğimde yüzünde bir kızıllık vardı. Bunun üzerine kendisine ‘Muska (temîme) takmaz mısın?’ dedim. Bunun üzerine o ‘Ondan Allah Teâlâ'ya sığınırız. Çünkü Rasulullah (sav) bu konuda “Kim, kendisine fayda verdiğine veya kendisinden zararı giderdiğine inanarak muska, nazarlık ve buna benzer bir şey takarsa Allah Teâlâ onu o taktığı şeyle başbaşa bırakır” buyurmuştur.

Hiç şüphesiz muska ve nazarlıkları caiz görmemek, özellikle de şu günümüzde sakıncalı inanca sebep olan yolu tıkamak içindir. Zira iman, sahabe ve tabiinin kalplerinde dağlar gibi olmasına rağmen onlar, o kutsal dönemlerde muska ve nazarlıkları çirkin gördüklerine göre günümüzde, fitne ve belâların yoğun olduğu şu zamanda, muska ve nazarlıkları çirkin görmek, daha yerinde ve daha uygun bir davranış olması gerekir. Cahil kimseler, bu ruhsatlarla haramların özüne ulaştıkları ve bu haramları bir hile ve vesile olarak gördükleri halde muska ve nazarlıklar nasıl çirkin görülmesin ki?

Bazı kimseler, muska ve nazarlıklara ayet, sure veya besmele gibi şeyler yazmakta, sonra da onun altına, onların kitaplarını okuyanlardan başka hiç kimsenin bilmediği, şeytanî tılsımlar koymaktadırlar.

Yine, onlar insanların kalplerini, Allah (azze ve celle)'ye tevekkül etmekten çevirip elleriyle yazdıkları şeylere gönülden bağlanmaya yönlendirmektedirler. Hatta onların çoğu, başlarına bir şey gelmediği halde asılsız haberler çıkararak onları ürkütürler. Örneğin onlardan birisi, kendisine tutulduğunu bildiği kimsenin malını, hile ile almak istediği zaman ona gelerek şöyle der:

- Senin âilene veya malına veyahut canına şöyle şöyle belâlar gelecektir.

Veya ona şöyle der:

- Seninle beraber (yanında) cinlerden bir arkadaş vardır.

O kimseye şeytani vesveseden birtakım şeyleri vasfeder ve kendisinde doğru feraset olduğu izlenimini verir. Ona çok şefkat ve merhamet duyduğunu ve onun yararına olan şeyleri kazanması için gayret ettiğini söyler durur. Ahmak ve câhil kimsenin kalbi bu anlatılan sözlerin korkusuyla dolunca Rabbinden yüz çevirir, kalbi ve bütün bedeniyle o deccâle dönüp ona sığınır ve Allah -azze ve celle-'ye itimat etmesi gerekirken ona itimat eder. Ardından ona şöyle der:

-Sana vasfettiğim şeylerden çıkış yolu nedir?

-O şeyleri defetmenin (savmanın) hîlesi nedir?

Sanki zarar ve fayda vermek, kendisinin elindeymiş gibi.

İşte bu anda onun emeli gerçekleşir ve onun için belki sarfetmek istediği hevesi daha da büyür. Bunun üzerine ona:

- Sen bana şunu şunu verirsen o muskadan sana yazarım. Onun uzunluğu ve genişliği şu kadardır, diyerek muskayı ona vasfeder, güzel ve yaldızlı sözler söyler ve bu muska, şu şu hastalıklara engel olur, der.

Sen bu muskanın, bu inançla birlikte küçük şirk olduğunu görmüyor musun?

Hayır! Hatta bu davranış, Allah Teâlâ'dan başkasını ilah kabul etmek, ona ibadet etmek, O'ndan başkasına dayanmak, O'ndan başkasına sığınmak, yaratılanların fiillerine güvenip itimat etmek ve onları dinlerinden soyutlamak demektir. Şeytan, insan şeytanlarından olan kardeşleri aracılığı olmadan bu gibi hilelere gücü yeter mi?

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

“De ki: Rahmân'(ın azabın)dan sizi gece-gündüz (uyku ve uyanık hâllerinizde) kim koruyacaktır? Aksine onlar, Rablerini anmaktan yüz çevirirler.” (Enbiya, 42)

Ayrıca o muskaya, şeytani tılsımlarıyla birlikte Kur'an ayetlerinden bazı şeyler yazıp abdestsiz olarak onu asmaktadır. Bu kimse, başına küçük ve büyük hades gelmesine rağmen sürekli bu muskayı üzerinde taşımakta, onun içindeki şeyleri hiç kutsal saymamakta ve ona saygı göstermemektedir.

Allah'a yemîn olsun ki, müslüman olduklarını iddia eden bu zındıkların, Allah'ın kitabını hafife aldıkları kadar, Allah'ın düşmanlarından hiç kimse onu bu kadar hafife almamıştır.

Yine Allah'a yemin olsun ki Kur'an-ı Kerim, okunması, ona göre hareket edilmesi, emirlerinin yerine getirilmesi, yasaklarından sakınılması, haber verdiği şeylerin tasdik edilmesi, helal ve haram sınırlarının aşılmaması, darb-ı mesellerinden ibret alınması, kıssalarından öğüt alınması ve onlara iman edilmesinden başka bir gaye için inmemiştir. Çünkü bütün bunlar, Rabbimiz Allah Teâlâ katındandır.

Muskalar, Kur'an ve sünnet dışından bir şeyle olursa, bunları asmak, şüphesiz şirktir. Hatta bu muskalar, müslümanı İslâm'dan uzaklaştırma konusunda fal ve şans okları mesabesindedir.

Muskalar, yahudilerin tılsımları veya heykellere, yıldızlara ve meleklere tapanların ve cinleri kullananların tılsımları olursa veyahut boncuklar, kazıklar, demirden halkalar gibi, Kur'an ve sünnet dışından bir şeyle olursa, bunları asmak, şüphesiz şirktir. Zira bu gibi şeyler, dinen kullanılması mubah olan sebeplerden veya bilinen ilaçlardan değillerdir. Hatta bu gibi şeyleri kullanan kimseler, bunların özellikle şöyle şöyle acıları giderdiklerine katıksız bir şekilde inanırlar. Bu kimseler, putperestlerin, putları hakkında inandıkları şeyin aynısını bu muskalar hakkında inanmışlardır. Hatta bunlar, câhiliye dönemindeki arapların cahili şeylerinde kullandıkları fal ve şans oklarına benzemişlerdir ki onlar, bir şey yapmak istedikleri zaman fal okunu üçe bölerlerdi: Birisinin üzerine: Yap, ikincisinin üzerine: Yapma, üçüncüsünün üzerine ise: Tekrar dene, yazılırdı. Eğer elinde "yap" çıkarsa, işine devam ederdi, elinde "yapma" çıkarsa, o işi bırakırdı, elinde "tekrar dene" çıkarsa, yeniden fal oklarını kullanırdı. Allah Teâlâ'ya hamdolsun ki O, bize bundan daha hayırlısıyla değiştirmiştir o da İstihâre namazı ile İstihâre duâsıdır.

Bu anlatılanlardan kastedilen: Kur'an ve sünnetten olmayan bu muskalar, müslümanı İslâm'dan uzaklaştırmada bozuk inanç ve şeriata aykırı olduğu için fal ve şans oklarının ortağı ve benzeri mesabesindedirler. Çünkü gerçek tevhîd ehli (muvahhidler) bu gibi şeylere en uzak olan kimselerdir. Onlar, Allah Teâlâ'nın dışında bir şeye tevekkül etmekten ve O'ndan başkasına güvenmekten daha büyük konuma ve daha kuvvetli imana sahiptirler. Muvaffakiyet, Allah Teâlâ'dandır. 

Muskalar, Kur'an ve sünnetten yapılmış olsa bile caiz olmadığını söylemek, bizim âlimlerimizin üzerinde olduğu görüştür.

Sonuç olarak; Kur'an'dan olmayan muskaların haram olduğu konusunda âlimler ittifak etmişlerdir. Kur'an'dan olan muskalar konusuna gelince, âlimler bu konuda ihtilaf etmişlerdir. Kimi âlimler, bu muskaları asmayı caiz görmüş, kimisi ise haram görmüştür. Bu konuda gelen hadislerin genel oluşu ve şirke götüren yolu tıkaması sebebiyle, muskaları asmayı haram görmek, tercih edilen görüştür.

(Allah en doğrusunu bilendir)


[1] Nesai, 5880; Ebu Davut, 4222.

[2] Ebu Davut, 3883; İbn Mace, 3530.

[3] İmam Ahmed, 16951.

[4] İmam Ahmed, 16969.