Münafıkların Özellikleri-3
Münafıkların özelliklerinden birisi de müminler ile, dinin şiarları ile alay etmeleridir. Münafıklar müminler ile alay ederler. Dinin şiarları ile alay ederler. Müslümanların planlarıyla, onların çaba ve gayretleriyle ve fedakarlıkları ile alay ederler. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır;
“İman edenlerle karşılaştıkları zaman "İnandık" derler. Fakat şeytanlarıyla (münafık dostlarıyla) yalnız kaldıkları zaman "Şüphesiz biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz" derler. Gerçekte Allah onlarla alay eder (alaylarından dolayı onları cezalandırır) azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken onlara mühlet verir. İşte onlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almış kimselerdir. Bu yüzden alışverişleri onlara kâr getirmemiş ve (sonuçta) doğru yolu bulamamışlardır.”[1]
Münafıklar müminler ile alay etmeyi adet edinmişlerdir. Müslümanların her yaptıklarını alay konusu edinirler. Yaptıkları şeyler ile alay ettikleri gibi, aynı zamanda yapmadıkları şeyler ile de alay ederler. Müminler yola çıksalar onla alay ederler. Yola çıkmasa kalsalar da alay ederler. Sürekli olarak hiçbir durumdan memnun olmadıkları için hangi durumun içinde bulunuluyor ise o durum ile alay etmeyi adet edinirler.
Örneğin Tebük gazvesi müminler için çok zor bir zamanda, zor bir dönemde yapılan bir yolculuk idi. Bu yolculukta ordu donanımı açısından zorluklar vardı. Bununla birlikte gidilecek yer çok uzak, düşman son derece güçlü ve bu gazve yaz ayının ortasında çok sıcak bir dönemde idi. Bununla beraber Medine’de aynı zamanda hurmaların da hasat zamanı idi. Zorluk ordusunun donatılması gerekiyor idi. Ve Rasulullah (sav) bunun için sahabeleri teşvik ediyordu. Münafıklar ise ne orduyu donatma hususunda çalışıyorlar ne de cihad için hazırlık yapıyorlardı. Aksine ordunun donatılması hususunda canhıraş bir şekilde gayret eden sahabeler ile alay etmek ve onları eleştirmek ile meşguldüler.
Münafıklar Ebubekir (ranh), Osman (ranh) gibi mallarını açıktan çokça infak eden kimseleri gördüklerinde alay edip onları gösterişle suçluyorlar, mallarını zorluk içerisinde az olarak infak edenler ile de “Allah bunun şu kadarcık malına muhtaç mı?” diyerek eleştirerek alay ediyorlardı. Zengin olmayıp da bir şey bulamayan sahabiler vardı. Bunlardan birisi de Ebu Akil (ranh) idi. Ebu Akil, bütün bir gece çalışarak iki ölçek hurma kazanmıştı. Bir ölçeğini ev halkına, bir ölçeğini de orduya bağışladı. Rasulullah (sav) “Allâh senin getirip verdiğini de alıkoyduğunu da bereketlendirsin!” buyurdu ve getirilen hurmanın toplanan yardımlar içine dökülmesini emretti.[2] Bunun üzerine Allah azze ve celle şöyle buyurdu;
“Sadakalar hususunda gönüllü bağışta bulunan mü'minlerle, güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip onlarla alay edenler var ya; işte Allah asıl onları maskaraya çevirmiştir. Onlar için elem dolu bir azap vardır.”[3]
Bu olayın bir başka rivayetinde ise şöyle geçmektedir;
“Sadaka ayeti nâzil olunca sırtımızda yük taşıyarak kazancımızdan infak etmeye başladık. Derken bir adam geldi ve çokça sadaka verdi. Münafıklar “Gösteriş yapıyor” dediler. Bir başkası geldi, bir ölçek hurma infak etti. Yine münafıklar “Allah’ın bunun bir ölçek hurmasına ihtiyacı yoktur” dediler. Bunun üzerine “Sadaka hususunda müminlerden gönüllü verenleri ve güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip alay edenler var ya, Allah, işte onları maskaraya çevirmiştir. Ve onlar için elem verici bir azap vardır” ayeti indirildi.[4]
Müslümanlar da çevrelerinde birbirleri ile özellikle de insanların gayretleri ile, din adına yaptıklarıyla ilgili konuşurken dikkat etmelidirler. Müslümanların gayretlerini alaya alacak, basite indirgeyecek, eleştirecek hususlardan uzak durmalıdırlar. Allah katında küçük birkaç kuruşun büyük liralardan daha ağır çekmesi muhtemeldir. Hiçbir gayreti küçümsememek gerekir. Alay etmek münafıkların özellikleri olmak ile birlikte en iyi ihtimal ile cahilliğin bir göstergesidir. Cahilliğin bir alametidir. Ancak buradan bir nifak alameti olarak korkmak gerekir.
Alay etmek münafıkların özelliklerindendir. Bugün buna benzer olaylar yaşanabilmektedir. Bir Müslüman bir kitap yazdığında, bir davette bulunduğunda, bir konu ile dertlendiğinde -belki de gücünün üstünde bir husus olabilir- kendisi ile alay edilebilmekte, küçümsenmektedir. İşte bu münafıkların özelliklerindendir.
Yine meclislerde sürekli olarak Müslümanların aleyhinde yapılan konuşmalara da dikkat etmek gerekir. Müslümanlar birbirlerini meclislerinde din adına yaptığı işlerde eleştirirken kantarın topuzunu biraz fazla kaçırarak samimi Müslümanları ahmaklık ile kafasızlık ile suçlamakta, alay etmektedirler. Özellikle Müslümanlar din adına bir iş yapmışlar ise onları eleştirip ayıplar iken neyi, neden ayıpladığımıza dikkat etmemiz gerekir ki nifak alametlerinden birisini üzerimizde bulundurmuş olmayalım.
Gayretler ile alay etmek, çaba ile alay etmek münafıkların özelliği olduğu gibi dinin şiarları ile, dine ait olan, dine, ümmete mâl olmuş, ilim ehli ile, kurralar ile alay etmek de münafıkların özelliklerindendir. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır;
“Şâyet kendilerine (niçin alay ettiklerini) sorsan “Biz sadece lâfa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk” derler. De ki: “Allah'la, O'nun ayetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz? Boşuna özür dilemeyin! Çünkü siz, (sözde) iman ettikten sonra küfrünüzü açığa vurdunuz. İçinizden (tevbe eden) bir zümreyi affetsek bile suçlarında ısrar etmeleri sebebiyle diğer bir zümreye azap edeceğiz.”[5]
Bu ayet ile ilgili olarak Tebük gazvesi dönüşünde meydana gelen olaylarda münafıklar etkin bir rol oynamış ve müminler arasında bazı sözleri alay yolu ile yaymışlardır. Bu sefer alay konusu ise ümmetin öncüleri olan Kur’an hafızları idi.
Abdullah İbni Vehb, İbni Ömer’den şöyle nakleder:
“Tebük gazvesinde bir mecliste adamın biri ‘Bizim şu kurralarımız gibisini görmedim. Onlar midelerine en düşkün, dilleri en yalancı ve düşmanla karşılaşıldığında en korkak kimseler’ dedi. Mesciddeki bir adam da “Yalancı! Sen münafıksın. Seni mutlaka Rasulullah’a (sav) haber vereceğim” dedi. Bu Rasulullah’a (sav) ulaştı ve Kur’an ayetleri nazil oldu.
İbni Ömer der ki; “Ben onu Rasulullah’ın (sav) devesinin üzengisine tutunmuş, taşlar ayaklarını yaralar halde ve “Ya Rasulullah! Biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk” derken gördüm.
Rasulullah (sav) de “Eğer onlara sorarsan elbette “Biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk” derler. De ki; “Allah ile, O’nun ayetleriyle ve O’nun peygamberi ile mi alay ediyordunuz? Özür dilemeyin, çünkü siz iman ettikten sonra kafir oldunuz…” diyordu. [6]
Sözleri ve itibarları düşürmek, bu kasıtla ayıplamak ve dile dolamak münafıkların özelliğidir. Onlar bununla İslam’a ve onun öncülerine zarar vermek isterler. Çünkü itibarı zedelenen kişinin sözleri para etmez. İtibarı zedelenen kişi konuştuğunda kıymeti olmaz, değeri düşer. Asıl itibariyle ise kişilerin kıymeti ile birlikte nispet edildikleri dinin zarar görmesidir. Onların değerinin düşürülmesi onların temsil ettiği dine zarar vereceğinden ötürü dillerine dolamaktadırlar.
Bugün de hocaları, ilim ehlini durmadan eleştiren, ayıplayan, kınayan, onlar ile alay eden insanlar vardır. Kendi cenahlarında öncü kabul edilmiş insanları gece gündüz ayıplayan kimseler bu yaptıklarının nifak alameti olma ihtimalinden çekinmelidirler.
Hocaların ve öncülerin yaptıkları işlerde getirilen eleştirilerin hangi kasıt ile getirildiğine dikkat edilmelidir. Yapılan tenkitler yıpratma siyaseti midir? Yoksa özeleştiri maksadıyla mı yapılmaktadır. Ayrıca tenkitler hocaların ve öncü insanların şahsi kusurları ile alakalı ayıplamalar mıdır? Yoksa gaye ve amaçları farklı sözler midir?
Hocalara getirilen eleştirilere dikkat edilmelidir. Sözler mecrasından saparak münafıklar ile aynı tavır içerisinde olmaya gitmektedir. Ayıplama ile nasihat arasındaki ayırım açıktır. Kişilerdeki kusurlar ile ilgili olarak kişinin ıslahı için ayıplama olmaksızın yüz yüze nasihat edilebilir, edilmelidir de. Ayıplama ise onun arkasından, gıyabında yapılan bir şeydir.
Münafıklar da kurralar ile ilgili arkadan konuşarak ayıplamışlardır. Bu takdirde ıslah niyeti taşıyıp taşımadığı ortaya çıkar. Öncülerin arkasından sürekli olarak ayıplayan insanlar nifak alametini taşımada bir tehlike içerisindedirler.
Yani insanların yüzlerine karşı farklı, arkalarından farklı davranmakta idiler. Münafıklığın özü tam da budur zaten. Sürekli yakayı ele vermeden yaşamaktır. Birden fazla çıkış yolu ile hayatını devam ettiren, risksiz bir hayat süren kimsedir münafık.
Allah azze ve celle ayeti kerimede kurralar ile alay edilmesini, Allah’ın ayetleri ile alay edilmek olarak zikretmiştir.
Çünkü alimler, hocalar, kurralar ve önderler dinin şiarlarındandır. Onlar ile alay etmek din ile alay etmek anlamındadır.
Ayrıca bu hususta Rasulullah (sav) bir kutsi hadiste şöyle buyurmaktadır;
“Allah şöyle buyurdu: ‘Kim benim bir velî kuluma (dostuma) düşmanlık ederse, ben de ona harp ilân ederim. Kulum, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir şeyle bana yaklaşamaz. Kulum nafile ibadetlerle de bana yaklaşmaya devam eder, ta ki ben onu severim. (Sevince de) artık onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden isterse muhakkak ona (istediğini) veririm. Bana sığınırsa muhakkak onu korur ve kollarım...”[7]
Allah azze ve celle sevdiği kuluna düşmanlık edilmesinin cezası olarak kendisine savaş ilanında bulunmuştur. Bu rivayette sadece kulların içerisinde ilmiyle öne çıkan insanlar kastedilmemektedir. Sıradan Allah’ın samimi bir kuluna dahi gösterilecek bir düşmanlık Allah’ın da o kimselere düşmanlığına yol açmaktadır. İlmi ile öne çıkmış, müminlerin önderleri ve temsilcileri durumundaki kullar için ise bu daha da şiddetli söz konusu olacaktır.
Ve nitekim münafıklar bunun en şiddetlisini yapan kimseler oldukları için bu cezanın çok daha fazlasını göreceklerdir.
Özetle; ayıplamak, alay etmek münafıkların özelliklerindendir. Müslümanları, Müslümanların gayretlerini, işlerini, amellerini, onların hocalarını ve ilim ehlini alay konusu yapmaktan sakınmalıyız. Ve bu yönde bizlerden sadır olacak sözlere dikkat etmeliyiz.
[1] Bakara, 14-16
[2] Taberi
[3] Tevbe, 79.
[4] Buhari, Müslim.
[5] Tevbe, 65-66
[6] Bu rivayet zayıf olarak nakledilmiştir. Ancak başka mürsel rivayetler ile kuvvet kazanmıştır. (İbni Kesir.)
[7] (Buhari)