Yaşayan ve yanında bulunan kimseden şefaat talep etmenin hükmü hakkında üçüncü ve son söz
Hamd, tövbe kapısını ölüm gelinceye kadar kapatmayan Allah’a olsun. Salat ve Selam günde yüz defa Allah’tan bağışlanma dileyen Muhammed’in ve ona tabi olanların üzerine olsun.
Son iki yazımızda şefaatin tanımını, şefaat edeceği umulan -şehit olması gibi-, yaşayan ve yanında olan bir kimseden kıyamet günü ‘şefaat etme hakkını elde eder isen bana da şefaat et’ şeklinde bir istekte bulunulmasının hükmü ile alakalı iki zıt görüşü ve bu görüşlerin delillerini aktardık. Bu delillere iki tarafın da -caiz diyenler ile büyük şirk diyenlerin- eksik ve kapsayıcı bakmadıklarını ve yanlış bir kanaate sahip olduklarını belirttik.
Bu iki görüş sahiplerinin de ortak noktası ayet ve hadislerden kendi görüşlerine uygun olanlarını alıp genelleme yapmalarıdır. Yani bu isteğe mutlak caizdir diyenler, sahabenin nebiden böyle bir talepte bulunmasına ve Allah’ın (cc) şehit gibi bazı kimselere şefaat etme hakkı vereceğini ifade eden naslara dayanarak genel bir hükme varıp sahabenin yapmadığı bir şeye mutlak caizdir diyorlar.
Diğer görüş sahipleri yani mutlak anlamda büyük şirktir diyenlerde, aynı şekilde şefaatin sadece Allah’a (cc) ait olduğunun aktarıldığı ayet ve hadisleri göz önüne alıp ayrıca ayet ve hadisleri cem etmemeden kaynaklı olarak genelleme yapıyorlar. Böylelikle selefimizin çokça çekindiği, Müslümanların kanını ve malını helal görmeyi gerektirecek silsile tekfire yöneliyorlar. Her iki taifede işe akıllarını ve kendi yorumunu dahil ediyor ve böylelikle haktan yüz çevirmiş oluyorlar.
Bu konu ile alakalı bu son yazımızda ise bu iki görüşün ortasında, Kur'an ve sünnete dayalı en sahih ve en insaflı görüş olan üçüncü görüşü aktarmaya gayret edeceğiz.
Üçüncü görüş
Kişinin, şefaat etmeyi hak edeceğini umduğu, yaşayan ve yanında bulunan kimseden kıyamet gününde kendisine şefaat etmesini talep etmesi bidattir.
Zikir çekmek dinde vardır ancak sesli ve toplu bir şekilde yapılan zikir bidattir. Sahabelerin (ra) yaptığı gibi nebiden kıyamette kendilerine şefaat etmesini istemeleri dinde vardır. Ancak bu isteğin nebinin dışında başka bir kimseden istenmesi ise bidattir.
Birinci Delil:
Bu delil istishaptır. İstishap; din ile alakalı her şeyi asıla döndürmedir. Bu asıl ise hakkında şeri delil sabit oluncaya kadar dine dayalı olan şeylerin yasak olmasıdır.
Rabbimiz (cc) şöyle buyurmaktadır:
“Yoksa Allah’ın izin vermediği şeyleri, kendilerine dinden şeriat kılan/kanun yapan ortakları mı var? Şayet (azaplarının kıyamete erteleneceğine dair) kesin bir söz olmasaydı elbette, aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz ki zalimlere can yakıcı bir azap vardır.[1]
Bidat ile alakalı Allah’ın (cc) Rasulü (sav) şöyle buyurmuştur:
Aişe (ra) Şöyle demiştir: Nebi(sav) şöyle buyurdu: "Kim bizim bu işimizde (dinimizde) olmayan bir şeyi ortaya çıkartırsa, bizden değildir."[2]
Başka bir rivayette Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur:
Cabir bin Abdullah (ra) nebiden rivayet ettiğine göre şöyle söylemiştir: “Muhakkak ki sözlerin en doğrusu Allah’ın kelamı, yolların en hayırlısı da Muhammed'in yoludur. Amellerin en kötüsü ise sonradan uydurulanlardır. Sonradan uydurulup dine sokulan her amel bidat, her bidat sapıklık ve her sapıklık da ateştedir.”
Şeyhul İslam ibni Teymiyye (rh) şöyle söylemiştir: "Din işlerinde bir şeyin sebep olarak edinilmesi ancak (dinen) meşru olur ise caizdir. Çünkü ibadetler tevkifidir. (Vahyin açıklamasına bağlıdır)"[3]
Bu şekilde şefaat talep etmenin meşru olduğuna dair hiçbir delil sabit olmamıştır ki itirazdan kurtulsun. Bundan dolayı bu talep bidattir. Her bir bidat ise haddi zatında şirk olmasa da şirkin tohumudur.
Ancak büyük şirk denilebilmesi için ise dinde sahih tevili kabul edecek hiçbir dayanağının olmaması gerekir. Böyle bir isteğin nebiden istendiği şeriatta sabit olmuştur. Bu bidati işleyen bir kimse şefaat hakkını Allah’tan (cc) başkasında gören müşrikler ile kıyaslanamaz.
İkinci Delil:
Bu şekilde birinden şefaat talep edilmesi, sadece nebilere has olan bir özelliktir. Dolayısı ile rasullerin (as) dışında başkalarından böyle bir talepte bulunulması durumunda nebiler ile kendisinden şefaat talep edileni sadece nebilere ait bir özellikte eşit görme durumu söz konusudur.
Şöyle ki bu şekilde bir talep Sahabelerin (ra) nebiden istemesi dışında başka bir surette sabit olmamıştır. Ancak Müminlerin bazı nebilerden bu şekilde bir istekte bulunacakları sabit olmuştur.
Buda gösteriyor ki bu talep hayatta olmaları ve talep edenin yanında olması halinde sadece nebilere has bir durumdur. Kaldı ki onlardan (as) muayyen hiç kimse hakkında bu hususta bir nas varit olmamış olsa da Onların bu durumu diğer müminlerden ayırt edilen özellikleridir ve bu özellikleri onların Allah (cc) katında yüce makamlarda olduklarını kesin olarak bize göstermektedir.
Üçüncü Delil:
Bu şekilde bir istekte bulunulması, Allah’tan (cc) başka ibadet ettikleri şeylere şefaat talebi ile yönelen müşriklere benzemeye yol açar.
Allah (cc) şöyle buyurmuştur:
“Bundan önce sapmış, çok kişiyi saptırmış ve dosdoğru yoldan sapmış olanların arzularına uymayın.”[4]
“Şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır.”[5]
Genel olarak müşriklere benzemenin yasak olduğu dinde sabittir. Bazı durumlarda ise belli başlı hususlarda benzeme yasaklanmıştır. Bütün bu yasakların sebebi ise amellerde benzeşme durumunda bu benzerliğin onların üzerinde bulundukları şirke uymaya iletmesini engellemek içindir.
Allah’ın Rasulü şöyle buyurmuştur:
İbni Ömer’den (ra) rivayet edildiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Kim bir kavme benzer ise o da onlardandır."[6]
İbni Teymiyye Şöyle demiştir: "Bu hadis en az durumu ile onlara benzemenin haram olduğunu gerektirmektedir."
Şöyle bir soru sorulur ise: Resulullah'tan (sav) böyle bir istekte bulunulmuştur. Peki Nebi onların bu isteğinin neden ikrar etti?
Cevap olarak denilir ki: Rasullerden (as) hiçbir kimse kendilerini ortak edinme hususunda kimseye bir ikrarda bulunmamışlardır. Şirkin en küçüğünü uyarmada gaflete düşmekten korunmuşlardır. Çünkü Allah (cc) onları (as) vahyi ile korumuştur. Ancak onların dışındaki kimseler için ise bu böyle değildir. İnsanları, nebinin dışında Hayatta ve hazırda olan bir kimseden şefaat talep edilmesi ve bu isteğin kendilerinde cehaletin bulunduğu insanların genelinde yayılması durumunda şirke iletecektir. Ve bu hususta insanları küçük veya büyük şirkten sakındırma yapılamayacaktır.
İbni Teymiyye (rh) şöyle söyledi: “Aynı şekilde Ondan dua talep etmede (...) bir zarar yoktur. Bilakis bu şer değil hayırdır. Bu hususta bir mahzur ve mefsedet yoktur. Çünkü nebilerin hiçbirine onlara hayatta ve hazır oldukları zamanda ibadet edilmemişlerdir. Ancak ona ibadet eden ve ortak koşan kimseye bu yasaklanır, velev ki küçük şirkte olsa."[7]
Son Söz
Bütün bu aktardıklarımızdan ve fırkaların delillerinden, kıyamet günü için yaşayan ve hazırda olan bir kimseden şefaat talep etmenin bidat olduğu görüşünün tercih edilmesi gereken bir görüş olduğu salim deliller ile açığa çıkmıştır. Bu talebin meşru olduğuna dair deliller sabit olmamış ve şirk vasfı da tahakkuk etmemiştir. Bu isteğin şirk olduğu görüşünün, sünnetten delillere arz edildiğinde yanlış olduğu görülmüştür.
Ömer ibni el-Eşec’den rivayet edildiğine göre Ömer ibni Hattab (ra) şöyle söylemiştir: “Birtakım insanlar ortaya çıkacak ve onlar sizlere karşı Kur’an’ın şüpheli şeylerini ortaya koyarak mücadele edecekler. Onlara sünnet ile karşılık verin. Çünkü sünnet ashabı Allah’ın (cc) kitabını en iyi bilenlerdir.”[8]
Din işlerinde istishabul asıl -aksine delil olmadığında yasak olması- delili bu talebin en fazla bidat olması görüşünde yetinilmesi gerektiğini göstermiştir.
İşte tam da bu, şeri nasların delalet ettiği hususları anlamada sınırımızdır. Kur’an ve sünnete bir nas sabit olmadan şeriata dini bir sebep -şehitten şefaat talep etmek gibi- ekleyerek haddin aşılmaması gerekir. Aynı şekilde şeri bir dayanak olmaksızın batıl zanlarla ve kuruntularla insanları tekfir etmede haddi aşmamak gerekir. Bu talebin bidat olduğu görüşü, dinin ve din ehlinin kendisi ile korunduğu daha doğru ve hikmetli görüştür. Seleften sahih bir delile ulaşsaydık bu talebin caiz olduğunu söyleyebilirdik.
Büyük şirk olduğunu söyleyebilmemiz için ise bu isteğin gaipte olanlardan istenmiş olması ya da Allah’ın hakkı olan mutlak şefaat hakkının başkası içinde mevcut olduğu inancında olması gerekmektedir.[9] Ancak bu şekilde Allah’ın (cc) bir vasfının başka bir varlığa verilmesi söz konusu olacağı için kişi şirke düşmüş olur. Şefaati sadece Allah’ın hakkı olarak gören ancak bazı ayet ve hadislerin yanlış anlaşılmasından dolayı sahabenin sadece nebiden istedikleri bu isteği başkalarından isteyen bir kimse ashabın yapmadığı bir şey yapmış ve bidat işlemiş olur. Bu bidati işleyen müminlere karşı yapılması gereken şey; iyiliği emredip kötülükten sakındırmaktır. Kaldı ki bu bidati işlemeyip ancak bu bidati işleyen müminlere haksızca küfrü nispet etmeyen müminlerinde dinden çıktığını söylemek büyük bir buhrandır.
[1] 42/Şura, 21
[2] Sahihi Müslim, 5/132/4513
[3] Mecmu’l-Fetava, 1/137
[4] 5/ Maide, 77
[5] 2/ Bakara, 168
[6] Ebu Davut süneninde, 1/144 sahih bir senet ile tahriç etmiştir.
[7] Mecmu’ul-fetava, 1/333
[8] Darimi süneninde tahric etmişti, 1/420. Senedindeki inkitadan dolayı zayıftır.
[9] Tasavvuf inancında olduğu gibi.