İnsanın cevap aradığı en önemli sorular varoluşsal sorulardır. İnsan neden var? Evren neden var? İnsanı ve evreni var eden nedir? İnsan ve evren tesadüfler ve zorunluluklar neticesinde mi var olmuştur? Ya da onları var eden insanüstü güç sahibi bir varlık mıdır?
Ölüm gibi inkâr edilemez bir gerçeğe bakıp ben kimim ve ölünce bana ve sevdiklerime ne olacak? Sorularının cevabı için Allah’ın (cc) varlığını ispat edilmesi veya edilmemesi insanın hayatı için son derece kritik bir olgu olmaktadır.
Bir önceki yazımızda hanîf olan Zeyd b. Amr (rh) üzerinden Âdem’in (as) yaratılışından itibaren yaratıcı tarafından istenen temel asılları aktarmıştık. Bu asıllar ile kişinin rabbi katında değerli olacağı ve yaratılma gayesine uygun bir hayat yaşayacağını ortaya koymuştuk.
Dinin ilk aslı Allah’ın (cc) varlığına inanmaktır. Zeyd b. Amr Nufeyl kendisini ve evreni yaratan bir yaratıcı olduğuna inanarak daha sonra diğer asılları yerine getirerek hanîf olmuştur.
Evreni yaratan bir yaratıcının olduğu o günün Mekke toplumunda da yaygın olan görüş olmasıyla birlikte toplumda bunun zıddına inanan yani evrenin ezeli olarak tesadüfler ile var olduğunu düşünen bir kesiminde var olduğunu Kur’an’dan ve tarihi kaynaklardan anlıyoruz.
“Dediler ki: ‘(Her şey) yalnızca dünya hayatımızdan ibarettir. Ölürüz ve diriliriz. Bizi, ancak zaman helak etmektedir.’ Onların buna dair hiçbir bilgileri yoktur. Yalnızca zannetmektelerdir.”[1]
İmam Kurtubi (rh) “Bizi ancak zaman helak etmektedir” ayeti ile alakalı şöyle demiştir: Allah (cc) bu ayette bizi yok eden ve öldüren ancak gündüzlerin ve gecelerin geçmesi ve uzun ömürdür diyerek kendilerini yok eden ve öldüren rablerini inkâr eden müşriklerden bahsetmektedir.
İslam inancına dair yazılan kitaplarda imanın kısımlarının ilki olan Allah’a (cc) iman etme bahsi aktarılırken, Allah’a (cc) iman etmenin ilk kapsadığı olgunun Allah’ın varlığını kabul etme ve inanma olduğu belirtilmektedir. Bu da bu meseleye verilen önemi göstermektedir.
Yapılan anketler ve araştırmalar özellikle gençlerden oluşan büyük bir kesimin farklı nedenlerden dolayı bir yaratıcının varlığına inanmayı terk ettiklerini göstermektedir. Durum bu halde iken böyle bir probleme kayıtsız kalmak ve konuşulmaya değer görmemek de ayrı bir sorundur.
Bazı davetçilerin veya Müslümanların ateistlere karşı umursamaz bir tavır aldığına şahitlik etmekteyiz. Evet, Allah’ın (cc) varlığının delilleri güneşten bile daha apaçıktır. Bu delilleri görmeyen veya okumayanlar kesinlikle büyük bir gaflettedir. Ancak bu gerçeklik bizim bu insanlara karşı davet çalışması yapmamızı engellememeli. Allah (cc) ile başka ilahlar edinen müşriklere İslam daveti götürüp şek ve şüphelerine karşı cevaplar verdiğimiz gibi Allah’ın (cc) varlığına hangi sebepten (popüler kültür, akli çıkarımlar vb) olursa olsun inkâr edenlere de İslam’ı tebliğ etmeli ve şek ve şüphelerinden arındırmalıyız.
Küfür diyarında yaşayan Müslümanlar olarak çocuklarımızı ellerimizden geldiği kadar korumaya çalışıyoruz. Ancak maalesef bizim çocuklarımızda potansiyel ateistler veya deistler olabilirler. Bu sebepten dolayı “Allah’ın (cc) varlığı inkâr edilemez, edenler ile muhatap olunmaz” gibi sözler söylemek yerine böyle bir problem ile karşılaşınca en azından asgari düzeyde de olsa ilim ile karşılık vermeli, gençlerimizin aydınlanmasını sağlamalıyız.
“Allah (cc) var mı?” diye sorulan bir soru taklidi bir imana ve karanlık bir cehalete sahip kimselerin dışında korkulacak ve imanı etkileyecek bir soru değildir. Aksine Allah’ın (cc) varlığı ile alakalı delilleri gözlemleyen ve okuyan bir kimsenin var olan imanı daha da artacaktır.
Yaratıcının varlığı noktasında inançları üç kısma ayırabiliriz
a- Birden çok ilaha inananlar/Politeizm
b- Tek bir yaratıcıya inananlar/Monoteizm
c- Hiçbir ilaha inanmayanlar/Ateizm
Kamil ve kadir bir yaratıcının olduğunu savunanlara güncel tabir ile monoteist bu görüşün karşısında evrenin ezeli olduğunu ve bir yaratıcısı olmadığını savunanlara ise olumsuzluk eki “a” getirilerek ateist denmektedir.
Tek bir yaratıcıya inananların yanında birden fazla yaratıcıya inanlar olsa da çoklu tanrı inancı/politeizm monoteiste ve ateist görüşlerinin yanında tez olarak reddedilmesi en basit olgu olarak görülmektedir.
Çoklu tanrı/Politeizm inancı Yunan mitolojisinde ve günümüzde Asya halkları arasında görülen bir inanç olmasıyla birlikte aklen ve mantıken evreni birden fazla tanrının/ilahın yaratıp yönetmesi kabul edilemeyecek derecede zayıf bir inanıştır.
Milyonlarca yıldır bir ahenk ile hayatına devam eden evreni istekleri ve arzuları farklı olan farklı ilahların yaratması kabul edilemez. Şayet böyle olsaydı son yüzyılda keşfedilen evrenin ve dünyanın hassas dengeler üzerine hayatını devam ettirdiği keşfi yapılamazdı, yapılsa bile sözde tanrılar arasında çıkacak en ufak bir anlaşmazlık da bu hassas denge bozulacak ve yaşam mümkün olmayacaktı.
Allah (cc) bu gerçeği şu ayeti kerimede apaçık bizlere bildirmektedir:
Şayet (göklerde ve yerde) Allah’ın dışında ilahlar olsaydı (düzen) bozulurdu. Arşın Rabbi olan Allah, onların yakıştırdığı sıfatlardan münezzehtir.[2]
Bu ayette bahsedilen düzen/denge daha henüz bilimin ve teknolojinin muazzam gelişimi ile keşfedilen bir keşiftir. Ancak 1400 yıl önce gelen bu ayette bu hassas dengeden bahsedilmiştir. Bu ayetlere birebir muhatap olan sahabeler şu anda insanoğlunun keşfettiği bu muazzam hassas dengeyi bilmiyorlardı.
Dolayısıyla tektanrıcı/monoteizm ve teizm yaklaşımları çoktanrıcı inanca göre daha makul inanışlardır. Yani ya evreni yaratan tek bir ilah olmalı ya da evrenin bir yaratıcısının olmaması gerekiyor.
Bununla birlikte evrenin bir yaratıcısının olmasını savunan monoteizm, tesadüfen olduğunu savunan politeizme göre daha mantıklıdır.
Allah’ın varlığının ispatı
Akıl delili:
Şüphesiz ki akıl Allah’ın (cc) insana verdiği en muazzam nimetlerin başında geliyor. Diğer bütün canlılar ile insanı ayıran şey akıldır ve insan aklı sayesinde mükellef konumundadır. Bütün varoluşsal sorgulamaların altında yatan sebepte akıldır.
Dinin asılları akıl ile bilinir diyerek aslında Allah’ın (cc) varlığı akıl ile ispat edilir demiş olmaktayız. Birçok ayette Kur’an’ı kerim Allah’ın (cc) varlığı ile alakalı insanın aklını kullanıp bir çıkarım yapmaya yönlendirmiştir. Ayrıca Allah’ın (cc) varlığının ispatının bilimin ve teknolojinin pik yaptığı bu son yüzyılda makul ve sağlam akli deliller ile yapılması zorunlu bir hal almıştır.
Birçok defa aklın ilahlaştırılmasının sakıncasından bahsettik. Aklın ilahlaştırılmasına karşın aklı yok saymak da ayrı bir dalalettir.
İnsan Allah’ın (cc) kendisine verdiği akıl ile bilim yapabilir konumdadır. Evrenin varoluşu ile alakalı yapılan bilimsel faaliyetler ve akıl yürütmeler Allah’ın (cc) varlığını apaçık bir şekilde ispat etmektedir.
Allah da (cc) kullarını kitabında aklı kullanarak yarattıkları hakkında düşünmeye ve bilim yapmaya çağırmıştır:
De ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın da (Allah’ın) yaratmaya nasıl başladığına bir bakın. Sonra Allah, ahiret hayatını yaratıp var edecektir. Şüphesiz ki Allah, her şeye kadirdir.”[3]
Bu başlık altında inceleyeceğimiz deliller:
a- Sonradan var olma/Hudus delili
Bütün duyularımız ile bir yaşamın ve evrenin içerisinde olduğumuzu müşahede etmekteyiz. Peki, bu yaşam nasıl var oldu? Yaşam sonradan mı var oldu? Yaşam sonradan var olduysa kim var etti?
Bu soruların iki cevabı vardır:
a- Yaşamı var eden ilimli, kadir bir yaratıcıdır. Ki bu yaratıcı Allah’tır (cc).
b- Yaşam tesadüfen oluşmuştur. Yaşamın var olmasında hiçbir dış etken yoktur.
Muazzam derecede büyük olan ve büyük bir ahenk içinde olan evrenin bir başlangıcı vardır. Allah (cc) evreni kudreti ile yaratmış ve ilmi ile evrene düzen vermiştir. Muazzam derecede hassas dengede var olan bu yaşamın kendi kendine var olduğunu savunmak hiç mantıklı değildir.
Ateistlere göre evrenin varlığı iki şekilde açıklanabilir: Evren ezelden beri vardır ya da hiçlikten meydana gelmiştir.
Hiçlikten meydana geldiğini iddia eden teorinin ilkine nazaran hiç tutulacak bir yanı yoktur. Eğer evren hiçlikten var olsaydı durup dururken bilgisayarların, arabaların veya kedilerin hiçlikten ortaya çıktığını görmeye şaşırmamalıydık.
Bu konuda rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“Yoksa onlar, (yaratıcısız mı) yaratıldılar? Yoksa yaratıcı onlar mı?”[4]
Hiçbir bilinci ve aklı olmayan bir şeyin kendi kendisini var etmesi de yine mantıkla uyuşmamaktadır. Ateistler evrenin ezeli olduğunu söyleyerek evrene kutsallık atfetmişlerdir. Ancak bilim insanları tarafından kabul gören bigbang/büyük patlama teorisi de evrenin hadis olduğunu ispat etmektedir.
b- Doğa yasaları
Bilimsel çaba ile Evrenin her yerinde geçerli olan doğa yasaları bulunmuştur. Bilim bu yasaları bulmada önemli yol katetse de neden bu yasaların olduğu sorusu ile ilgilenmez. “Neden kaos değil de doğa yasaları var?” Bilim evreni tarif eder fakat açıklamasını yapmaz.
Allah’ın (cc) varlığına inanlar için bu soruların cevabını vermek hiç de zor değildir. Evreni yoktan var eden Âlim ve kadir olan Allah (cc) bu evrenin işleyişine dair yasaları de belirlemiştir. Yani yasa koyucu Allah’tır (cc).
Örneğin bilim bize atomun proton, nötron gibi parçacıklardan, bu parçacıkların ise kuark isimli parçacıklardan oluştuğu bilgisini verir ancak bunun neden var olduğunu söylemez. Yasanın ne olduğunun tarif edilmesiyle neden yasanın var olduğunun açıklanmamış olduğu birçoklarınca anlaşılamamış önemli bir husustur.
Ateizme yapabildiği tek açıklama ise bu yasaların maddi evren gibi ezeli olduğu ya da tesadüfen ortaya çıktığı düşüncesidir.
Ancak evrende bu düzen olmasa idi evreni incelemek ve anlamak mümkün olamazdı. Soğuk bir suyun ısı karşısında ısınması, çatıdan bırakılan bir topun yere düşmesi bu yasaların varlığını gösteriyor.
Eğer evren düzensiz, kaotik bir yer olsaydı örneğin yediğimiz bir armut taşa dönüşse idi, içtiğimiz su bir anda kaynamaya başlasa idi, eşyalar durup dururken yer değiştirip yok olsa idi yani yasalar olmasa idi; insanın bilim yapması, eşyaya isim vermesi mümkün olamazdı.
Akla ve mantığa yani rasyonaliteye uygun bu denli bir düzeni ancak her şeyi bilen ve her şeye güç yetirebilen bir tek ilah olan Allah’ın (cc) varlığı ile açıklayabiliriz.
İnsanın varoluşsal sorularına verilecek en tatmin edici cevaplardan bir tanesi de bu dünyanın imtihan için var olması şeklindeki açıklamadır. Bu açıklama ile insanın yaptığı fiillerden Allah (cc) katında sorumlu olduğunu da söylemiş olmaktayız.
Allah (cc) şöyle buyurmuştur:
O (Allah) ki; hanginizin daha güzel amel yapacağını denemek/ortaya çıkarmak için, ölümü ve hayatı yarattı. O (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) El-Ğafûr’dur.[5]
İşte bu doğa yasalarının Allah (cc) tarafından var edilmesi de bu “imtihan” sürecinin gerçekleşmesini sağlayan bir olgudur.
Çünkü mesela yer çekimi yasasının olmadığı bir dünyada uçurumdan birisi itmek kişiyi sorumlu ve suçlu kılmazdı. Çünkü öne doğru itilen geriye gelse yukarıdan bırakılan madde aşağıya düşmek yerine yukarıya çıksa yani belli yasalar ve düzen olmasa kişi uçurumdan birisini itince aşağıya düşeceğini varsayamayacağı için suçlu olmamalıydı.
Bilim ve teknoloji geliştikçe, evrene dair bilgimiz arttıkça şaşkınlığımız ve imanımız daha da artmakta ve bizi yoktan var eden Allah’ın yüceliği karşısında acizliğimizi ve O’na (cc) muhtaçlığımızı itiraf etmekteyiz.
“Şüphesiz biz her şeyi belli bir ölçüye, düzene ve plana göre yarattık.”[6]
Fıtrat delili:
Yukarıda aktardığımız akli delillerin yanına yine birçok akli delili eklemek mümkündür. Ancak fıtratı bozulmamış olanlar için bu kısa izahatlar da yeterli olacaktır. Allah (cc) insanın yaratırken bir karakter ve eğilim ile yaratmış ve karakterine kendisinin varlığının bilgisini eklemiştir.
Allah (cc) şöyle buyurmuştur:
“Yüzünü (hiçbir şeyi Allah’a ortak koşmayan muvahhid) bir hanif olarak dine çevir. Allah’ın insanları yarattığı fıtrata (uy). Allah’ın yaratmasında değişiklik yoktur. (Herkesi tevhid fıtratı üzere yaratmıştır.) İşte dosdoğru din budur. Ancak insanların çoğu bilmezler.”[7]
Şeytan ve destekçileri daima insanoğlunun yaratılış fıtratını değiştirmek için özel bir çaba içerisinde olmuştur. Nesillerimizin fıtratları yedikleri, içtikleri ve izledikleri ile bozulmaktadır. Fıtratı bozulmuş, nefsini ve hevasını ilahlaştırmış bir bireyin önüne hangi delili koyarsanız koyun kabul etmeyecektir.
Akıl delilinde aktardığımız bilgiler ile “Eğer bilim gelişmeseydi Allah’ın (cc) varlığını ispat edemezdik” gibi bir sonuç çıkarılmamalıdır. Aksine rabbini bulması için yaratılışında akıl nimeti ile donatılan insana basit bir tefekkür ve fıtratına kulak vermesi yetecektir. Zeyd b. Amr b. Nufeyl ve benzerlerinin Allah’ın (cc) varlığını ikrar etmede akıllarını sıhhatli bir şekilde kullandıklarını ve fıtratlarına kulak verdiklerini görebiliriz.
Amacı hakkı öğrenmek yerine dikkat çekmek ve popüler olmak olan ya da nefsinin isteklerine sınır çizmek istemeyen bir kimseye ayın yarıldığını bile göstersek iman etmeyecektir. Böyle bir kimse için yapılacak tek şey hidayeti için duadır.
Allah (cc) nesillerimizi modern fitnelerden ve sapkınlıklardan muhafaza etsin. Bizleri onlara güzel örnekler kılsın. Âmin
Velhamdulillah
[1] 45/Casiye, 24
[2] 21/Enbiya, 22
[3] 29/Ankebut, 20
[4] 52/Tur, 35
[5] 67/Mülk, 2
[6] 54/Kamer,49
[7] 30/Rum, 30