Kimin hayatı tamamen kolay ki? Dertler, hastalıklar, borçlar, ihanetler ve kayıplar hepimiz için... Bazen en güvendiğiniz dostunuzdan öyle soğuk bir cümle duyarsınız ki, üzerinden kırk yaz geçse de içiniz bir daha ısınmaz. Kimi hastalıklar hayatınıza bir girer ve her şeyi altüst eder; öyle ki şifası ancak ölümle gelir. Bazen de dürüst bir insanı bile borçlar yıpratır; sözünde duramaz hale gelir, yalan söyler ve bütün itibarı zedelenir.
Ancak bu ömür, sürekli kara kara düşünerek geçmez. Şöyle bir toparlanıp silkinmek gerekir. Tam bu noktada şu hadis-i şerifi nazarlarınıza sunmak istiyorum:
"Hayat şartları sizinkinden daha aşağıda olanlara bakınız; sizden daha iyi olanlara bakmayın. Bu, Allah'ın üzerinizdeki nimetini hor görmemeniz için en uygun yoldur."[1]
Elindekinin Kıymetini Bilen, Zaten Çok Şeye Sahip Olduğunu Fark Eder!
Hiçbir imtihan seni üzmek için hayatına girmez. Sana Allah'ın kapısını çalmayı öğretir. Kimseden bir şey bekleme! Güzel şeyler ancak Allah’tan gelir. Şu ayeti bir tefekkür et:
“Eğer Allah'ın sizin için nimetlerini saymaya kalksanız kesinlikle sayamazsınız. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.”[2]
Şükredenler az olduğu gibi nimetleri gören de azdır. Dostum! Çevrene bir bak, kolaylıklara bir bak. Çeşmeden akan su, sağlığın, bineğin ve arkadaşların, aslında büyük bir nimettir.
Yalnızlığın dili olsa…
Aişe anamızın evladı olmadı. Hatice anamız, gönlünün huzuruna kırk yaşında kavuşabildi. Meryem (as) hayatı boyunca bir eşe yaslanamadı. Asiye, Firavun gibi bir eşle imtihan oldu. Rasûlullah’ın (sav) kızı, maddi zorluklar çekti… Kimsenin hayatı güllük gülistanlık değildi, her mümin, imanı ölçüsünde sıkıntılar çekti.
“Zekeriya’yı da an! Hani Rabbine ‘Rabbim! Beni tek başıma bırakma, sen varislerin en hayırlısısın’ diye yalvarmıştı.”[3]
Bu duaya ne kadar da muhtacız! Nice insan vardır ki yalnızdır ve bu yalnızlığa kendisi de şahittir.
İnsan dertleşecek birini bulamaz da içi içini yer. İşte bu yüzden yanında salih bir eşi, omuz omuza vereceği sadık dostları olanlar, sahip oldukları bu büyük nimetin kıymetini bilsinler. Salih arkadaşlıklar, bu dünya sürgününde insanın sığınacağı en huzurlu limanlardır. Onları incitmeyin, onları kaybetmeyin. Çünkü insanın insana vereceği en büyük teselli "buradayım" diyen bir çift göz ve samimi bir duadır. Allah aşkına, sizin için annenizden daha samimi dua eden birisini biliyor musunuz? Onlara iyilik edin, dualarını isteyin. İşte mutluluk budur.
Yûsuf suresinden bir nasihat; Mutluluğunu yüksek sesle anlatma! Unutma ki hasedin uykusu oldukça hafiftir.
Hâlden anlayana dek gelesin!
Bazen hayatta öyle anlar gelir ki elden hiçbir şey gelmez. Sadece durup beklemek veya bir omuza yaslanmak istersiniz. Tıpkı her şeyini geride bırakıp Medyen’e sığınan Musa (as) gibi... O, başından geçenleri anlattığında Şuayb’ın (as) dudaklarından dökülen o ilk cümle, asırları aşan bir teselliydi:
“Korkma, o zalim kavimden kurtuldun” dedi.[4]
Bazen elden bir şey gelmez. İşi olmayan, eşi olmayan, evlat hasreti çeken, hasta olan ve ağır dertlerle boğuşan nice insan bir teselliye muhtaçtır. Günümüzde insanlar dertleşecek birini bulmakta zorlandıkları için bedelini ödeyip psikologlara içlerini açıyorlar.
Oysa sadık bir dost ile psikolog arasında dağlar kadar fark vardır. Düşünsenize; birisi sizi profesyonel bir mesai içinde dinlerken, diğeri gözlerinizin içine bakıyor, acınızı hissediyor ve belki de sizinle ağlıyor... Siz hangisini tercih edersiniz?
Bir psikoloğun şu tespiti beni derinden etkiledi: “Terapiye ihtiyacı olanlar gelmiyor, onların kurbanları geliyor.”
Bu yüzden dertli insanları kaçırmayın! Teselli verin ve gönüllerini ferahlatın. Hiç şüphesiz bu da bir ecirdir/ibadettir.
Ya da derdinizi, sadece içtenlikle dinleyenlere açın. Bu insanlar size bir psikologdan daha iyi gelecektir. “Bütün psikologlar da kötüdür, yardımcı olamazlar” demek istemeyiz. Şu gerçeği de unutma: Tecrübeli kişilerle beraber ol! Çünkü onlar bu tecrübelerini büyük zorluklarla edinmişlerdir; sen ise onları bedavaya alırsın.
Güzel şeyler Allah’a bırakınca gelir, Allah’ı bırakınca değil!
Dünya, insanı bazen sahip olduklarıyla bazen de mahrum bıraktıklarıyla sınar. Ancak kalbi mutmain kılan en derin hakikat, Rabbimizin şu müjdesinde gizlidir: “Şüphesiz senin için son olan (ahiret), ilk olandan (dünyadan) daha hayırlıdır.”[5]
Şayet Allah Teâlâ dünyayı sevseydi peygamberini ondaki hiçbir şeyden mahrum etmezdi!
Subhânallâh! Ne büyük ne güzel bir teselli. O halde elde edemediklerine üzülme! Nimete kavuşanlar Allah'ın sevdiği kullar demek değildir. O yüzden gıpta etme! Verilmeyen, yitirdiğin belki senin için daha hayırlıdır. Allah'ın verdiğine ve vermediğine rıza göstermek kul için en büyük hayırdır. Her şeyin bir hikmeti vardır; bazen yitirdiğini, kaybettiğini sandığın şey, seni daha büyük bir beladan koruyan rahmettir.
Dünya geçicidir ama sabırla ve teslimiyetle yaşanan her an, ahirette ebedi bir mükâfata dönüşebilir. Allah bilir, siz ise bilmezsiniz!
Her şeye gülme kardeşim!
Hayatı sadece bir eğlenceden ibaret sanıp başkalarının imtihanları üzerinden mizah üretmek mümin ahlakından değildir. Ne düşüncesiz bir insan olun ne de etrafınızda bu tür dilleri barındırın. Maalesef, ibret nazarıyla bakmak yerine her şeyle dalga geçen, insanların halini anlamadan gelişigüzel laf atan "boş" yaşayanlar az değil.
"Kardeşinin uğradığı belaya (dert ve musibete) sevinme! Allah ona afiyet verir de seni o belaya müptela kılar."[6]
"Daha evlenmedin mi?", "Hala işsiz mi geziyorsun?", "Bir baltaya sap olamadın...", "Sen de her zaman hasta mısın?" gibi sorular, aslında soru değil birer ok gibidir, saplandığı yüreği kanatır.
Senin bugün sahip olduğun "afiyet", yarın bozulabilir ve imtihana dönüşebilir. Bugün güldüğün o dert, yarın senin en büyük sancın haline gelebilir. Efendimiz (sav) bizi bu konuda çok net uyarır:
"Kardeşinin uğradığı belaya sevinme! Allah ona afiyet verir de seni o belaya müptela kılar."
Hülasa; ıslah olmayan, boş konuşmayı alışkanlık haline getiren insanlardan uzak durun ki mutlu olun. Diğer taraftan ağzınızdan çıkanı ise kulağınız duysun. Benzer bir imtihana düşebileceğinizi düşünün ve insanların kalbini düşüncesizce kırmaktan sakının.
Ben hüznümü kederimi kime arz edeyim?
Sakın yanlış kişilere arz etme kardeşim! Elinden bir şey gel(e)meyen, teselli vermeyi akıl edemeyen, yol gösteremeyen hatta üzerine bir de senin kötü durumuna sevinenlere bir şey söyleme!
Yakub (as) çocuklarını toplayıp onlara içini dökmedi. Zaten üzüntüsüne sebep olan onlar değil miydi? O şöyle dua dedi:
"Ben keder ve üzüntümü yalnız Allah'a açarım ve Allah katından sizin bilmediğinizi bilirim.”[7]
Yüce Allah, kulunun halini kulundan daha iyi bilir. Uzun mısralara, şiirlere gerek yoktur. Senin Rabbin, gözünden akan yaşın sebebini en iyi bilendir.
Mal da yalan mülkte yalan, gel biraz da…
Mülk (iktidar) mal, iş, eş, çocuk yok diye üzülme! Yüce Allah, mülkü sevdiğine de verir sevmediğine de verir. Ancak imanı yalnızca sevdiğine verir.
Süleyman (as) şükretti ve salihlerden oldu. Firavun ise nankörlük etti ve zalimlerden oldu. Mal ve makam verilip de kibirlenmeyecek kaç kişi tanıyorsun? Yahut kendini fitnelere karşı dayanıklı mı sandın! Sana verilmeyen muhakkak senin için hayırdır.
Allah’a hüsnü zan nerede?
Kimileri “ibadetimi zikrimi tam yaptım ama işim rast gitmiyor” diyor. Kardeşim, Allah ile pazarlık mı yapıyorsun?
Senden daha zor durumda olanlara bak! Şu anda hastanelerin acillerinde kimler vardır kim bilir? İlla görmen gerekiyorsa bir gezmeni tavsiye ederim. Baygın yatan, fişe bağlı kalmış son günlerini geçiren, böbreği bitmiş makinaya bağlı insanlar, baypas ameliyatı olup göğsü yarılmış, en ufak hareketinde canından can kopan hastalar, zar zor nefes alıp verenler… Sen ve yakınların afiyette ise bunun ne büyük nimet ve sevinç olduğunu bil.
Rasulullah’ı (sav) hatırla! Kaç tane çocuğunu kendi elleriyle defnetti. Bir babanın kalbinin ne hale geldiğini düşünebiliyor musun? Kaldı ki gözünden akan yaşları bu asırda dahi okuyoruz. Çünkü o (sav) çok yumuşak kalpli idi ama sabretti.
· Mekke’den hicret ederken Burak bineğini kimse kapısının önüne getirmedi.
· Hendek günü ebabil kuşları düşmana akın etmedi.
· Karnına taş bağladı, zehirli koyundan yedi. Cebrail (as), o anlarda geldiği ile sıkıntısını gidermedi.
· Borçlu vefat etti. Zengin bir Müslümana sırtını dayamadı.
· Hanımlarından eziyet gördü, onlardan 1 ay kadar ayrı kaldı. Ama kimseye şikâyet etmedi.
Hülasa, senden dertlisini görmek acını hafifletir. Arada peygamberlerin hayatını bir tefekkür etmeni tavsiye ederim.
İnsanlar seni terk eder ve edecek ama…
Bedir savaşından önce Allah'ın Resulü (sav) şöyle dua etti:
“Allah'ım! Bizi helak etme, bizi terk etme..."
Bil ki! Fani herkes seni terk edecektir. Peygamberinin babasız yetim doğduğunu, kısa süre sonra annesini kaybettiğini bilmez misin? Tabii bir de yıllar sonra gelen hüzün yılını; Mekke’de azınlık iken Hatice anamızın ve Ebu Talib’in vefatıyla hüzne boğulduğunu…
Şunu da kendisi haber verdi:
“Cebrail bana geldi ve ‘Ey Muhammed! Dilediğin kadar yaşa, mutlaka öleceksin. Dilediği sev, mutlaka ondan ayrılacaksın. Dilediğini yap, mutlaka karşılığını göreceksin’ dedi.”[8]
Fani kimseler vefalı kimseler olsa da her zaman yanında bulunamazlar. Hayat böyledir. Yaşlılık, hastalık ve ölüm ayırabilir… O halde kendinizi, kendinizle zaman geçirmeyi yalnızlık sanmayacağınız şekilde yetiştirin.
Geçmiş için Allah'ın rahmetine, şu an için Allah'ın yardımına, gelecek için Allah'ın vaadine güvenin!
Allah’ın Rahmeti geniştir!
“Yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmıştı.”[9]
İmtihanlar ve sıkıntıların çoğaldığı, göğsün daraldığı zamanlar olacaktır. Bil ki Allah'tan başka sığınılacak, kaçılacak yer yoktur. Zikir, dua ve sığınışla Allah'a yönel.
Her daralma bir genişliğe gebedir. Sabırla bekleyen, dua ile direnen, sonunda ferahlığın kapısını aralar. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.
· İşler kesada uğrayabilir ancak haram yollara meyletme, imtihanda olduğunu unutma.
· Bir yalan seni bu dünyada kurtarabilir ama ahirette karşına çıkacağını unutma.
· Kardeşinin arkasından konuştuğunda o seni duymayabilir ama ya yan odadaysa? Ya da kıyamet gününde duyarsa?
Her durumda Allah’tan kork! Rabbin sana bir çıkış yolu verecektir. Zira Allah’ın rahmeti geniştir. Ey kalbi daralan! Unutma ki en karanlık an, sabaha en yakın olandır. Hayat planladığın gibi gitmediğinde kendine şunu hatırlat: Bazen nasip olmaması da nasiptir.
Tevekkül, kalbin ilacıdır!
“Hastalandığım zaman bana şifâ veren O’dur.”[10]
Ne kadar güzel ve hoş bir itiraf! "Kendiliğinden geçti, ilacı vaktinde aldım, doktorum şifa verdi" değil...Bana, hastalığı da şifayı da veren Allah'tır. Bu söz, hem imtihanda olma bilincini hem de nereye yönelmen gerektiğini gösterir. Hastayken ümidini yitiren pek çoktur. Hatta uzayan günler olunca ölümü bile temenni ederler.
Hayır! Böyle yapma. Senin için neyin hayırlı olduğunu bilemezsin. Senin hakkında “sabretti” denmesini istemez misin? Yüce Allah, seni kendine yaklaştırmak, ölümü hatırlatmak ve günahlarını dökmek istemiştir. O halde O’nun hükmüne razı ol.
Sebeplere sarılmak elbette gerekir; ilacı iç, doktora git, tedavi ol… Ama kalbinin yönü Allah’a dönük olsun. Tevekkül, sebepleri kullanıp sonucu Allah’a bırakmaktır. Tevekkül, kalbin Allah ile sessiz anlaşmasıdır. Şifa O’ndandır, derman O’ndandır, huzur O’ndandır.
Bir Sabah Gelecek Kardan Aydınlık!
Rabbim! Senin takdirin benim tercihimden hayırlıdır. Rabbinden ve rahmetinden asla ümit kesme. Annen, baban, eşin, çocukların sana üzülüyor olabilir, üzerine titriyor olabilirler. Ama onlar gaybi bilmezler.
Hiç kimse seni Allah'ın sevdiği kadar sevmeyecek! Ancak Allah Teâlâ, kullarına karşı çok merhametlidir. Her şeye gücü yeter.
Sen sorumluluklarını yerine getir, gerisini Allah'a bırak. İnsanlar seni terk edebilir, imkanlar tükenebilir, umutlar solabilir. Ama Allah’ın yardımı tükenmez. O, kulunun duasına icabet edendir. Yeter ki sen O’na yönel, O seni asla yalnız bırakmaz.
“Erkek olsun kadın olsun mü’min olarak kim salih amel işlerse ona dünyada elbette temiz ve güzel bir hayat yaşatırız. Âhirette de onları, yaptıkları en güzel işleri esas alarak mükâfatlandırırız.”[11]
Bu Dünyada Ömer'i ne ağlatabilir!
Hiçbir şey mi?! Ömer (ra) gibi sert kişi bile dünya imtihanları karşısında hıçkırıklara boğulup ağlayabilir.
Abdullah bin Şeddad şöyle diyor: “Mescidde sabah namazını kılıyordum, son safta iken Ömer bin Hattab'ın hıçkırıklarını duydum. Şu ayeti okuyordu: Ben tasa ve üzüntümü ancak Allah'a arz ederim.”
O halde sen ben kim oluyoruz ki sürekli iyilik ve güzellikler bekliyoruz. İmtihan, musibet ve belalar anında dik duruşumuz kayboluyor, hemen yitip gideceğimizi sanıyoruz.
İmtihan başlarken ‘ben pes ettim’ diyenlerle dolu etrafımız. Nedir bu sabırsızlık? Nedir bu tahammülsüzlük?
İman olmadan, cennet hedeflenmeden, dünya imtihanlarının üstesinden gelinebilir mi? Kalbimizde durum şöyle: Dünya hedef, beklenti yüksek ve ele geçen az bir şey… Nasıl sabredilebilir?
Unutma ki dünya imtihan yurdudur ve her zaman sana güzellik sunacağını sanma! Dünyada yas, acı ve keder vardır. Hazırlıklı ol, ansızın yakalanma.
O’na açılan eller, boş çevrilmez…
Ey dünya sıkıntıları ile bunalmış kardeşim! Dert yanıyorsun ama sebeplere eksik sarılıyorsun.
Az sadaka çok belayı defeder.[12]
Çok düşünmek sorunları gidermez! Bir gün kırkayağa sormuşlar; hangi ayağını önce atacağını nereden biliyorsun…? Kırkayak o günden sonra yürüyememiş!
O halde çok düşünüp planlar yapmayı bırak. Planlar yaparak açılmayan kapılar, istiğfarla veya sadakayla açılır. Yüce Allah’ın şu vaadine kulak vermez misin?
“Bir kimse istiğfarı dilinden düşürmezse, Allah Teâlâ ona her darlıktan bir çıkış, her üzüntüden bir kurtuluş yolu gösterir ve ona beklemediği yerden rızık verir.”[13]
Gece Yarısını Fırsat bil!
Günahların dualarının kabulü önünde bir engel olabilir. İstiğfar ile dök günahlarını, sonra temiz bir kalple Allah’ın kapısını çal. Rahmetin indiği seher vakitlerini ganimet bil. Kudsi bir hadisi şerifte yüce Allah şöyle buyurur:
“Yok mu bana dua eden, duasına icabet edeyim. Yok mu benden bir şey isteyen, istediğini ona vereyim. Yok mu benden af dileyen, onu affedeyim.[14]
İnsanların sıkıntılarını gider ki, Allah da senin sıkıntını gidersin.
Kardeşinin yardımında olduğun sürece Allah’ın da senin yardımında olduğunu unutma. Musibet anında ölümü temenni etmek/istemek caiz değildir. Çünkü bu, Allah'ın takdirine razı olmamanın ve sabırsızlığın göstergesidir.
Zorluk zamanında imtihanın şiddeti artar, kişi psikolojik olarak bir yıkıma uğrar. Hayatın zorlukları sabırla aşılır. Ölümü istemek çözüm değil, imtihanı terk etmektir. Allah, insanı sabır gösterebilecek şekilde yaratmıştır.
Ey kardeşim, kendine bu kadar yüklenme, sen de ilk defa yaşıyorsun bu hayatı… Çoğu bunalımda olan insan, kendini kötüler. Çevresindeki insanlar da kötülüyor olabilir. Halbuki gerçek kişilik çok farklı olabilir. Beyin gerçeği değil, tekrar edileni kabul eder. Ne söylersen, bir süre sonra ona inanırsın.
Olumlu düşün, güzel şeyler söyle! Bunun senin gönlünde yeşerdiğini, umut olduğunu göreceksin. Çünkü Müslüman, ümitsiz olmaz. Gözyaşının ardından tebessüm geleceğini bilir. Olumlu düşünmek ise sünnettir. Çünkü mümin, başına gelen her işte bir hayır arar. Zorlukta sabırla, nimette şükürle yaşar.
“İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi raciun” diye söyleyin ve bir ecir bekleyin. Zaten katlanmaktan başka çare yok, neden sonunda bir ecir olmasın! O halde sabredin. Ağlatan Mevlam yine güldürecektir. Her mahrum kalışın bir bayramı vardır. Sen Allah'a güven.
Kuyu Derin ve Ben Yûsuf değilim
Ama Yûsuf'un Rabbi benim de Rabbim… "Ancak tövbe edip inanan ve salih amel işleyenler başka. Allah işte onların kötülüklerini iyiliklere çevirir.”[15]
Kimileri suçluluk içinde "affedilmeyecek hatalar, çok büyük günahlar işledim" diyor ve işlediği günahların affedilemez olduğunu düşünüyor. Bu düşünce, şeytanın en büyük tuzaklarından biridir. Çünkü Allah’ın rahmeti, bizim hayal gücümüzün bile ötesindedir.
Hayır! öyle değil. Bizim çok merhametli bir Rabbimiz var. O, kulunun samimi bir şekilde “Rabbim beni affet!” demesini yeterli görmektedir. Tövbe kapısı ise son nefese kadar açık. Yeter ki içtenlikle dönelim.
Hangimiz günahsız ve hatasız kimseleriz? Allah'ın bağışlamayacağı bir günah biliyor musun? Allah, insanı zayıf yaratmıştır. Günaha meyilli olduğumuzu bilmektedir. Ne yaparsan yap; yaptığın şeyin Allah'ın merhametinden büyük olduğunu düşünme! Çünkü O ‘kötülükleri iyiliklere çeviren’dir. Yeter ki sen samimi ol, pişman ol ve bir daha aynı hataya dönmemeye azmet.
Bir kimse:“Beni beğenmemeniz umurumda değil” dedi ve ekledi: “Cennetin yolu sizin bahçenizden geçmiyor!”
Akrabalarının, arkadaşlarının veya komşularının sana yaptıklarından ve dediklerinden ötürü üzülmeyi bırak. Cennetin yolu, Allah’ın rızasından geçiyor. O halde O’na göre hareket edelim. O (cc) haddi aşan kullarına karşı bile her şeye rağmen rahmet sahibidir. O halde bu güzelliği, bir ömür boyu suistimal etmeyin. Sahi, artık Kur'an'ın rehberliğine sığınacak mısınız? Resûlullah’ın (sav) izini sadakatle takip edecek misiniz? Esas imtihanınızı unutmayın. Çünkü Rabbinizin nazarı sizinle beraberdir.
Dua ve Her Zaman Dua!
Ey kalpleri çekip çeviren, dilediği yöne döndüren Rabbimiz! Bizim kalplerimizi Senin dinin ve itaatin üzere sabit kıl. Göğsümüzü daraltan her türlü dünya meşakkatine karşı bizlere sabır, vakar ve genişlik lütfeyle. Bizleri Senden başkasına muhtaç etme; nimetlerine hakkıyla şükreden izzetli kullarından eyle. Âmin.
[1] Müslim
[2] 16/Nahl 18
[3] 21/Enbiya 89
[4] 28/Kasas 25
[5] 93/Duhâ 4
[6] Tirmizi
[7] 12/Yûsuf 86
[8] Hâkim ve Taberani
[9] 9/Tevbe 118
[10] 26/Şu’arâ 80
[11] 16/Nahl 97
[12] Heysemi
[13] Ebu Davud
[14] Müslim
[15] 25/Furkan 70