Kuruluş koşulları sebebiyle Ürdün'ün, yabancı bir devletin ve bir taht arayan prensin çıkarlarını korumak adına oluşturulmuş yapay bir devlet olduğu iddiasına karşı çıkmak epeyce güçtür. Yabancı devlet (İngiltere), Şeria nehrinin doğusundaki aşiret bölgelerine bir düzen getirmeye kendisi çalışacağına, bunu kendisine bağımlı bir devlete yaptırtmanın daha yararlı olacağına karar vermişti ve Prens Abdullah da lrak'ta küçük kardeşi Faysal'ın kendisinden çaldığını düşündüğü tahtına kavuşmuştu. Irak gibi Ürdün'ün de siyasal bir toplum olarak geçmişi yoktu. Osmanlı döneminin son zamanlarında Suriye vilayetinin ihmal edilmiş bir kısmı, Osmanlıların üzerlerinde pek kontrollerinin olmadığı bedevi aşiretlerinin yaşadığı bir çöldü. Amman 1921'de yeni İngiliz mandasının başkenti olduğunda 25 bin ila 50 bin nüfuslu büyük bir köy olmaktan öteye gitmiyordu. Emir Abdullah ile İngiliz danışmanları işte bu gelişmemiş ve daha önce marjinal olan topraklarda bir devlet kurmaya giriştiler.

İngiltere'nin Ürdün'e duyduğu ilginin asıl sebebi, o bölgeyi savaş sonunda Fransızlarla Ortadoğu anlaşması sırasında kullanmaktı. Mandanın aşiretleri uluslararası sınırlara aldırış etmiyorlardı ve Fransız mandası Suriye'nin topraklarına baskınlar düzenliyorlardı. Abdullah'a tahtı, bölgeye düzen sağlamak kadar bu tür baskınları önlemesi için de verilmiş, İngiltere'den sivil ve askeri personelle finansman kaynağı sağlanmıştı.

1921'de kurulduğunda Ürdün'ün uzun vadeli statüsü kesin değildi. Ancak 1928'de İngiltere mandanın yararlı olduğuna karar verdi ve o yıl İngiltere-Ürdün anlaşmasıyla, Abdullah ile Büyük Devlet patronunun ortak haklarını açıklığa kavuşturacak bir anlaşma imzalandı. Mısır ve lrak'ta olduğu gibi İngiltere'nin yönetimi dolaylıydı ama İngiliz çıkarları korunuyordu; anlaşmaya göre, dış ilişkiler, silahlı kuvvetler, bütçe ve diğer bütün temel hükümet faaliyetlerinde son söz İngiltere temsilcisindeydi. 1928'de bir anayasa yapıldıysa da, bunun Ürdün'ün siyasal hayatında pek önemli rol oynadığı söylenemezdi. Küçük bir yasama meclisi kurulacaktı ama bu meclis krala öylesine bağımlı olacaktı ki, Abdullah meclis üyelerini kolaylıkla kontrol edebilecek ve devletini, meşruti bir hükümdardan ziyade geleneksel bir hükümdar gibi yönetecekti. Ürdün merkeze bağlı olmayan bir aşiret bölgesine istikrar getirmek amacıyla oluşturulduğundan, İngilizler güvenilir bir silahlı kuvvetler kurmaya özel önem veriyorlardı. Arap Lejyonu, mandanın sınırlarını güven altına alıyordu ve iç güvenlik 1930'da Yüzbaşı John Glubb'ın komutasındaki özel bir çöl devriyesinin sorumluluğuna verilmişti. Arap Lejyonu'nun çöl devriyesi kolu olan bu birlik, zırhlı araç, uçak ve diğer modern silahları kullanarak aşiretleri yatıştırmada ve baskınlara son vermede başarılı oldu. İngiliz subayların komutası altındaysa da Arap Lejyonu'na yerel halktan, özellikle de bedevi aşiretlerden asker alınıyordu. Glubb, bunları iyi disiplinli bir savaş gücü haline getirdi ve askerin hükümdara sadakati Abdullah idaresinin güvenilir bir aracı olmasını sağladı.

Ürdün temelde aşiretlerden oluştuğu için bir sivil bürokrasinin gelişmesi, ancak manda dışından eğitilmiş yöneticiler getirtilmesiyle olabilirdi. Yeni yönetimin merkezi mevkileri çoğunlukla İngiliz ve Filistinlilerle dolduruldu ve bunlara bir miktar Hicazlı ve Suriyeli eklendi. Bu memurların yerel aileleri ya da bölgesel güç temelleri olmadığından muhalif siyaset yapamayacaklardı. Gerçekten de iki dünya savaşı arası dönemde siyasal hayat diye fazla bir şey yoktu; milli partiler kurulmamıştı; Abdullah rüşvetle aşiret ittifakları sağlıyor, o olmadığı takdirde Arap Lejyonu'nu muhalif aşiretlerin üzerine gönderiyordu. Ürdün'ün manda döneminde başlıca bölgesel etkisi, Abdullah'ın sürekli etkinliğini genişletme arayışlarıyla geçti. Emir’in emelleri çöl mandasının sınırlarını aşıyor, daha çok toprak elde etmeye çalışıyor, Suriye ve Irak tahtlarına kendisini aday gösteriyordu. Filistin'de arabuluculuk yolu yapmaya da çalışmış olmakla birlikte, Siyonist liderle çalışmaya istekli olması kendisini Arapların gözünde kuşkulu duruma soktu. Abdullah'ın iyi bilinen kişisel emelleri, İngiltere'ye yakınlığı ve ailesinin Irak tahtını elinde bulundurması, diğer Arap liderlerinin çoğunu kendisinden uzakta tutuyordu. Abdullah kısıtlı bölgesel rolüne ve İngiltere'ye bağımlılığına ne kadar kızsa da, İngiltere'nin kendisine bir toprak ve onu devlet yapma imkanı sağladığını biliyordu. 2. Dünya Savaşı başladığında hiç duraksamadan İngiltere'ye bağlılığını ilan etti. Savaşın sıkıntılı ilk yıllarında kendisi ve etkili ordusu, Ortadoğu'da İngiliz davasına çok değerli hizmetler verdi.

Irak'ta Raşid Ali krizi sırasında Abdullah, iyi örgütlenmiş Arap Lejyonu'nu İngiltere'nin emrine tahsis etmişti. Lejyon yardım gücünün çölden geçmesinde önemli rol oynadı ve Kuzey Irak'ta baskınlar yaptı. Abdullah'ın ordusunu bir İngiliz seferinde başka bir Arap devletine karşı kullanması milliyetçi Arap çevrelerinde zaten tartışmalı olan ününü daha da sıkıntıya sokmuş olsa bile, İngiltere'ye hizmetinin savaştan sonra ödüllendirileceğini umuyordu. Nitekim düş kırıklığına da uğramadı. 1946'da Ürdün'ün bağımsızlığı tanındı ve Abdullah prenslikten krallığa yükseltildi. 1. Dünya Savaşı sonrası anlaşmaları sırasında adeta sonradan akla gelmiş gibi oluşturulan çöl prensliği, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra bölgenin önemli bir askeri ve diplomatik gücüne dönüşmüş oluyordu.

Ürdün, bağımsızlık sonrasında Ortadoğu’nun en çalkantılı meselelerinden biri olan Arap-İsrail çatışmasının merkezinde yer almıştır. 1948 Savaşı sonrasında Batı Şeria’yı kontrol eden Ürdün, 1967 Savaşı ile bu bölgeyi kaybetmiştir. Buna rağmen ülke, diplomasi ve denge siyasetiyle bölgesel istikrarı önceleyen bir çizgi izlemiştir. 1994 yılında İsrail ile imzalanan barış anlaşması, Ürdün’ün bölgedeki ılımlı ve uzlaştırıcı rolünü pekiştirmiştir.

1999 yılında II. Abdullah’ın tahta çıkmasıyla Ürdün, kontrollü reformlar ve modernleşme politikalarıyla yeni bir döneme girmiştir. 2011 yılında Ortadoğu’da etkili olan Arap Baharı süreci, Ürdün’de de sınırlı protestolara yol açmış; ancak monarşi, anayasal reformlar ve siyasi düzenlemelerle istikrarını korumuştur.