Hamd imanı sevdiren, küfrü ve isyanı kerih gösteren Allah’a olsun. Salat ve selam imanın asıllarını apaçık ümmetine tebliğ eden, Muhammed’in ve ona güzellikle tabi olanların üzerine olsun. Emma ba’ad:

Bu yazımda iman kavramını selef nasıl anlamış, neye iman neye iman değil demiş bu hususu aktardıktan sonra bu kavramdaki sapmanın günümüzdeki etkilerini aktarma gayretinde bulunacağım. Bununla birlikte imanı anlama hususunda sünnetten ayrı bir yol edinmiş ve bu kavramı bilerek veya bilmeyerek tahrif etmiş olan batıl fırkaları da tanımaya çalışacağız.

İman nedir?

Biz müminler, insanların Allah katında sadece iki kısma ayrıldığını, üçüncü bir kısmının olmadığını biliyoruz:

“Sizi yaratan O’dur. İçinizden kimi kâfir kimi de mümindir. Allah yaptıklarınızı görendir.” [1]

İman edenler ve kafir olanlar olarak iki kutba ayrıldık. Bu ayet İman kavramının önemini apaçık gösteren bir ayettir. Bu iki kavram -iman ve küfür- hususundaki cehalet, tahrif ve saptırma Allah’ın (cc) kurduğu düzende karmaşaya sebep verecektir. İşte bugün içinde bulunduğumuz bu karmaşanın özelliklede İslam coğrafyasında -Önceden İslam devleti olup sonradan İslam kanunları ile hükmedilmeyen yerler- temel sebebi bu iki kavramdaki cahillik ve bilinçli saptırmadan kaynaklanıyor. Şeytan ve avaneleri bu iki kavramın taşıdığı ince çizgiyi anlamış olacak ki bu kavramların altını daha ilk üç nesilden itibaren oymaya başlamıştır. Çünkü biliyorlar ki şayet bu kavramlarda insanları saptırabilirler ise insanlar içerisinde kimin mümin kimin kafir olduğu bilinemeyecek, bu önemli ve ince çizgi gizlenmiş olacak.     

İmanın tanımı hususundaki ihtilaf, büyük sapmaların hatta daha da iddialı bir sözle İslam ümmetinin bu halde olmasının en büyük sebeplerinden biridir. Nasıl olurda bir kavramın tahrifi ümmetin sapmasında bu kadar etkili olabilir diye sorulabilir. Bu sorunun cevabı ise çok basittir; Allah’ın (cc) varlığı var etmesi ve insanları yaratmasında ki tek sebep kendisine iman ve ibadet etmeleridir[2]. Bundan dolayı iman kavramının en değerli kavram olarak değerlendirilmesi kadar normal bir şey olamaz.

Günümüzdeki büyük sapmanın temelinde, İman kavramına vahye uygun olmayan tanımlar veren bidatçi mezhepler ve o mezheplerin günümüzdeki savunucuları vardır. 21. Yüzyılda yaşayan Muvahhidler olarak insanların, şirk olan amelleri işleyip, bununla birlikte kendilerine Müslüman demelerine veya da belamların bırakın, avamı şirk ameline davet eden ve insanlara bu hususun öncülüğünü yapanlara dahi Müslüman demelerine şaşkınlıkla bakıyoruz. Bu durumu anlamaya çalışıyoruz. Yüzlerce Şeri delilin yanında kendi kendimize şöyle bir iç muhasebe yapıyoruz: Bakkal amca elli kuruşluk bir sakızı çalan küçük çocuğa hırsız vasfını konduruveriyor. Veya çoluk çocuğunun canına birisi kast etse katil oluyor. Ancak gel gör ki Allah’ın en büyük hakkı olan insanların ve cinlerin kendisi için yaratıldığı ‘’Tevhidi’’ bozan şirk ameli işleyen kimseler iman dairesinin içerisinde kalabiliyor. Her türlü fiili yapan o yaptığı fiil ile sıfatlandırıyoruz; resim yapana ressam, ev yapana mühendis, ancak şirk fiilini yapana müşrik diyemiyoruz.

İşte bu çarpıklığın altında yatan sebep iman kavramında yaşanan ihtilaftır. Bu meseledeki ihtilaf ümmet arasında çıkan ilk ihtilaflardan sayılır. Sahabenin son dönemlerinde büyük günah işleyenlerin dinden çıktığını, ebedi azabı hak ettiklerini savunan hariciler ve haricilere tepki olarak ortaya çıkan haricilikten daha da tehlikeli olan isyan edenler ile takva ehlinin imanını bir gören, küfür fiili işleyenlerin din dairesi içerisinde olduğu iddiasında olan mürcie fırkası peyda oldu. Bu mezheplerin doğuşunu ve daha çok inanç esaslarını aktarmaya çalışacağım inşallah, ancak bu batıl mezhepleri aktarmaya geçmeden önce iman nedir ve ehli sünnet imanı nasıl tanımlamış sorusunun cevabını arayalım. İman nedir?

İmanın sözlük manası:

Sözlüklerde iman hakkında farklı farklı tanımlar yapılmıştır. İman إيمان kelimesi Emnun أمن kökünden türemiştir. İman sözlükte iki ayrı şekilde incelenmiştir;

1- Eman verme, korkutmama ve koruma anlamında:

“O (Rab ki), onları açlıktan doyuran ve korkudan emniyette kılandır”[3].

Ebu Musa el-Eşari’den rivayet edildiğine göre Allah’ın rasulu (sav) şöyle buyurmuştur:

“Yıldızlar semanın koruyucularıdır. Yıldızlar gidince sema vadedilen şeyi getirecek. Ben sahabemin koruyucusuyum. Ben gittiğimde ashabıma vadedildikler şeyler gelecek. Ashabım ümmetimin koruyucusudur. Ashabım gittiğinde ümmetime vadedilenler gelecektir.”

İbni Esir bu hadisin manası hakkında şöyle söyledi: “Bu hadisteki emene kelimesi eminin cemisidir ve hafız (koruyucu) manasındadır.”

2- Tasdik ve tasdikle birlikte mutmainlik, emniyet, ikrar etmek ve teslim olmak manasına gelmekte:

(Biliyoruz ki) biz doğru söylesek de sen bize inanacak değilsin.” [4]

Ezheri şöyle demiştir: “Tefsir ehli bu ayetin manasının sen bizi doğrulayacak değilsin manasında olduğu hususunda ihtilaf etmemiştir”

“(Bu davranışınla) rüyayı tasdik etmiş oldun. Şüphesiz ki biz, Muhsinleri böyle mükâfatlandırırız.”[5]

İbni Teymiyye imanın ikrar manasında olduğu kanaatindedir. Şöyle söylemiştir: “Onun tefsiri şu şekildedir: aralarında fark olması ile birlikte İmanı ikrar lafzı ile tefsir etmek tasdik lafzı ile tefsir etmekten daha doğruya yakındır.”

İmanın şeri manası:

Selef-i Salihin ve onlardan sonra gelip onlara güzellikle tabi olan ehli sünnet imamları imanın üç rükünden oluştuğu hususunda icma etmişlerdir. Bu üç rükün:

· Kalp ile tasdik

· Dil ile ikrar

· Uzuvlar ile amel

İmanın tanımını yaparlarken aynı manaya gelen farklı lafızlar kullanılmıştır. Bu hususta İbni Teymiye (rh) şöyle söylemiştir:

“Selefin ve Sünnet imamlarının imanın tanımını yaparken söyledikleri de bu baptandır. Onlar bazen ‘o, (iman) söz ve ameldir’ demişler, bazen ‘Söz, amel ve niyettir’ demişler, bazen ‘Söz, amel, niyet ve sünnete uygunluktur’ demişler, bazen de ‘dil ile söyleme, kalp ile inanma ve uzuvlarla amel etme’ demişlerdir. Bunların hepsi doğrudur… Burada kastedilen, seleften ‘İman söz ve ameldir’ diyen kimselerin maksadının kalbin ve dilin sözü, kalbin ve uzuvların ameli olduğudur.”[6]

İbnu’l Kayyım şöyle demiştir:

“İman, söz ve ameldir. Söz, kalbin sözü ve dilin sözüdür. Amel, kalbin ameli ve uzuvların amelidir. Bunu açıklayacak olursak; Allah’ı kalbiyle bilen ancak bunu diliyle ikrar etmeyen kişi mümin değildir. Nitekim O, Firavun’un kavmi hakkında ‘Gönülleri kesin olarak bildiği halde zulümlerinden ve büyüklenmelerinden dolayı onları (ayetlerimizi) inkâr ettiler’ (Neml, 14) buyurmuştur. Yine O, Ad ve Salih’in kavmi hakkında ‘Ad’ı ve Semud’u da (helak ettik), (onları helak ettiğimiz) size oturdukları yerlerden belli olmuştur, şeytan yaptıklarını onlara süslü gösterdi ve onları yoldan saptırdı, halbuki onlar gözü açık kimselerdi’ (Ankebut, 38) buyurmuştur. Yine Musa (as), Firavun’a ‘kesinlikle biliyorsun ki onları ancak göklerin ve yerin rabbi basiretli kılıcı (ayetler) olarak indirmiştir’ (İsra, 102) demiştir.

Görüldüğü üzere onlarda kalbin sözü yani marifet hasıl olmuştur. Fakat bu onların mümin olmaları için yeterli gelmemiştir. Aynı şekilde kalbinde olmayanı diliyle söyleyende mümin olamaz. Münafıklardan olur. Aynı şekilde kalbiyle bilip diliyle ikrar eden kimsede sırf bundan dolayı mümin olmaz. Anca sevgi, buğz, dostluk ve düşmanlık gibi kalp amellerini gerçekleştirdiği, Allah’ı ve Resul’ünü sevdiği, Allah’ın dostlarını dost edindiği, O’nun düşmanlarını düşman gördüğü, kalbini yalızca Allah’a teslim ettiği, O’nun Resulüne uymaya ve itaat etmeye teslimiyet gösterdiği, zahiren ve batinen onun şeriatine bağlandığı zaman mümin olur. Bunları yaptığı takdirde ise kendisine emredilenlerin tamamını yerine getirmediği sürece bu imanının kemali için yeterli değildir. Şu hâlde bu dört rükün, imanın kendileri üzerine bina edildiği rükünlerdir. Bunların hepsi ilme ve amele racidir.”[7]

Süfyan es-Sevri şöyle demiştir: “Ehli sünnet der ki… İmansız amel, amelsiz iman geçerli olmaz.”[8]

Muhammed İdris eş-Şafii Şöyle demiştir: “Sahabe’nin, Tabiin’in, onlardan sonra gelenlerin ve gördüğümüz kimselerin icması şudur ki onlar: ‘iman söz, amel ve niyettir; bu üçünden biri ancak diğerleriyle birlikte fayda verir’ diyorlardı.”[9]

Bu nakillerin dışında amelin iman’dan olduğuna dair seleften yüzlerce kavil bulmak mümkündür.

Amelin imandan olduğunun delilleri:

Kur’an’dan deliller:

“Allah imanlarınızı (namazlarınızı) boşa çıkaracak değildir.”[10]

Bu ayet kıble Kudüs’ten Kâbe’ye değiştiği zaman sahabenin Kudüs’e doğru kıldıkları namazın boşa gittiğini düşünmeleri üzerine inmiştir. İmam Buhari’nin Bera’dan rivayet ettiği uzun hadisin bir kısmında şöyle geçmekte: “Kudüs kıble iken henüz kıble Kâbe olmadan önce birçok kişi vefat etti. Onlar hakkında ne söyleyeceğimiz bilemedik. Allah (cc) bu ayeti indirdi.”[11] Görüldüğü üzere Allah (cc) en önemli amellerden biri olan namazı iman diye isimlendirmiştir. 

“Hâlbuki onlar, ancak dini O’na halis kılan hanifler olarak Allah’a ibadet etmekle, namazı dosdoğru kılıp, zekâtı vermekle emrolunmuşlardı. İşte dosdoğru din budur.”[12]

İbni Kesir şöyle söylemiştir: “Şafi ve Zühri (rh) gibi birçok ilim ehli bu ayeti kerimeyi amellerin imanın kapsamında olduğuna delil saymışlardır.”[13]

Sünnetten delil:

Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallallahu aleyhi ve sellem’e

–Hangi amel daha faziletlidir? diye soruldu.

–"Allah'a ve Rasûlüne inanmak" buyurdu.

–Sonra hangisi? denildi.

–"Allah yolunda cihad etmek" karşılığını verdi.

–Bundan sonra hangisi? denilince:

–"Allah katında makbul olan hacdır" buyurdular.[14] 

Görüldüğü üzere Allah ve Resulüne İman etmek en faziletli amellerden sayılmaktadır.

"İman 70 küsur veya 60 küsur şubedir. O imanın şubelerinin en üstünü ' Lâ ilâhe illallah' demektir. O iman şubelerinin en aşağı olanı ise yoldan eziyet veren şeyi kaldırmaktır. Haya (utanma duygusu) da imandan bir şubedir."[15]

Bu hadis ise İmanın üç rüknüne de işaret etmektedir; Söz, Amel ve kalp. Yoldan eza veren bir şeyi kaldırmak azaların yaptığı bir olması ve Nebinin bu ameli imanın bir şubesi olarak görmesi amelim İmandan olduğunun apaçık delillerinden birisidir.

İman kavramındaki ihtilafın ümmetin üzerinde ki etkileri mürcie fırkasını aktardıktan sonra daha da iyi kavranacaktır. Hayat tarzlarını, tahrif edilmiş iman kavramı üzerin kuran günümüz toplumu da ancak iman kavramını yeniden Kur’an ve sünnet ışığında anlamaya başlar ise ıslah olacaktır.

Elhamdulillah    


[1] (64/ teğabun, 2)

[2] (Zariyat, 54)

[3] (106/ Kureyş, 4)

[4] (12/ Yusuf, 17)

[5] (31/ Saffat, 105)

[6] Mecmuu’l Fetava, 7/170

[7] (Uddetu’s Sabirin, 206)

[8] (el-Lalekai, 1792)

[9] (el-Umm)

[10] (2/ Bakara, 143)

[11] (Buhari, 40)

[12] (98/ Beyyine, 5)

[13] (8/ İbni kesir, 457)

[14] (Buhârî, Îmân 18, Hac 4, Tevhîd 47; Müslim, Îmân 135. Ayrıca bk. Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd 22; Nesâî, Hac 4, Cihâd 17)

[15] (Müslim, 1316)