Yaşayan ve yanında olduğun bir kimseden şefaat talep edilir mi?
Hamd hardal tanesi kadar imanı olan kullarına şefaat edecek olan Allah’a olsun. Salat ve selam kendisine şefaat etme izni verilen nebimiz Muhammed’in üzerine olsun.
Bir önceki yazımızda şefaatin kısaca tanımından bahsetmiş ve muvahhitten ya da şefaat etmesi umulan kimseden şefaat talep etme hususunda insanların birtakım görüşlere ayrıldığını söylemiştik. Bu yazımızda bu görüşlerin ilki olan, yaşayan ve hazırda/yanında olan bir kimseden şefaat talep edilmesinin meşru olduğunu savunanların delillerini inceleyip Kur’an ve sünnete en uygun görüşün hangisi olduğunu belirteceğiz.
Birinci Görüş:
“Şefaat etmesi umulan yaşayan kimsenin kendisinden kıyamet günü için şefaat talep etmek meşrudur”
Bu sözün delili olarak nebi (as) ve sahabesinden rivayet olunan bazı hadisler öne sürülür.
Birinci Delil: Müminlerin, kıyamet günü başkalarına şefaat etmesi.
Yine İbn-i Mâce’nin Rivayet ettiği hadiste Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur; Allah (cc) Mü’minleri cehennemden kurtardığı ve Onları emin kıldığı vakit nefsimi elinde bulundurana yemin ederim ki herhangi birinizin cehenneme giren Mü’min kardeşleri hakkındaki mücadelesi herhangi birinizin bir hak uğrunda arkadaşı ile dünyadaki mevcut olan mücadelesinden daha şiddetli olacak ve onlar:
-"Ey Rabbimiz... Dünya yurdunda kardeşlerimiz Bizimle beraber oruç tutarlar, bizimle beraber namaz kılarlar, bizimle beraber haccederlerdi” derler. Allah (cc) cennetlik Mü'minlerin yüzlerini ateşe haram ederek:
-Tanıdıklarınızı Çıkarınız..." Melekler Şefaat Ettiler, Peygamberler Şefaat Ettiler, Mü’minler de Şefaat Ettiler... (Kendisini Kastederek) Erhamü’r-Rahimînden Başka Kimse Kalmadı... buyurur”[1]
İbni ebi Ceza’dan sahih olarak rivayet edildiğine göre o şöyle söyledi: Ben Rasulullah’ı (sav) şöyle söylerken işittim: “Ümmetimden bir adamın şefaati ile Temim oğullarından daha fazla kişi cennete girer.” Denildi ki: Ey Allah’ın Rasulü bu adam senin dışında bir adam mı? Allah Rasulü: “Benim dışımda” dedi.[2]
Ebu Said el-Hudri’den rivayet edildiğine göre nebi (sav) şöyle buyurdu:
“Ümmetimden öyle kimseler vardır ki kimisi insanlardan birçok topluluğa, kimisi bir kabileye, kimisi bir gruba, kimisi bir adama şefaat eder ve böylelikle cennete girerler.”[3]
Bu hadisler gibi onlarca rivayet var, rivayetlerin kimisi sahih kimisi hasen kimisi zayıftır. Bu hadislerden anlaşılan şey ise Rasullerin, şehitlerin dışında başka kimselerinde şefaat etmesine izin verileceğidir. Bu hadisleri delil alanlar şöyle söylüyor: kendisine Allah’ın şefaat etme izni vereceği umulan kimseden şefaat istemesinde sakınca yoktur. Zira şefaat talep eden kimse sebeplere sarıldıktan ve Allah’ın izin vermesini de göz ardı etmedikten sonra olması mümkün olan bir şeyi talep etmiştir.
Bu yaklaşımın cevabı ise şudur: Sahabeden veya onlara tabi olanlardan nebi (sav) dışında başka kimseden kıyamet günü için şefaat talep ettikleri sabit olmamıştır. Yani onlara böyle bir şey yapmamışlardır. Onlar hayırlar hususunda çok arzulu olmalarına ve nebinin dışındaki başkalarının da kıyamet günü şefaat edeceğini bildiren hadisleri bilmelerine rağmen böyle bir şey yapmadılar.
İkinci Delil: Müminlerin kendileri veya kendilerinin dışındakiler için başka müminlerden dua talep etmesi meşrudur.
Naslarda bir müminin diğer bir müminden istiğfarda bulunmasını, hayır dua etmesini talep etmesi sabit olmuştur. Ayrıca yağmur duası ve müminlerden vefat edenlere dua edilmesi de sabit olmuştur.
İstiğfar talep edilmesi ile ilgili rivayetler:
Ömer ibni Hattab'tan sahih olarak rivayet edildiğine göre O Uveys el-Karniye şöyle söylemiştir: "Ben Allah Rasulünün (sav) şöyle dediğini işittim: "Size Yemen'den Üveys denilen bir adam gelecek. Yemen'de bir annesinden başka kimse bırakmıyor. Kendisinde beyazlık vardı. Allah'a dua etti de onu kendisinden giderdi. Yalnız bir dinar veya dirhem yeri kadar kaldı. Eğer Üveys Allah adına yemin etse Allah (cc) elbette O'nu yemininde doğru çıkarır. Senin için dua etmesine imkan bulursan ondan dua iste." demiştir. Ömer de (ra) Üveyse "Benim için, istiğfar ediver!" demiş, O da "Ömer için İstiğfarda bulunmuştur.[4]
Ebu Hureyre'den (ra) rivayet edildiğine göre O şöyle söylemiştir: "Rasulullah (sav) Habeşistan kralı Necaşi’nin (rh) ölüm haberini bize verdi ve şöyle söyledi: " Kardeşiniz için istiğfarda bulunun"[5]
Hayır Dua talebinde bulunulması ile ilgili rivayet:
Safvan ibni Abdullah, rivayet edildiğine göre şöyle söyledi: "Şama geldim, Ebu Derda'nın evine gittim ancak onu evinde bulamadım, Ümmü Derda ise evdeydi. Ümmü Derda bana: “Bu sene hac yapmak mı istiyorsun?" dedi. Bende "evet" dedim. Bana : "Allah'a bizim için hayır dua et çünkü nebi (sav) şöyle buyurmuştur: “Bir Müslüman, yanında bulunmayan bir din kardeşi için dua ederse bu dua makbuldür ve mutlaka yanı başında bir melek bulunur ve her dua ettiğinde melek ona, aynı şeyler sana da verilsin, diye dua eder.” Sonra çarşıya çıktım ve Ebu Derda ile karşılaştım oda Rasulullah'tan rivayet edilen bu sözü söyledi.[6]
Yağmur yağması için dua talep edilmesi ile ilgili rivayet:
Enes (r.a) rivayet ettiğine göre Ömer ibni Hattab (ra) kıtlık olduğu zaman Abbas bin Abdulmuttalip ile yağmur duasına çıkardı ve şöyle derdi:
" Allah'ım biz nebimizi vesile ediniyorduk ve sen bize yağmur yağdırıyordun, bugün ise nebimizin amcası ile tevessülde bulunuyoruz bize yağmur yağdır." Allah (cc) yağmuru verirdi.[7]
İmam Şevkani'nin şu sözünü de aktarmaktalar:
"Mahluktan şefaat talep edilmesine gelince, dünya işlerinde yaratılmışların güç yetirebildiği şeylerde yaratılmıştan şefaat talep edilmesinin caiz olduğu hususunda Müslümanların arasında ihtilaf yoktur."[8]
Kıyamet günü için şefaat talebini, istiğfar, yağmur duası, hayır duasına kıyas etmek kıyası maal farıktır; yani geçersiz kıyastır. Fark ise bariz olarak şudur başkalarından istenen bu dualar dünyada hasıl olan ve gerçekleşen taleplerdir. Ancak şefaat isteme ise ahirette gerçekleşecek olan bir taleptir. Yani sen karşındaki kişiden ahirette yapacağı bir duayı istiyorsun. Bu ise Allah'ın iznine bağlı olan bir şey ve bu durumda kendisinden şefaat talep edilenin Allah (cc) katındaki derecesinin kesin yüksek olduğunu ve özel olduğunu söyleme vardır.
Şu da söylenebilir: Rasulullah'tan (sav) istiğfar, istisga (yağmur duası), hayır duası ve kıyamet gün şefaati talep edilmiştir. Sahabelerin bütün bunları yaptığı sabit olmuştur ancak onların (ra) nebinin (sav) dışında başka birsinden kıyamet günü şefaat talep etmesine dair hiçbir şey sabit olmamıştır. Bu durum nebiden ve onun dışındakilerden talep ettikleri yukarıda geçen isteklerin meşru olduğu, ancak sadece nebiden istedikleri talebin ise başkasından istemenin meşru olmadığını göstermektedir.
Şu hususu da uyarmadan geçmeyelim: kişinin başka birisinden yine başka birisi için dua talep etmesi kendisi için dua talep etmesi ile aynı değildir. Bu durum yani başkası adına talepte bulunma bazen vacip bazen mustahap olur ve kişinin nefsi için bir menfaati söz konusu değildir. Kişi kendisi için duayı bir menfaat için istemekte ve dua edenin bir fayda elde edip etmeyeceğine bakmamaktadır. Nitekim gıyapta yapılan duaya melek dua edene "sana aynısı olsun" demek sureti ile dua eden bu şekilde faydalanmaktadır. Bunun örneği bize sahih yollar ile ulaşan ve Rasulullah'ın (sav) fakir kimse için -insanlardan istemeyi terk etmesi mendup olmasına rağmen- sadaka talep etmesidir. Onun (sav) istemesi ya vacibi ya da mustahabı emretmesidir. O ki (sav) Allah'a (cc) rağbet etmede en kamil olan kimsedir.
Cerir bin Abdullah, rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: "Üstlerinde yünden elbiseler olan bedeviler Rasulullah'a (sav) geldiler. Onların kötü hallerini ve ihtiyaca sahibi olduklarını görünce, insanları onlara sadaka vermeye teşvik etti."[9]
Üçüncü delil: Rasulullah’tan (sav) kıyamet günü için dünyada şefaat talep edilmesi
Rasulullah’ın (sav) hizmetkârı ve Ehl-i Suffe'den olan Ebû Firas Rabîa İbni Ka'b el-Eslemî (ra) şöyle dedi:
Rasulullah (sav) ile birlikte gecelerdim. Abdest suyunu ve öteki ihtiyaçlarını hazırlardım. Bu hizmetlerimden dolayı bir gün bana: - "Dile benden ne dilersen" buyurdu. Ben: - Cennette seninle beraber olmayı isterim, dedim. Rasulullah (sav): "Başka bir şey istemez misin?" buyurdu. Ben: - Benim dileğim bundan ibarettir, dedim. Bunun üzerine Rasulullah (sav) efendimiz:
- "Öyleyse çok namaz kılıp secde ederek, kendin için bana yardımcı ol!" buyurdu.[10]
Başka bir rivayette: "Rabia ibni Kap şöyle dedi: Ey Allah'ın Rasulü rabbine benim için şefaatçi ol ki beni ateşten azat etsin"
Rasulullah’ın (sav) -erkek veya kadın- hizmetçisinden sahih bir rivayette hizmetçi şunları aktarmaktadır: Nebi (sav) hizmetçisi için "ihtiyacın var mı?" diye sorardı. Yine bir gün bu soruyu sordu ve hizmetçisi Ey Allah’ın Rasulü! benim bir ihtiyacım var dedi. Rasulullah (sav): "hacetin nedir?" dedi. Hizmetçi: "hacetim kıyamet gününde bana şefaat etmendir" dedi. Rasulullah (sav) "bunu sana kim öğretti" dedi. Hizmetçi "rabbim" cevabını verdi. Rasulullah (sav) "eğer böyle olmasını istiyorsan çok secde ederek bana yardım et" dedi.[11]
Enes bin Malik'ten (ra) rivayet edildiğine göre o şöyle aktardı: Rasulullah'tan (sav) kıyamet gününde bana şefaat etmesini istedim. Nebi "bunu yapacağım" dedi. Bende Ey Allah'ın Rasulü seni nerede bulacağım dedim. Nebi (sav) "beni bulacağın ilk yer sırattır, orada bul beni" dedi. Ben "seni sıratta bulamaz isem ne yapayım?" dedim. Nebi (sav) "mizanda ara beni" dedi. Ben "mizanda da bulamaz isem ne yapayım" dedim. Nebi "Havuzun başında ara beni. Şüphesiz ki ben bu üç mekandan başka bir yerde olmam" dedi.[12]
Bu hadislere ise şu cevap verilir: Sahabenin nebi (sav) dışında birisinden böyle bir talepte bulunduğu varit olmamıştır. Tabiinden hiçbir kimse de sahabeden bu şekilde bir şefaat talebinde bulunmamıştır. Bu ise bu isteğin sadece nebiye has olduğunu gösterir. Çünkü Rasulullah’ın (sav) kıyamet günü şefaat etmesi içinde şek barındırmayacak şekilde kesindir. Nebinin (sav) şefaat etmesi Allah katındaki kesin olan yüce mertebesinden kaynaklanmaktadır.
Dördüncü delil:
Allah katında şefaat etme yetkisi verileceği umulan, yaşayan ve hazırda/mevcut bulunan kimseden şefaat talep etmenin caiz olduğunu söyleyenlerin getirdikleri delillerin arasında birtakım çok zayıf hatta uydurma rivayetler de vardır.
İbn-i Ömer’den (ra) rivayet edildiğine göre O şöyle söyledi: Bir gün nebi (sav) Kâbe’nin yanında idi ve Cibril (as) yanına indi ve şöyle söyledi: “Ey Muhammed! senin ümmetinde bir adam çıkacak şefaat edecek ve Allah (cc) mudar ve rebia kabileleri sayısınca kişiye şefaat edecek, şayet o adam ile karşılaşırsan ümmetin için ondan şefaat iste” Nebi (sav): “Ey Cibril! onun ismi ve özellikleri nedir? Dedi. Cibril : “ Onu ismi Uveys…” dedi.[13]
Bu hadisin devamında şöyle geçmekte: Ebu Bekir (ra) Uveysi aramaya devam etti ancak onunla karşılaşamadı ne zaman ki öleceğini anladı Ömer (ra) onu bulmasını vasiyet etti ve nebinin Uveysi hakkında ki söylediği (sav) sözünü aktardı ve ona: “Ey Ömer şayet onunla (Uveys) karşılaşırsan ondan benim, senin ve ümmeti Muhammed için şefaat iste.”[14]
Ali Bin Hüseyin’den aktarılan başka bir rivayette Kaab (ra) Muğire b. Nevfel’in (ra) elini tuttu ve şöyle söyledi: “kıyamet günü bana şefaat et” Muğire elini çekti ve “bende kimim? Ben ancak Müslümanlardan bir adamın” dedi. Kaab Muğire’nin elini tekrardan tuttu ve çok şiddetli bir şekilde sıktı ve şöyle söyledi: “Muhammedin alinden hiçbir kimse yoktur ki ancak kıyamet günü onun şefaat etme hakkı vardır” sonra “bunu bununla hatırla” dedi.[15]
Bu rivayetler gibi benzer başka rivayetlerde vardır. Bu hadisler nebi (sav) dışındakilerden şefaat talep etmemin meşru olduğuna dair delil olarak getiriliyor. Ancak İbni Ömer’den gelen rivayet uydurmadır. Kaab ile Muğire b. Nevfel arasında geçen diyalog iki tarik ile gelmiştir. Şefaat kelimesinin sarih bir şekilde geçtiği rivayet Ali b. Zeyd b. Cüdan tariki ile gelmiştir. Bu kimse ise zayıftır. İkinci senet ise Halid b. Mahled tek kalmıştır. Halid b. Mahled’den şeyheyn hadis aktarsa da bu kimse Şii’dir ve münferit kaldığı rivayetleri vardır. İmam Zehebi İmam Buhari’nin bu kimseden rivayet ettiği hadisi tenkit etmiştir ve şöyle söylemiştir: “Sahihi Buhari’nin heybeti olmasaydı bu hadisi Halid b. Mahled’in münkerlerinden sayardım”[16]
Bu hadiste Şiaların âli beyt hakkında ki aşırılıkları ve onların mertebelerini aşırı yüceltmeleri görülmekte ve etkisi hissedilmektedir.
Bu hadisin sahih olduğun farz etsek bile Kaab (ra) Rasulullah’a (sav) yakın olmanın faziletini ve ilk şefaat edileceklerin ona yakın olanların olacağını beyan etmek için bu şekilde yaptı yoksa kıyamet günü için şefaat talep etme sebebi ile bunu yapmadığı şekilde anlaşılabilir. Allah (cc) en doğrusunu bilendir.
Beşinci delil:
Sahabelerden birisinin başka bir sahabeye Allah eğer kendisine şefaat etme izni verir ise şefaat edeceğini söylemesi.
Sunabihi (rh) rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: “ Ubade b. Samit’in yanına o ölüm sekeratındayken girdim ve ağladım. Bana “sakin ol niçin ağlıyorsun?” diye sordu ve devamında “şayet şahitlik edilirsem sana da şahitlik edeceğim eğer şefaat edilirsem sana da şefaat edeceğim ve eğer güç yetirirsem sana faydalı olacağım” dedi.[17]
Bu hadisenin başka birisinden şefaat talep etmeye kıyas edilmesi batıl bir kıyastır. Çünkü burada bir talep yok. Nebi (sav) kimseden rukye yapmasını talep etmemiştir ancak ölümünde önce Aişe (ra) annemizin yaptığı rukyeyi kabul etmiş ve bu yaptığından dolayı annemize kızmamıştır. Aişe (ra) annemizden rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: “Rasulullah (sav) rahatsızlandığı zaman nas ve felak surelerin okur ve kendisine üflerdi. Ancak acısı artınca ben bu sureleri okuyup elimle bereketini umarak ovalardım.”[18]
Bu olaya şahitlik eden sahabe ve tabiinden kimseler hiçbir şekilde, Ubade b. Samit’in Sunabihi’ye vaat ettiği bu şefaati ondan talep etmemiştir. Bu da gösteriyor ki dünyada iken yaşayan birisinden şefaat talep etmek ancak nebiye has olan bir şeydir. Nebi (sav) vefat ettiğine göre bu şekilde bir talep meşru olmayan bir taleptir.
[1] Muttefekun aleyhi, Sahih Buhari, 9/129/7439, Sahih Müslim, 1/114/373
[2] Tirmizi sünen, 4/626/2438. Tirmizi: “Bu hadis hasen ve sahihtir” demiştir.
[3] Tirmizi sünen, 4/627/2440, Hadis hasendir.
[4] Müslim, Fadailu’s-sahabe, 223-224
[5] Müttefegun aleyh, Sahih Buhari, 2/88/1327
[6] (Müslim, Zikir 86; Ebû Dâvûd, Vitir 29)
[7] Buhari, 1010
[8] Fethu-r'Rabbani, 1/360, Risale: "Dureru-n'Nadid".
[9] Müslim, 8/61/6997
[10] Müslim, Salât, 2/52/1029
[11] İmam Ahmed müsned,25/479/16076. Senedi sahih
[12] Tirmizi sünen, 4/621/2433. Tirmizi "Bu hadis hasen garip bir hadistir. Ben bu veçhinden başka bir veçhini bilmiyorum." Dedi. İmam Zehebi İsnadının ceyyid olduğunu söyledi.
[13] İbni Hibban, 2/297. Uydurma bir hadistir.
[14] Tarihu Dımeşk, 9/435
[15] İbni Saad, Tabakat-ul’kubra, 5/16 Zayıf bir senet ile.
[16] Mizan-ul’İtidal, 1/641
[17] Müslim, 1/42/51
[18] Muttefekun aleyh, Buhari, 6/190/5016