Tevessül Caiz Midir?

Kullarına şah damarlarından yakın olan Allah’a hamd olsun. Kendisi için bile ayağa kalkılıp gereğinden fazla yüceltilmesine asla razı olmayan Muhammed Mustafa’ya ve O’na güzellikle tabi olanlara salat ve selam olsun.

Uzun zamandır şefaat ve tevessül gibi konuları yazmak istiyordum. Bu isteğimin temelinde şu sebepler yatmakta:

● Bu meseleler direkt akide ile alakalı konulardır.

● Kur’an ve sünnetin hemen hemen her sayfasında dua/İsteme fiili ile alakalı konulara değinilmekte ve bu husus ile alakalı müşriklerden örnekler verilmektedir.

● Tasavvuf fikrinin ana yapsında adeta bu iki temel konu yatmakta. Neredeyse bu sapkın taifeye göre mürşidi kamilden(!) yardım talep etmek (bu şefaat talep etme veya tevessül ile olur) İslam dininin temel şartı! Muvahhidlerin tevhidi savunduğu ve haykırdığı ölçüde hatta daha da fazla Allah’ın (cc) dışında evliyalardan yardım isteneceğini ve onlara Allah’a dua eder gibi dua edilebileceğini fütursuzca savunmaktalar. Bu meseleyi onlar gibi düşünmezsen vahabi ilan edilip ingiliz ajanı oluveriyorsun.

● Yeryüzünde ortaya çıkan ilk şirk, Nuh’un (a.s) kavminin salih insanlara fazla kutsiyet atfatmesi ve Allah’a (cc) bu salih insanları tevessül ederek yönelmeleri neticesinde ortaya çıkmıştır.

● Bu meseleler, Müslümanların içerisinde usul bilmeyenler tarafından ayrışma ve tartışma aracı olarak kullanılmakta, böylelikle Tevhid davetine ciddi zararlar verilmekte.

İşte bu sebepler ve Allah için sevdiğim, sürekli garip insanları kendine çekmeyi başaran bir kardeşimin, benim bu konuyu yazacağımdan habersiz bir şekilde İsmail Ağa camii vekili ile sosyal medya üzerinden yazışmalarını bana göstermesi ile bu konuyu yazmaya karar verdim. Kardeşimin gösterdiği yazışmalardan gördüm ki “dua” gibi, yaşlı ninelerin bile sadece Rabbimizin hakkı olduğunda ihtilaf etmeyeceği konularda insanların akıllarını karıştırmak için kendilerince oradan buradan çoğu zaman önü arkası belli olmayan veya uydurma deliller ile muhataplarını nakil bombardımanına tutuyorlar. 

Günümüzde insanlar Tevessül hususunda üç gruba ayrılmaktadır:

-  Tevessülü inkar edenler. Tevessülü inkar eden bu kesim genellikle hadisleride inkara yönelmektedir.

- Tevessülü inkar etmeyip şeriata uygun tevessülün varlığını, Kur’an ve sünnetten deliller ile ispat edenler. (Meşru tevessül)

- Tevessülü inkar etmemekle birlikte bu kavramın mahiyetini Kur’an ve sünnet yerine müteşabih ve zayıf naslara veya muteber olmayan şahısların nakillerine dayandıranlar. (Bidat ve Şirk olan tevessül)

Her konuda olduğu gibi bu konuda da ifrat ve tefrit ekseninde düşünceler oluşmuştur. Aşırıya gidip yapmış oldukları tevessül amelini Kur’an ve sünnete dayandırmayarak dalalete uğrayanlara tepki olarak, tefrit ehli yani tevessülü tamamen inkar eden, meşru tevessülü kabul etmeyen taife ortaya çıkmıştır.

Ehli Sünnet Ve-l Cemaate göre ise birazdan açıklayacağımız Kur’an ve sünnete dayanan meşru tevessülün bir kaç çeşidi vardır.

Tevessül nedir?

Sözlük anlamı: Arzu edilen şeye bir aracı ile yaklaşma ve hedeflenen şeye ulaşmak için bir şeyi vasıta kılmak. 

İbni Kesir “Nihaye” kitabında şöyle demiştir: الواسل Vasıl/Vesile arayan الراغب bir şeye arzu eden demektir. Vesile; vasıta ve kendisi ile bir şeye yaklaşılan ve rağbet edilen aracı demektir. Vesilenin çoğulu “Vesail” dir.   

Vesîle, kendisiyle başkasına yaklaşılan şey, yakınlık, melik nezdinde mertebe, derece, sebep, vasıta, yoldur. Yakınlaşmak için bu yolun kullanılmasına ise tevessül denilmektedir. Arapça aynı kökten gelen değişik kalıplardaki fiillerin manaları da; rağbet etmek, birisine yaklaşmak için bir iş yapmak veya birisine yaklaşmaktır. [1] 

Şeri anlamı: Kendisi ile Allah’a (cc) yakınlaşılan vasıtalar, arzu edilen şeyin olması ya da istenmeyen şeyin olmaması için rica da bulunma, ümit besleme.

Tasavvufî anlamda tevessül ve vesîle, “Allah’a yaklaşmak veya bir dileğin kabul edilmesini ya da bir musibetin defedilmesini sağlamak için ermişlerin türbelerine gidip onların ruhlarından ve yatırlardan medet ummaktır.”[2]

Kur’an ve sünnette vesile kavramı nasıl geçmekte ve nasıl tefsir edilmekte bir sonraki yazıda izah etmeye çalışacağım.

● Tevessülün üç rüknü vardır:  

1- Tevessül eden: Bu, Allah’a yakınlık istemeye muhtaç zayıf kuldur. Bu yakınlıktan fayda umarak ya bir ihtiyacını gidermek ya da bir zararı başından savmak ister.  

2- Kendisi ile tevessül edilen: Bu, vesile diye adlandırılan, kişiyi Allah’a yaklaştıran sâlih amel ve meşru tevessülün diğer çeşitleridir.

3- Kendisine tevessül edilen: Bu alemlerin Rabbi olan Allah'tır (cc).

 

Tevessül iki kısma ayrılır: Meşru olan tevessül ve Caiz olmayan tevessül.

Meşru olan Tevessül: Kulun Kur’an’da veya sahih sünnette yeri olan vesileler ile Allah’a yaklaşmasıdır.

●  Tevhid ile yapılan tevessül

Tevessülün amacı Allah’a (cc) yakınlaşmaya vasıta aramak olduğuna göre tevhid Allah’a (cc) yakınlaşmanın en büyük vasıtasıdır. Zira tevhid olmadıktan sonra diğer vasıtaların hiçbir ehemmiyeti yoktur. Allah’da temelinde tevhid olmayan hiçbir yakınlaşma vesilesini kabul etmeyecektir. Şirk Allah (cc) ile bütün vasıtaları kopartan bir hastalıktır.

“Zennûn/Balık sahibini de (an)! Hani kızgınlıkla (kavmini bırakıp) gitmiş ve onu sıkıntıya düşürmeyeceğimizi sanmıştı. (Onu balık karnında hapsetmekle cezalandırınca) karanlıklar içinde seslenmişti: “Senden başka (ibadeti hak eden) ilah yok! Sen tüm eksikliklerden münezzehsin. Şüphesiz ki ben, zalimlerden oldum.”[3]

Bu ayeti kerimede Yunus (as) dara düştüğünde Allah’a yakınlaşma vesilesi olarak kelime-i Tevhidi kullanmakta ve Allah’da (cc) ona icabet edip onu balığın karnından kurtarmaktadır.

● Allah’ın cc isim ve sıfatları ile tevessül

Kişinin, Allah’ın (cc) isimlerinden veya sıfatlarından ihtiyacına ve duasına münasip birini seçip bu isimler ve sıfatlar ile dua etmesidir. Alim olmak isteyen birinin Ya Alim bana öğret demesi veya rızık isteyen birinin Ya Rezzak beni rızıklandır demesi meşru olan tevessüldendir.

 “En güzel isimler Allah'ındır. O'na o güzel isimleriyle dua edin ve O'nun isimleri hakkında gerçeği çarpıtanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasına çarptırılacaklardır.”

● Salih ameller ile Allah’a (cc) tevessül

Bir sıkıntı hali olsun veya olmasın dua eden bir kul, yalnızca Allah’ın rızasını umarak işlediği sâlih ameli anmalı, onunla Allah’tan istemelidir. Salih ameller duanın kabul edilmesine vesile olacaktır. Allah’a iman, namaz, oruç, hac, sadaka, cihad, sınırda nöbet tutmak, Kur’ân okumak, Allah’ı zikretmek, tesbihatta bulunmak, Allah Resûlü’ne salâtü selâm getirmek, istiğfarda bulunmak, Allah’a dua etmek, hayır işleyip haramları terk etmek sâlih ameller kapsamındadır.

Bu çeşit tevessülün meşruluğuna delil olan âyetler şunlardır.

«İbrahim ve İsmail Beyt’in (Kâbe’nin) temellerini yükseltirken (şöyle dua ettiler): «Rabbimiz! Bizden bu ameli kabul buyur. Şüphesiz sen çokça duyan, çokça bilensin. Rabbimiz! Bizi ve soyumuzu sana iman edenler kıl, bize (haccın) menasiklerini göster ve bizleri bağışla. Şüphesiz sen tevbeleri çokça kabul eden ve çokça rahmet gösterensin. »[4]

«Derler ki: Rabbimiz! Bizler iman ettik. Günahlarımızı bağışla ve bizi cehennem azabından koru! »[5]

«Rabbimiz! İndirdiğine iman ettik ve Resûlü’ne tâbi olduk. Bizi şahid olanlarla yaz. »[6] «Rabbimiz! Rabbinize iman edin diyerek imana çağıran bir münadiyi işittik ve iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötü amellerimizi ört ve bizim canımızı iyiler zümresiyle birlikte al.» [7]

Görüldüğü üzere bu ayetlerde kişinin salih amelleri ile Allah’a (cc) yönelip bu amelleri vesile edinerek bağışlanma dileyebileceği anlaşılmaktadır. Kişinin Rabbi ile kendi arasında vesile edineceği en büyük salih amel ise imandır, tevhiddir ve Ona (cc) şirk koşmamasıdır.

Mağaraya sıkışıp kalan arkadaşların kıssasını bizlere aktaran hadis, salih ameller ile tevessül yapılacağının en açık delillerindendir. Mağaradan kurtulmak için salih amellerini vesile ederek Allah’a (cc) dua etmişler ve Allah’ta (cc) onların duasına icabet edip onları o zorluktan kurtarmıştır. Hadîs kısaca şöyledir:

“Üç kişi birlikte yürürken yağmura yakalanınca dağdaki bir mağaraya sığındılar. Dağdan kopup yuvarlanan bir kaya parçası, sığındıkları mağaranın ağzını kapattı ve onları mağaraya hapsetti. Birbirlerine şöyle dediler:

‘Allah için yaptığımız amelleri araştıralım ve o amellerle Allah’a dua edelim. Ümit edilir ki, Allah o amellerimizin hürmetine bizi bu sıkıntıdan kurtarır.’

"Biri, yaşlı ve ihtiyar anne ve babası olduğunu, eşi ve küçük çocuklarından önce onları doyurmak için sabaha kadar başlarında uyanmalarını beklediğini ifade ettikten sonra, ‘Allah’ım, eğer biliyorsan ki bunu yalnız senin rızan için yaptım, mağaranın ağzını birazcık arala da gökyüzünü görebilelim.’ diyerek yalvardı. Allah da bunun üzerine mağarayı biraz açtı, o aralıktan göğe baktılar."

"İkincisi, çok sevdiği bir amca kızından bahisle, onu çok sevdiğini, bir gün onunla yalnız kalarak evlilik dışı ilişki kurmayı talep ettiğini ve sonunda kızın direnmesi ve 'Allah’tan kork.' demesiyle vazgeçtiğini anlattıktan sonra, ‘Allah’ım, eğer bunu senin için yaptığımı biliyorsan, mağaranın ağzını biraz daha arala.’ diyerek yalvardı. Allah bu duaya mukabil mağaranın ağzını biraz daha açtı."

"Üçüncü kişi de ücret mukabilinde işçi tuttuğunu ama işçinin hakkını almadan ayrılıp gittiğini, ancak o ücreti çalıştırarak nemalandırdığını, yıllar sonra o işçi yanına gelip de hakkı olan ücreti istediğinde sürülerle hayvanların ona ait olduğunu ve sonunda adamın o sürüleri götürdüğünü ifade ettikten sonra ‘Allah’ım, eğer bunları senin rızan için yaptığımı biliyorsan, mağaranın geri kalan kısmını da açıver.’ dedi. Akabinde Allah mağaranın geri kalan kısmını da açıverdi.” [8]

● Duası makbul olan, salih biri olduğu hususunda hüsnü zanda bulunulan kimsenin duası ile tevessül

Kişinin, hayatta ve kendisini işiten salih bir zattan kendisi için dua etmesini istemesi caizdir. 

Ömer (ra): Resulullah (sav) şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:

‘Tâbiînin en hayırlısı, Üveys adındaki şahıstır. Onun bir annesi vardır. Vücudunda da beyazlık vardır. Ona söyleyin de sizin için Allah’a istiğfarda bulunsun.’”

Diğer bir rivayette ise “Sizden kim onunla karşılaşırsa, sizin için dua etmesini istesin.” demiştir.[9]

İmam Nevevi bu hadisin şerhinde şöyle der: “Bu hadîsten, dua talep eden daha faziletli de olsa, salih zâtlardan dua istemenin müstehap olduğu anlaşılmaktadır.” (Ebu Zekeriyya en-Nevevi, ilgili hadisin şerhi)

 Enes b Mâlik’ten (ra) şöyle rivayet etmiştir: «Ömer b. Hattab, kıtlık vakti Abbâs b. Abdulmuttalib (ra) ile istiska’ya (yağmur duasına çıkınca) demiştir ki:

 «Allahım! Sana Peygamberimiz (sav) ile tevessülde bulunurduk, Sen de bize su indirirdin. Şimdiyse Peygamberimizin amcası ile sana tevessülde bulunuyoruz. Bize su indir. »

Enes radıyallahu anh der ki: «Gerçekten yağmur inmiştir. »[10]

Meşru tevessül çeşitlerinin hükümleri farklıdır:

a) Vacip: Allahın isimleri, sıfatları, iman ve tevhid ile tevessül.

b) Müstehab: Sâlih ameller ve sâlih kimselerin duası ile tevessül.

Buradan hareketle, darlık ve musibet anında küfür, şirk, bid’at ve ma’siyetleri terk edip, Allah’a haşyet duyarak, ondan haya ederek ve ona taatte bulunarak yukarıda aktardığımız meşru vesilelerle Allah’a tevessülde bulunmanın her Müslümanın asla terk etmemesi gereken bir sorumluluk olduğunu söyleyebiliriz.

«İşte dosdoğru yolum budur. Ona tâbi olun. Başka yollara uymayın. Bu yollar sizi onun yolundan ayırır. Allah sakınasınız diye size böyle emreder. »[11]

«Rabbinizden size indirilene tâbi olun. Ondan başkasına dost edinip uymayın. Ne kadar az öğüt alıyorsunuz. »[12]

«Farkında olmaksızın, ansızın size azap gelmeden önce Rabbinizden size indirilenin en güzeline tâbi olun. »[13]

Caiz Olmayan Tevessül

Caiz olmayan tevessül iki kısımdır:

● Şirk ve küfür olan tevessül

Her şeyi işiten “es-Semi” ve her şeye gücü yeten “el-Kadir” olan Allah'tır (cc). Bu sıfatları peygamber dahi olsa başka bir varlığa verenler müşrik olmuşlardır. Allah katındaki gaybı bilircesine bazı insanlara veya alimlere aşırıya kaçarak kutsiyet atfetmek ve sıkıntı anında bu kutsiyet atfedilen insanlara, yardım etmeleri için dua etmek ve şefaat talep etmek büyük şirktir.

Mekkeli müşriklerde kutsiyet atfettikleri putlarına ibadet etme gerekçesi olarak şunu söylüyorlardı:

 “İyi bilin ki, halis din yalnız Allah'ındır. O'nu bırakıp da başka dostlar edinenler, "Biz onlara sadece, bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz" diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.”[14]

Yani Allah’a yakınlaşmak için putları vesile ediniyorlardı. İşte bu şekilde yapılan tevessül kişiyi dinden çıkartır. Her ne kadarda tevessül diye isimlendirseler, bu tevessül çeşidi aslında ölülere dua etme ve onlardan yardım istemektir ki bu büyük şirktir.

“Allah’ı bırakıp, kendilerine hiçbir zarar ve fayda vermeyecek şeylere ibadet ediyor ve: “Bunlar, bizim Allah katındaki şefaatçilerimizdir.” diyorlar. De ki: “(Allah bu varlıklara ibadeti meşru kılmamış ve bunlara şefaat yetkisi vermemiştir. Buna rağmen böyle iddia ederek) Allah’a göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?” O (Allah), onların şirk koştuklarından münezzeh ve yücedir.”[15]

● Bidat tevessül

Bir insanın zatı ile Allah’a (cc) yapılan tevessül veya da falancanın yüzü suyu hürmetine, falancanın hakkı için gibi sözler ile yapılan tevessül Kur’an ve sünnette hiçbir delili olmayan bidat ve haram tevessül çeşidindendir. Bu tür tevessüller şirkin ortaya çıkma sebebidir. Bundan dolayı küçük şirktir.

Dua en üstün ve en değerli ibadetlerdendir. İbadetler ise tevkifidir. İbadetlerin mahiyetini şeklini sadece kanun koyucu olan Rab belirler. Kulların ibadetlerin mahiyetine müdahale etme hakları yoktur.

Âişe’den (ra) rivâyet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:

“Kim bizim bu dinimizde ondan olmayan bir şey ortaya çıkarırsa, o şey kabul edilmez.”

Müslim’in bir rivayeti şöyledir:

“Kim bizim dinimizde olmayan bir şey yaparsa o merduttur, makbul değildir.”[16]

Tevessülde aşırıya kaçıp, ölü veya diri, salih (!) olduklarını düşündükleri kişilerin zatlarını Allah ile kendi aralarında aracı kılıp bidat ve şirk bataklığına düşmüş olanların delillerini ve ulemanın bu hususlara verdiği cevapları bir sonraki yazıda ele almaya çalışacağım inşallah.

Ve-l Hamdulillahi Rabbi-l Alemin


[1] İbn Manzûr, Ebu’l-Fadl Cemâlüddîn Muhammed b. Mükrîm, Lisânu’l-Arab, Dâr’u Sadr, Beyrut tsz, c. 11, s. 724.

[2] Uludağ, Süleyman, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, Marifet Yayınları, İstanbul 1995, s. 568.

[3] (21/ Enbiya, 87)

[4] (Bakara, 2/127-128)

[5] (Âl-i İmrân, 3/16)

[6] (Âl-i İmrân, 3/53)

[7] (Âl-i İmrân, 3/193)

[8] (Müslim, Zikir, 27, Hadis no: 2743)

[9] (Müslim, Fedâilü’s- sahâbe, 55, Hadis no: 2542)

[10] Buhârî İstiska: 3, no: 964, 1/342.

[11] (En’âm, 6/153)

[12] (A’raf, 7/3)

[13] (Zümer, 39/55)

[14] (39/ Zümer, 3)

[15] (10/ Yunus, 18)

[16] Buhârî, Sulh 5; Müslim, Akdiye 17,18. Ayrıca bk. İbni Mâce, Mukaddime 2