Hamd, kullarına yol gösterici olarak rasuller ve kitaplar gönderen Allah’a olsun. Salat ve selam insanlığa en güzel örnek olan Muhammed’e olsun. Bundan sonra;

           İnsanlar iki kutba ayırılır;

· Sahih akide (İslam) üzerine olanlar

· Batıl (İslam dışındaki bütün inançlar) akideler üzerine olanlar

Dünyada üçüncü bir kesim yok, işte bu durum bize sahih akideyi, önemini ve gerekliğinden daha çok bahsetmemizi gerektirecektir. Zira sahih akideyi ve batıl akideleri bilmeyen bir kimse, yaptığı amelleri ve gittiği yolu doğru zannedecek ve bu kısa dünya hayatını kendisine faydası olmayan ameller ile heba edecektir.

“De ki: "Amelce en çok ziyana uğrayan; iyi iş yaptıklarını sandıkları hâlde, dünya hayatındaki çabaları kaybolup giden kimseleri size haber verelim mi?"[1]

İnsanoğlu neden doğruyu bulmak için bir arayışın içine girmeli diye bir soru sorsak, akla ilk gelen olgulardan bir tanesi de ölüm gerçeği olacaktır. Ölümün tadını bir gün her canlı tadacaktır. Canlı ve cansız her şeye bir ömür takdir edilmiştir. Hatta devletlerin bile bir ömrü olduğundan bahseder Allah (cc):    

“Her milletin belli bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.”[2]

    Kendisini dünyanın hâkimi konumunda gören, insanların, ismini dahi duyunca tedirgin olduğu, muazzam teknolojilere ve devasa büyüklükte ordulara sahip olan süper devletlerin dahi bir eceli var ve o ecel geldiği zaman ne bir an geri ne bir an ileri alınacak, bütün azameti ile bu devletlerde tarihin tozlu sayfalarında yerini alacaktır. Bizzat tarih bunun en büyük kanıtıdır. Ayrıcı insanoğlunun yaratılmasının üzerinden uzun yıllar geçtikçe insanların hayatta kalma süreleri de düşmektedir. Mesela Nuh’un (as) daveti sadece 950 sürmüştür. Bunun aksine Allah Rasulu (sav) İslam ümmetinin yaş ortalamasının az olduğunu bizlere haber vermektedir.

Allah Rasulu (sav) şöyle buyurmuştur:

Ebu Hureyre’nin rivayet ettiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Ümmetimin ortalama ömrü altmış ila yetmiş yıldır. Bu yaşı geçenler çok azdır”[3]

Bu inkâr edilemez gerçekliği günümüzde dünya insanları salgınlar, depremler, kazalar ve savaşlar ile daha çok yakından hissetmektedir. Bununla birlikte batıl akidelerin/inançların insanları sürüklemiş olduğu bunalımlar ve çıkmazlarda, insanların en doğru akideyi aramasını gerektirmektedir.

Peki, binlerce inancın içinde hak olan inanç hangisidir? Bu soruya doğru cevap verebilmemiz için Rabbimiz bizlere akıl ve düşünme yetisi bahşetmiştir. Bu durum bizi hayvanlardan ayıran en başlıca özelliktir. Fıtratı bozulmamış, düşünme ve algılama yetisini kaybetmemiş her insanın vereceği cevap şu olacaktır:

Tek Sahih Akide İslam akidesidir.

İslam inancını diğer inançlardan ayıran ve sahih akide olma vasfını veren başlıca sebepler şunlardır:

·        Kaynağı temiz ve paktır

İslam inancının iki mastarı/kaynağı vardır

1.     Yaratıcının kitabı Kur’an

2.     Kur’an’ın açıklayıcısı konumundaki sünnet

Allah (cc) zamanın geçmesi ile kalpleri taştan daha katı hale gelen kullarını doğru yola iletecek rasuller ve bu rasuller ile birlikte kulların hayatlarının her alanını kapsayan kanunların bulunduğu kitap ve sahifelerini Cebrail (as) vasıtası ile vahyetmiştir.

İslam akidesinin dayanağı her türlü eksiklikten korunmuş olan Kur’an ve hevadan konuşmayan, konuşması vahiyden başka bir şey olmayan rasulun sünnetidir. Kur’an Allah’ın (cc) kelamıdır. Allah (cc) Cebrail (as) vahyetmiş O’da Nebimiz Muhammed’e bu vahyi aktarmış, Nebide ümmetine vahyin hayata nasıl pratize edileceğini kavli ve fiili olarak göstermiştir.

Kur’an bazı hususalar da insanlar tarafından manen tahrif edilse de bin dört yüz yıldır lafzı Allah (cc) tarafından korunmuş olup, bu koruma İsrafil (as) sura üfürünceye kadar devam edecektir.[4]

اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

“Şüphesiz o Zikr'i (Kur'an'ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.”[5]

           Akidenin bir diğer kaynağı Rasulullah’ın (sav) sünnetidir. Allah (cc) kitabında sünnetin akidenin ikinci kaynağı olduğunu ve vahiy olduğunu apaçık bildirilmiştir.[6]

“Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah'ın azabı çetindir.”[7]

“O, arzusuna göre konuşmaz. O (söylediği) vahyedilenden başkası değildir”[8]

Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur:

“Bana itaat eden Allah’a itaat etmiştir, emire itaat edende bana itaat etmiştir.”[9]

           İslam akidesi kaynağı kuran ve sünnet olması açısından diğer akidelerden tamamen ayrılır. Kuran ve sünnete dayanmayan bir düşünce veya görüş kesinlikle İslam akidesinden sayılamaz.[10]

           İslam inancı dışındaki akidenin/inançların kaynağı, her türlü aciz olan insanın hevasıdır. İnsanı yaratandan daha iyi kimse bilemez. İnsanın neyi çok sevdiğini neyi sevmediğini, neyin yararlı olup neyin zararlı olacağını en iyi bilen Allah’tır (cc). İşte bütün bunlardan gafil olan ve gaybı bilmeyen insanın, hevasından kaynaklanan akidelerin hakkı barındırabileceğini düşünmek büyük bir yanılgıdır. Yaşadığımız son yüz yılda insanlığın gördüğü dünya savaşları ve bu savaşlardaki vahşi kıyımlar, yıkımlar batıl akidelerin sonuçlarından başka bir şey değildir. Sadece birinci dünya savaşında 40 milyona yakın insan öldü ve yaralandı.[11] Dünya savaşlarının temel sebeplerinden biri en sapkın akidelerden biri olan kavmiyetçilik/ırkçılık inancı olmuştur. Batıl akidelerin doğurduğu şeriat dışındaki sistemlerin insanoğlunu büyük bir çıkmaza götürdüğü de aşikârdır.

           İnşa edilen her bina sağlam esaslar ve temeller üzerine bina edilmesi gerekir. İslam dini/hayat tarzı ise her yönü ile kemale erişmiş bir binadır. Bunun sebebi ise dayanağı/kaynağı sağlam ve pak olan İslam itikadıdır.[12] Belirttiğimiz gibi İslam inancı meşruiyetini yaratıcının her türlü vasıfta birlenmesinden/tevhid edilmesinden almaktadır.[13]

·        Devamlı ve süreklidir

           Kaynağının rabbani olması hasebi ile İslam inancı asla değişmez ve bozulmaz. Bu durum ise nefislere mutmainlik verir. Herkese, her bölgeye, her devlete ve her ırka göre değişen bir inanç ancak buhrandan başka bir şey doğurmaz. Adem’in (as) yaratılmasından bu yana İslam inancı asla ırka veya zamana göre değişmemiştir ve kıyamete kadarda değişmeyecektir.

“Yüzünü (hiçbir şeyi Allah’a ortak koşmayan muvahhid) bir hanif olarak dine çevir. Allah’ın insanları yarattığı fıtrata (uy). Allah’ın yaratmasında değişiklik yoktur. (Herkesi tevhid fıtratı üzere yaratmıştır.) İşte dosdoğru din budur. Ancak insanların çoğu bilmezler.”[14]

Batıl inançlarda olduğu gibi insanı deneme tahtası yapmaz İslam inancı. Kaynağı şeytandan gelen kuruntulara tabi olan batıl inançların ömrü uzun sürmez kısa sürede eskir, çürür, kokuşur ve yozlaşır. Bu batıl inançların çöpe atılıp yeni bir inanç uydurulması gerekir veya da baştan aşağıya revizyon edilmesi gerekir.[15] Tabi bütün bunların yanında bu batıl inanca/akidelere tabi olan ve bu inanç uğruna ölmüş ve öldürmüş milyonların kanının hiçbir değeri hesaba katılmaz. Daha dün bu uydurulan inançlara tabi olmayanlar dışlanıp, kanları ve malları helal görülürken bir de bakmışsın, bu akidelerin uyduranlarının yanında dahi bir değeri kalmamış olmaktadır.   

           Sürekli değişen akidelerin insanoğlunu içine sokacağı krize şöyle bir örnek verelim: Ticaret ve alışverişler rakamlar ve birtakım kıstaslar üzerine kuruludur ve bu kıstaslar hiçbir zaman değişmez.[16] Mesela insanlar on sene boyunca 1 (bir) rakamını bir olarak kabul edip daha sonra 1 (bir) rakamına 2 (iki) deseler ve bu değişiklik sürekli olsa ticaret bir karmaşaya dönüşür, neyin bir neyin iki olduğu anlaşılamaz hale gelir. Peki, insanın bütün hayatını etkileyen hak inancın, bırakın on senede bir değişmesini bir asırda bir veya da yüz asırda bir bile değişse insanlığın duçar olacağı yıkımların, buhranların ve zulümlerin sınırı olmayacaktır. Evet, tek sahih ve hak akide olan islam akidesi değişmemiştir. Ancak insanlar İslam akidesinin dışında bir çok batıl akidenin kurbanı olmuştur ve olmaya devam etmektedir.[17]

·        İslam akidesi tam teslimiyet üzerine kaimdir.

İslam akidesinin temelinde gayba iman etmek vardır. Bir Müslüman Allah’a (cc) Rasulü’ne, meleklere yakinen iman eder ancak bütün bu hususlar gaybidir. Bundan dolayı İslam akidesi tam teslimiyet üzerine bina edilmiştir.

“Bu Kitap; kendisinde hiçbir şüphe olmayan, takva sahiplerine yol gösteren bir Kitap’tır. O (takva sahipleri), gayba iman eder…”[18]

           İslam inancı tabisinden %100 bir iman beklemektedir. Bu inanca dair en ufak şek ve şüphe İslam inancını yerle bir edecektir.[19] Allah (cc) kulundan araştırmasını, gözlemlemesini ve okumasını istiyor ki kul yakîni bir imana ulaşsın. Kulun (Batıl ideolejilerden ari bir şekilde) araştırması ve okuması onu yakîni bir imana sevk edecektir. Ancak İslam’ın asıllarında[20] şek ve şüphe içinde olan bir kul nasıl (tek hak itikad olan) İslam dairesinde kalabilsin.[21] Kaldı ki batıl inançlar bile asıllarına inanmayanları sabilik[22] ile suçlamıyor mu?  

·        İslam inancı kapsayıcıdır.

İslam inancı çölde de metropolde de orta çağda da uzay çağında da geçerlidir. İslam inancı bir Amerikalı ile Çinliyi, bir Koreli ile Türkü ayırmaz. Bütün zamanları ve bütün ırkları kapsar. Hattaki görülmeyen âlemden olan cinleri bile kapsar.

§ İslam inancı aklı, kalbi, bedeni, hisleri ve zahiri amelleri de kapsar.

§ İslam inancı diğer semavi olmayan[23] itikatlara karşın ferdin dünyasını da ahiretini de kapsar.

Günümüzde iddia edilenin aksine İslam sadece camiye hapsedilmiş bir din değildir. İslam aile hayatına, ticarete, devlet işlerine kısacası her şeye temas eder.

“Bugün, sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve din olarak sizin için İslam’dan razı oldum.”[24]

           Din Allah ile kul arasındaki bir olgudur deyip şeriatı çağ dışı sayıp, devletine, ticaretine, evine indirgemeyenler, Allah’ın (cc) tamamladığı ve razı olduğu İslam inancını boyunlarından çıkarmışlardır. 

·        İslam inancı zaferin ve yer yüzünde hakimiyetin sebebidir.

Allah (cc) yeryüzünde imkân sahibi olmanın ve mustazaflardan olmamanın temel şartlarını nur süresi 55. Ayeti kerimesinde bildirmiştir:

“Allah, içinizden iman edip salih amel işleyenlere vadetti: Onlardan öncekileri yeryüzünün halifeleri kıldığı gibi onları da yeryüzünün halifeleri kılacak, razı olduğu dinlerinde kendilerine iktidar/güç verecek ve korkularından sonra onları emniyete kavuşturacaktır. (Bu vaatte bulunduklarım) bana ibadet eder, hiçbir şeyi bana ortak koşmazlar. Kim de bundan sonra kâfir olursa işte bunlar, fasıkların ta kendileridir!”[25]

           İslam ümmetinin bu dağınıklığının, küffarın elinde basit bir lokmaya dönüşmesinin ve birçok hususta geri kalmasının, egemenliğini kaybetmesinin başlıca sebebi, ayette de belirtildiği gibi Allah’a (cc) ibadet/itaat etmeyip, O’na ortak koşması yani sahih ve hak itikadı sırtlarının arkasına atıp batıl inançların büyüsüne kapılmalarından başka bir şey değildir.

           Bu ümmet Allah’ın razı olduğu dini/itikadı terk ettiğinden buyana hiçbir hususta emniyette değildir. Bütün madenleri ve zenginlikleri batılılar tarafından sömürülmekte ve hem dünyaları hem de ahiretleri ellerinden kayıp gitmektedir. Mesela sözde İslam devletleri halklarına aslen hiçbir kıymeti olmayan ve başka bir yabancı para birimi olan dolara endeksli olan kâğıtları kullandırmaktadırlar. Durum öyle vahim ki bu para birimlerinin değeri kilometrelerce uzakta olan bir insanın iki dudağından çıkan söz ile değeri düşmekte ve bir gecede belki de milyonlarca insan fakirleşmektedir.[26] Bu sadece içinde bulunulan zilletten bir örnektir.[27] Bütün bu utançtan kurtulmanın tek bir yolu var yeniden iman etmek, batıl akidelerden sıyrılıp bütün yönleri ile kâmil olan İslam inancına rücu etmek olacaktır. Bu ümmetin ilk nesli ne ile ıslah oldu ise bu ümmetin sonu da ancak onun ile ıslah olacaktır.[28]

Velhamdu lillahi Rabbil Âlemin

 


[1] (18/Kehf, 103)

[2] (7/Araf, 34)

[3] Tirmizi

[4] Kur’an’ın saymakla bitirilemeyecek sayısız vasfı ve azameti vardır. Konumuz bu olmadığı için bu kadarı ile yetindik.

[5] (15/Hicr, 9)

[6] Sünnetin dindeki konumu ve hücciyeti başka bir yazının konusudur. Bu bölümde sadece sünnetin İslam itikadının kaynağı olması ele alınmıştır. Bundan dolayı bu kadar nakil ile iktifa edilmiştir.

[7] (59/Haşr, 7)

[8] (53/Necm, 3-4)

[9] Muttefagun aleyhi

[10]Bazı âlimler icmanın da İslam inancının kaynağı olduğunu söylemişlerdir. Ancak icmanın müstakil bir kaynak olduğunu söyleyemeyiz. Zira icma Kur’an ve sünnette varit olan naslara dayanması gerekmektedir. Yani icma asıl kaynaklara tabi bir kaynaktır, denilebilir.

[11] https://tr.wikipedia.org/wiki/I._D%C3%BCnya_Sava%C5%9F%C4%B1

[12] Hatti zatında Kur’an ve sünnetin dindeki konumu ve önemi gibi konular, hakkında çok uzunca yazıların yazıla bilineceği konulardır, ancak konum gereği burada bu kadarı ile iktifa ediyorum.


[13] (6/Enam, 162)

[14] (30/Rûm, 30)

[15] Dünyada birçok farklı din ve inanç sistemi vardı. Çoğu yok olup gitti. Tapınakları ve heykelleri silindi veya çöllerde kumların altında kaldı. Tanrıları unutuldu. Şimdilerde yeni müritleri tarafından inanç sistemleri sürdürülmeye çalışılsa da, çoğunun ismi bile hatırlanmıyor artık.

[16] Kilo, gram, metre, bir, iki vb.

[17] Yeri geldiği zaman bu batıl akidelerden ve insanlığa getirdiği yıkımlardan bahsedeceğiz inşallah.

[18] (2/Bakara, 2-3)

[19] Bir önceki yazımızda akidenin şüphe barındırmayan kesin inanç anlamı taşıdığını söylemiştik.

[20] Allah’a (cc) peygamberlerine, meleklerine vs. iman gibi.

[21] İslam’ı bozan hususları ileriki yazılarda ele alacağız inşallah

[22] Dinden (inançtan) çıkma

[23] Demokrasi, laiklik, Budizm vb. Semavi dinden kastımız tahrif de olsa Allah’ın (cc) Rasullerine gönderdiği kitaba tabi olanlardır. Hristiyanlık ve Yahudilik de çarpık da olsa ahiret inancı vardır.

[24] (5/Maide, 3)

[25] (24/Nur, 55)

[26] Günümüzde malum Tl dolara endekslidir. Dolara ise asrın firavunları hükmetmektedir. İslam ise altını ve gümüşü temel değer olarak kabul etmektedir.

[27] Bu zillete onlarca örnek verilebilir. Masala son yüz yılın siyah altını diye tabir edilen petrolün büyük yüzdesi bu coğrafyada bulunmasına rağmen bu değerden bu toprakların insanları asla faydalanamamış batı bu siyah altını tamamen tekeline almıştır.

[28] لا يصلح آخر هذه الأمة إلا بما صلح به أولها” İmam malik