Hamd, kendisinde şifa olan ve hiçbir eğriliğin bulunmadığı kitabı indiren Allah’adır. Salat ve selam kutsal kitabı yaşantısı ile bizlere beyan eden Muhammed’e olsun ve ona ihsan ile tabi olan aline ve ashabına olsun.

İnsanlar kimi zaman hayatın anlamını anlamak için, kim zaman kültürleri artsın diye, kimi zaman meslek öğrenmek için veya başka bir takım farklı sebeplerden dolayı kitap okurlar. Kitap okuma yüzdesi bizim memlekette olması gerekenden düşük olsa da bu yüzdenin yavaş yavaş yukarı yönlü arttığı araştırmalarda gözlemlenmektedir.[1]

Dünya genelinde Google şirketinin yaptığı bir araştırmada 30 yıl içerisinde yaklaşık 130 milyon kitap basıldı.[2] Türkiye’de ise TÜİK’in raporuna göre 2019 da 68,554 adet kitap basıldı. Bu yayınların sadece 3736 adeti inanç ile ilgili. Genel kanı, Türkiye halkının kitap okumadığı yönündedir. Kitap okuyanların ise okuduğu kitapların özelliklerine baktığımız da daha da üzücü bir tablo ortaya çıkıyor. Dünya üzerinde var olan kitapların çeşitlerini şu şekilde belirtebiliriz:

· Vahye dayalı kitaplar

· Modern bilime dayalı kitaplar

· Kurguya dayalı kitaplar

Dünyada ve Türkiye’de okunan kitapların kahir ekseriyetini kurgu kitapları; edebiyat, roman, hikâye vb. oluşturuyor. İnsanlar, Türkiye’den kat ve kat fazla kitap okuması ile övünen ülkelerde dahi asıl hayatı ilgilendiren ve bu dünyada var olma amacını belleten, kaynağını vahiyden yani Kur’an’dan almış kitaplar yerine -birçoğunun hiçbir faydası olmayan- beşerin kurguladığı hevaya dayalı kitapları okuyarak ömürlerini zayi etmekteler. Veya bir meslek sahibi olabilmek için uzun yıllar boyunca cilt cilt seçtikleri meslek ile alakalı kitapları okumaktalar ve kimisi hedeflerine ulaşmakta kimisi de ulaşamamaktadır. Ancak yaratıcısının vahyettiği kitabı umursamamakta ve yüz çevirmektedir.

“Rasul der ki: “Rabbim! Şüphesiz ki benim kavmim, bu Kur’an’ı terk edilmiş olarak bıraktılar.”[3]

Kendisini İslam’a nispet eden bütün cemaatlerin veya da bireylerin üzerinde ittifak ettiği bir husus, Kur’an’ın hüccet olmasıdır. Hatta Kur’an’ın hücciyeti günümüz İslam’ın dışındaki demokrasi, laiklik gibi dinleri hayat tarzı edinen müşrik ve kâfirlerin katında da geçerlidir. Durum öyle bir hal almıştır ki bütün kurumları ile ve özellikle diyanet adını verdikleri kurum ile İslam’a savaş açmış bir sistem, yine kendine ait tv kanallarında güzel Kur’an okuma yarışmaları düzenlemekte, desteklediği ve beslediği kendi sisteminin ayakta kalması için adeta supap görevi gören cemaatler vasıtası ile binlerce hafız yetiştirmektedir.   

Gelin kendisini İslam’a nispet eden bütün fırkaların hatta kafirlerin bile mucize oluşunu ikrar ettiği kitabımız Kur’an’dan bahsedelim. Kur’an öyle bir kitap ki bu kitaba ve bu kitabın ehline karşı amansız düşmanlık besleyenler bile hayranlıkla okuyup, etkisini ve aciz bırakışını ikrar etmektedirler.[4]   

Kur’an Nedir?

Kur’an:

“Fatiha süresi ile başlayan Nas suresi ile biten, okunması ile ibadet edilen, bize tevatür yolu ile aktarılan, sayfalarda yazılı olan, Cibrili emin vasıtası ile rasullerin ve nebilerin sonuncusuna indirilen Allah’ın (cc) mucizevi kelamıdır.”

Kur’an’ın isimleri:

Kur’an-ı Kerim’in birçok ismi ve sıfatı naslarda varit olmuş, kimi ulama elli küsur ismi olduğunu kimisi de bundan daha fazla ismi olduğunu aktarmıştır. Kur’an’ın isim ve sıfatlarından birkaçı şunlardır:

1.Kur’an[5]

2.Kitap[6]

3.Zikir[7]

4.Furkan[8]

5.Nur[9]

Sıfatları:

1.Mübarek[10]

2.Hidayet ve Rahmet[11]

3.Kerim[12]

4.Hakim[13]

5.Fasl[14]

İsmin çokluğu şerefin ve yüceliğin alametidir. Allah’ın (cc) isminin çok olması yüceliğinin göstergesidir. Rasulün isminin çok olması konumunun üstünlüğünü gösterir. Aynı şekilde Kur’an’ın isminin çok olması şerefini ve faziletini göstermektedir. Her bir isminin üzerinde uzun uzun tefekkür edilmesi kitabımızın değerini anlamamıza büyük katkı sunacaktır.

Allah (cc) gönderdiği Rasullerini birtakım mucizeler ile davetleri başarıya ulaşması için desteklemiştir. Mucize aciz bırakan anlamındadır. İnsanların mutat hayatlarında alışa gelmedik harikulade olaylardır. Yani karşı tarafa bir meydan okumadır aslında. Mesela Allah (cc) Salih’e (as) kaya içerisinden deve çıkarmış, Süleyman peygambere hayvanlar ile konuşma kabiliyeti vermiş, Musa peygambere de denizi yardırmıştır. Bu saydığımız mucizelerin hepsi bir zaman ile sınırlı idi ve böylelikle tarihte kaldılar.

Muhammed peygambere (sav) verilen en önemli mucize ise Kur’an-ı kerimdir. Bu mucize bir zamana veya bir mekâna has bir mucize değildir. Bilakis dünya yok oluncaya kadar insanları bir mislini getiremeyeceği ve aslında en önemlisi içindeki bilgileri -heva ve hevesine uyması dışında- yalanlayamayacağı bir mucizedir.

Kur’an mucizevi bir kitaptır. Kur’an’ın kendisine indirildiği ve ilk muhatabı olan Arap topluluğunun o zaman için en önemli meziyeti, dillerindeki fesahat ve belagat idi. Edebiyata çok fazla düşkün olmalarından dolayı bir kelamın fasih ve beliğ olup olmadığını gayet iyi anlıyorlar ve güzel konuşma ile alakalı oturumlar tertip edip belagat ve edebiyat ile söylenen cümlelerden çok fazla etkileniyorlardı. Mekkeli müşrikler Kur’an’ın belagati karşısında adeta dumura uğradılar ve bizzat kendileri bu mucizevi kelamın yüceliğini ve beşer sözü olamayacağını itiraf ettiler. Kur’an’ın işitilip de etkisi altında kalınmaması için birtakım tedbirler aldılar. Kur’an’ın etkisi altında kalmaktan o kadar çekiniyorlardı ki eğer bir şekilde Kur’an’ı işitirler ise İslam’a meyletmemek için gürültü çıkarıyorlardı:    

“İnkâr edenler: «Bu Kur’an’ı dinlemeyin; okunurken gürültü çıkarın, belki üstün gelirsiniz!» dediler.” [15]

 O zamanın en üstün ve usta şairlerinin çok az bir kısmı, şiirlerinin Kâbe’nin duvarına asılması şerefine nail oluyorlardı. Bu şerefe nail olan şairlerden bir tanesi de Lebid b. Rabia idi. Lebid b. Rebia İslam’ı ve nebiyi yeren şiirler yazmış ve bu şiirler Kâbe duvarına asılmıştı. Bu şiiri gören Müslümanlardan bir tanesi şiirin yanına bazı Kur’an ayetlerini yazmış ve Lebid b. Rebia bu ayetleri görünce yaklaşmış ve ayetleri okuyunca bir çığlık atmıştı. Daha sonra Rasulullah’ın yanına gidip kendisine Kur’an okumasın istemiş ve Müslüman olmuştu. Bir gün Ömer İbni Hattap (ra), Lebid’den (ra) şiirlerinden birkaç beyit okumasını talep etmiş O ise Bakara süresini okumuştur. Ömer (ra) bunun sebebini sorunca şu şekilde cevap vermiştir: “Allah (cc) bana Bakara süresini öğrettikten sonra şiir okumam.”

Kur’an’ın mucizeleri

1.     Kur’an daha önce ve sonra hiçbir kitabın ihtiva edemeyeceği ilimler ve bilgiler ile donatılmıştır.

“Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık”[16]

“Bu kitabı sana her konuda açıklama getiren bir rehber, bir hidayet ve rahmet kaynağı, Allah’a gönülden bağlananlar için bir müjde olarak indirdik.”[17]

Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Birtakım fitneler baş gösterecek” denildi ki: Bu fitnelerden kurtulmanın yolu nedir? Rasulullah (sav): “Bu fitnelerden çıkışın yolu Allah’ın (cc) kitabıdır. Onda sizden öncekilerin ve sonrakilerin haberi vardır ve sizin aranızda -vuku bulacak şeylerin- hükmü vardır.”[18]

Kur’an çok az kelime ile çok manaları kapsayan ayetler ile diğer kitapların yanında eşsiz bir konumdadır. Bu özelliğe Arapça tabir ile “cevamiul kelim” denmektedir.

Beyhaki’nin Hasan’dan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “Allah (cc) yüz kitap indirmiş, yüz kitabın içinde de dört kitap indirmiştir ki bu yüz kitabın barındırdığı ilmi bu dört kitap kapsamaktadır. Bu dört kitap: Tevrat, İncil, Zebur ve Furkan’dır (Kur’an). Daha sonra bu dört kitabın ilmini de Furkan’da toplamıştır.”

2.     Eksiklik ve ziyadeden korunmuştur. Diğer kitaplara nazaran zamanın uzaması veya da değişimi ile değiştirilmekten ve bozulmaktan korunmuştur

“Kesin olarak bilesiniz ki bu kitabı kuşkusuz biz indirdik ve onu mutlaka koruyan da yine biziz.”[19]

Kur’an her ne kadarda lafzen değişimden korunsa da şeytana kulluk eden taifeler tarafından manası her asırda tahrif edilmekten kurtulamamıştır. Bu durum Kur’an’ı anlama metodu ile büyük oran da bağlantılıdır ve aynı zamanda soracağımız şu sorununda cevabı bu konu ile çok alakalıdır:

Herkes Kur’an üzerine icma etmiş olmasına rağmen nasıl olurda bunca ayrışım ve fırkalaşma ortaya çıkıyor?

Bu sorunun cevabı bir önceki yazıda da belirttiğimiz gibi; ayrışmanın temel sebebi her fırkanın Kur’an’ı anlama metodunun farklı olmasından kaynaklanmaktadır. Kuran’ı anlamada en doğru metodun vahye ilk muhatap olan ilk üç neslin anlayışına uygun olmasıdır demiştik. Kur’an’ı anlamada büyük yanılgıya giden fırkalardan bir tanesi de son elli yılda daha fazla seslerini duymaya başladığımız hadis inkârcıları veya bir diğer isimleri ile kur’anîlerdir.

Bilindiği üzerine sünnet yani Rasulullah’ın sözleri fiilleri veya ikrarları İslam inancının ikinci derecede kaynağıdır. Allah’ın (cc) yol gösterici olarak indirdiği Kur’an’ın sosyal hayata nasıl indirgeneceğini sünnette bulmaktayız.

Resuller gönderildiği kavim için birer örnektir.

  “Gerçek şu ki, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça ananlar için, Allah'ın peygamberinde, güzel örnekler vardır.”[20]

Sünnetin konumu dinimizde bu olmasına rağmen, Kur’an’ı sünneti hiç hesaba katmadan anlama metodu geliştirenler büyük bir sapıklık ile sapmışlardır.

 “Şüphesiz ki Allah’a ve resullerine karşı küfre sapan, Allah ile resullerinin arasını ayırmak isteyen: “Bir kısmına inanır bir kısmını inkâr ederiz.” diyenler ve bu ikisi arasında bir yol tutmak isteyenler (var ya); Bunlar, hakiki kâfirlerin ta kendileridir. Kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.”[21]

Devam edecek…


[1] Bunun tam zatını söylemekte mümkün. Araştırmalar farklılık arz etmektedir.

[2] Bu araştırma kendilerinin yaptığı açıklamaya göre sadece ciltli kitapları kapsamaktadır. Basılan kitap sayısı bundan fazla olma ihtimali yüksektir.

[3] (25/Furkân 30)

[4] Asıl fazilet düşmanların fazilet olduğuna şahitlik ettiğidir.

[5] (56/Vakia, 77)

[6] (2/Bakara, 1)

[7] (15/Hicr, 9)

[8] (25/Furkan, 1)

[9] (64/Teğabun, 8)

[10] (6/Enam, 92)

[11] (31/Lokman, 3)

[12] (56/Vakia, 77)

[13] (10/Yunus, 1)

[14] (86/Tarık, 13)

[15] (41/Fussilet, 26)

[16] (6/Enam, 38)

[17] (16/Nahl, 89)

[18] (Tirmizi)

[19] (15/Hicr, 9)

[20] (33/Ahzap 21)

[21] (4/Nîsa, 150 - 151)