Bir kişinin Allah’ın (cc) kendilerine kitap vermesinden ve mucizeleri birebir görmesinden –İneğin bir kısmını ölüye değdirilip tekrar dirilmesi gibi- sonra hangi sebepten dolayı Ehl-i Kitab’ın kalplerinin katılaşmasını zem ettiğini düşünmesi gerekir. Daha sonra onlara benzemek bizlere yasaklandı ve şöyle denildi:
“İman edenlerin, Allah'ın ve haktan inmiş olanın zikri için kalplerinin 'saygı ve korku ile yumuşaması' zamanı gelmedi mi? Onlar, bundan önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun bir süre geçmiş, böylece kalpleri de katılaşmış bulunanlar gibi olmasınlar. Onlardan çoğu fasık olanlardı.”[1]
Ehl-i Kitab’ın kalplerinin katılaşmasının bir başka sebebini de şöyle olduğunu Rabbimiz buyurmaktadır:
“Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık.”[2]
Bu ayet, Allah’a (cc) verdikleri sözü bozduklarından dolayı ceza olarak kalplerinin katılaştığını haber vermektedir. Aynı şekilde onlardan ahid ve misak alındıktan sonra ahidlerini yerine getirmediklerinden, Allah’ın emirlerine muhalefet etmelerinden ve yasaklarını işlediklerinden ötürü de kalpleri katılaşmıştır. Ayetin devamında Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:
“(Sık sık) Kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görür durursun.”[3]
Bu ayette Allah’ın (cc), kalplerinin katılaşmasının nedenin zem edilmiş iki özellikten dolayı zikretmiştir.
Birincisi; kelimelerin asıl manalarını tahrif etme.
İkincisi; kendilerine yapılan nasihatleri unutma.
Burada ki manadan kasıt nasihatleri, güzel öğütleri ve hikmetleri terk etmeleri, ihmal etmeleri ve unutmalarıdır. Bu yerilmiş iki haslet, Ehl-i Kitab’a benzedikten dolayı âlimlerimizin sapma nedenleri olmuştur. Bu iki hasletten biri; kelimelerin asıl manalarının bozulması. İlmi amel etmemek için öğrenen kimsenin kalbi katılaşır ve amel etmek için bir meşguliyeti olmaz; bilakis kelimelerin asıl manalarını tahrif eder. Kitap ve Sünnetin lafızlarını aslı manalarını değiştirir ve çeşitli lafızla, hilelerle kelimeleri, luğatta uzak mecaz manalara ve bunun dışındaki manalara hamleder.
Kur’an lafızlarını karalamalar yapamadıklarından ötürü hadis lafızlarına karalamalarda bulunurlar. Kur’an’ın naslarına tabi olan ve anlaşıldığı hale göre amel edenleri kınarlar, onları cahil ve haseviye diye isimlendirirler. Bu görüş dinin asıllarında Kelamcılarda, Re’y fukahasında ve sufi felsefesinde mevcuttur.
İki hasletten diğeri ise; faydalı ilimden kendilerine öğüt verildiği hususları unutma. Bu kimselerin kalpleri öğüt almaz. Bilakis öğrendikleri şeylerden ağlayan ve kalbini yumuşatmak isteyenleri kınarlar ve onları masalcı olarak isimlendirirler.
Re’y ehl-i, bazı şeyhlerinin kitaplarından şunları nakleder: “İlimlerin semeresi, ilimlerin şerefine delalet eder. Kim tefsir ilmiyle meşgul olursa gayesi insanlara hikâye ve kıssa anlatmak olur. Kim de kendi görüşüyle ve ilmiyle amel ederse fetva verir, kadı olur ve müderris olur.”
İşte bu kimselere ayette bahsedilen kişilerin nasibi vardır.
“Onlar, dünya hayatından (yalnızca) dışta olanı bilirler. Ahiretten ise gafil olanlardır.”[4]
Onları bu görüşe iten husus; dünyayı çok sevmeleri ve yüksek makamlara ulaşabilmeleridir. Şayet onlar dünyada zahid, ahiret hususunda istekli olsalardı kendilerine ve Allah’ın kullarına nasihat ederler, Allah’ın (cc) Rasulü’ne (sav) indirdiği hususlara bağlı kalır ve insanları da bunları yapmalarına sevk ederlerdi. Bundan dolayı insanların çoğu takvaya –az bir kısmı hariç- özen göstermez. Kur’an’ın ve hadisin nasları onlara yeter.
Böylelikle bu kimseler batıl tafsilatlara, hileli haramlara dâhil oldular ki bundan ötürü faiz ve diğer haram olan şeylere kapı araladılar ve Ehl-i Kitabın’da yaptığı gibi Allah’ın haram kıldığı hususları çok kurnazlık yaparak helalleştirmeye çalıştılar.
Allah iman edenleri, hak konusunda ihtilaf ettikleri şeylerde hidayet etsin. Allah istediği kimseleri dosdoğru yola iletir. Velhamdulillahi rabbil Alemin.
İbn Receb el-Hanbeli (rh)
[1] (56/Hadid 16)
[2] (5/Maide 13)
[3] (Maide 13)
[4] (30/Rum 7)