Tevessül konusunda ortaya atılan şüpheler
Allah’a hamd Rasulüne ve ona güzellikle uyanlara salat ve selam olsun. Emma ba’d:
Tevessül konusunda aşırıya gidip meşru tevessülün dışına çıkanlar her bidat sahibinin yaptığı gibi kendilerince bu yaptıkları amelleri birtakım delillere (!) dayandırmaya çalışıyorlar. Onların bidatlerine delil aramaları, aslında bidatçi bile olsalar din hususunda bir şey ortaya atılıyorsa bu hususun delile dayanması gerektiğini biliyor olduklarını ve bizim bidatlere karşı sert tutumuzun ne kadar doğru olduğunu gösterir.
Bu yazımda, tevessül hususunda sünnetten sapmış olanların itirazlarını ve şüphelerini incelemeye çalışacağız. İnceleyeceğimiz itirazlar ve şüpheler falanca oğlu filancanın falanca isimli kitabında dediği söz olmayacak. Çünkü hiçbir insanın -alimde olsa- sözü hüccet değildir.
İnceleyeceğimiz şüpheler, muhaliflerimizin ilimsizce hevalarına uyarak ortaya attıkları bazı müteşabih hadislerdir.
Şu hususa bir daha vurgulamak gerekirse: Bizler tevessülü kesinlikler inkâr etmiyoruz. Aksine Kur'an ve sünnette tevessülün var olduğuna inanıyoruz. Kur'an ve sünnete dayanan meşru tevessülün çeşitlerini bir önceki yazıda incelemiştik.
Tevessülde aşırıya kaçan ve böylelikle bidat ve küfre kapı açanların şüpheleri:
Birinci Şüphe: Dillerinden düşürmedikleri en önemli şüpheleri Ömer (r.a) yağmur duasında Rasulullah'ın (sav) amcası Abbas (r.a) duası ile tevessülde bulunması.
Öncelikler hadisin tam metni şu şekilde:
Enes (r.a) rivayet ettiğine göre Ömer ibni Hattab (r.a) kıtlık olduğu zaman Abbas bin Abdulmuttalip ile yağmur duasına çıkardı ve şöyle derdi:
" Allah'ım biz nebimizi vesile ediniyorduk ve sen bize yağmur yağdırıyordun, bugün ise nebimizin amcası ile tevessülde bulunuyoruz bize yağmur yağdır." Allah (c.c) yağmur verirdi.[1]
Diyorlar ki: Ömer (r.a) Abbas'ın (r.a) zatını ve Allah katındaki makamını vesile edinerek yağmur duasına çıktı ve sahabeler de bu hususa itiraz etmedi. Yani Ömer (r.a) duasında Abbas'ın (r.a) yüzü suyu hürmetine Allah'tan (c.c) yağmur istedi ve sahabede bunu onayladı.
Biz ve muhaliflerimizin kabul ettiği ortak nokta, Ömer’in (r.a) "Biz senin Nebinle tevessülde bulunuyorduk. Şimdi ise Nebimizin amcasıyla sana tevessülde bulunuyoruz." Diyerek tevessülde bulunmasıdır. Ancak, Ömer'in (r.a) sözünde hazfedilmiş/çıkarılmış bir yer var. Bu zikredilmeyen ibare, ya "Biz Senin Nebi'nin (makamı) ile sana tevessülde bulunuyorduk. Şimdi de sana, Nebimizin amcasının (makamıyla) tevessülde bulunuyoruz." ibaresidir ki bu onların görüşüne göredir; ya da şöyledir: "Biz Sana, Senin Nebi'nin (duasıyla) tevessülde bulunuyorduk. Şimdi de Senin Nebi'nin amcasının (duasıyla) tevessülde bulunuyoruz." Şeklindedir ve bu ehlisünnetin görüşüdür.
Bu hadiste ilk dikkat edilmesi gereken cümle "biz daha önce Rasulullah ile tevessülde bulunurduk" cümlesidir. Bu hadisin ve Ömer'in (r.a) bu söz ile neyi kastettiğini anlamak için yine sünnete müracaat etmeliyiz. Zira bir nassın anlaşılmasında ilk önce takip edilmesi gereken metot yine bu nassı açıklayan başka naslara müracaat edilmesidir.
Şu iki sorunun cevabı önemlidir:
1- Sahabeler Rasulullah hayatta iken kıtlık dönemlerinde her biri kendi evlerinde ya da başka yerlerde toplu bir şekilde "Allah'ım nebinin yüzü suyu hürmetine yağmur yağdır" diye dua ettiler mi?
2- Yoksa Rasulullah'ın (sav) yanına gidip ondan sıkıntılarını gidermesi için Allah'a (c.c) dua etmesini mi istiyorlardı?
Sünneti baştan sona okusunlar, birinci sorunun cevabına “evet” diyecek tek bir delil bulamazlar. Yani sahabe Rasulullah'ın (sav) gıyabında onun makamı ve Allah (c.c) katındaki değerini vesile edinerek Allah'tan bir şey istememiş ve dua etmemişlerdir.
Ancak ikinci sorunun cevabına gönül rahatlığı ile “evet” diyebiliriz. Çünkü onlarca rivayette Ashabı kiramın Rasulullah'tan (sav) kendileri için dua etmesini veya kendi dualarının Allah (c.c) katında kabul olması için yine nebinin Allah'a (c.c) dua etmesini istemişlerdir.
Ayşe annemizin rivayet ettiği hadis bu hususa örnektir:
"İnsanlar Rasulullah’a (sav) gelip yağmur yağmadığını şikâyet ettiler. Rasulullah’da (sav) namazgâha bir minber koymalarını buyurdu. İnsanların namaz yerine/musallaya çıkacağı günü söyledi. Sonra Rasulullah (sav), tam güneşin bir ucu görünürken gelip minberin üzerine oturdu Önce tekbir getirdi, sonra Allah'a hamd ederek söyle dedi: "Siz, beldelerinizde yağmur olmadığını, yağmurların her zamanki yağış zamanından geciktiğini söyleyip şikâyet ettiyseniz, Allah size, O'na dua etmenizi emretti. O'na dua ediniz. O, size karşılık vereceğine söz verdi.”[2]
Ayrıca başka rivayetlerde Abbas’ın (r.a) kendisine tevessülde (dua etmesi talebinde) bulunulunca yaptığı duayı da görmekteyiz. İbn-i Hacer şöyle diyor:
"Zübeyr b. Bekkar, el-Ensab adlı eserinde Abbas’ın dua ediş sıfatını ve vaktini açıklamıştır. Hadisin isnadını zikrederken belirttiğine göre, Ömer (r.a), Abbas’a (r.a) tevessül edince Abbas (r.a) şöyle dua etti:
'Allah'ım! Bela ve musibetler ancak günahlar yüzünden iner ve ancak tövbeyle kaldırılırlar. Bu insanlar, senin Nebine yakınlığımdan dolayı benimle, sana yöneldiler. Ellerimizi, günahlar ile sana uzatıyor ve alınlarımızı tövbe ile senin için secdeye koyuyoruz. Bize yağmur gönder!' Sonra devamla diyor ki; "Gökten yağmur, dağlar gibi indi. Öyle ki yeryüzü bereketle doldu ve insanlar hayat buldular.[3]
Bu hadiste ilk olarak Zübeyr b. Bekkar'ın beyanıyla, tevessülün Abbas'ın (r.a) zatına değil, duasına olduğunu anlıyoruz. Bu açıklama, Ömer’in (r.a) tevessülünün Abbas’ın (r.a) duasına değil kendisine olduğunu savunanlara güzel bir reddiyedir. Yoksa, Abbas’ın (r.a), Ömer (r.a) dururken kalkıp yeni bir dua yapmasının bir anlamı olmazdı.
İkinci şüphe: Âmâ hadisi
Ömer’in (r.a) Abbas’ın (r.a) duasına tevessül ettiğini ve bu hadisin gaypta olan bir kimsenin yüzü suyu hürmetine Allah’tan (cc) istenilmesinin caiz olduğunu söyleyen bidatçilerin lehine değil aleyhine delil olduğunu aktardık. Bu kesimin sürekli dillendirdikleri ikinci delil (!) ise âmâ hadisidir. Âmâ hadisi salih kişilerin zatını vesile edinerek dua etmeye mi yoksa salih kimselerden dua istemeye mi delalet etmektedir? inceleyelim.
Ahmed b. Hanbel’in ve diğerlerinin, âmâ bir adamla ilgili olarak sahih bir senetle Osman b. Hanif'ten rivayet ettikleri hadis şöyledir:
"Âmâ bir adam, Allah Rasulüne gelir ve der ki: 'Benim için Allah'a dua et de Allah bana şifa versin.' Allah Rasulü’de ona, 'Eğer dilersen senin için dua ederim, dilersen de bu duamı senin için tehir ederim ki bu senin için daha hayırlıdır.' der. (Bir başka rivayete göre de 'Eğer dilersen sabredersin, bu senin için daha hayırlıdır.' der.) Adam, 'Allah'a benim için dua et.' der. Allah Rasulü’de (sav) ona, önce güzelce abdest alıp iki rekât namaz kılmasını, sonra da şu şekilde dua etmesini emreder:
‘Allah'ım! Senden diliyorum ve Nebin ile, rahmet Nebisi ile sana yöneliyorum. Ey Muhammed! İhtiyacımı gidermesi için seninle Rabbime yöneliyorum. Allah'ım, O’nu benim için şefaatçi kıl! Beni de onun için şefaatçi kıl!' Adam, Rasulullah’ın dediğini yerine getirdi ve gözleri iyileşti."[4]
Bu hadisin, salih insanların zatı ile tevessül edilebileceğine delil olduğu iddia edilmekte. Ancak hadiste apaçık görüldüğü gibi âmâ adam Rasulullah’a (sav) gelip ondan dua istemiştir. Muhaliflerimizin anladığı anlamda zatı ile tevessül caiz olsaydı, adam nebiye gelmeden de “ey Allah’ım Rasulullah’ın yüzü suyu hürmetine, onun senin katındaki değeri için gözlerime şifa ver” demesi yeterli olurdu.
Bu hadiste tevessül kast edilse bile, burada kast edilen tevessül bidat ehlinin anladığı anlamda değil bilakis geçmiş tarihten beri Arapların anladığı ve günlük hayatlarında uygulaya geldikleri tevessüldür. Onların tevessülünün örneği şudur: bir kimsenin üst rütbeli -müdür, komutan vb.- birine ulaşmak istediği vakit, ulaşmak istediği rütbeli kişiyi tanıyan birisin yanına gidip, “benimle görüşmek istediğim başkan arasında aracı ol” demesi ve o aracının başkana gidip vesile olması şeklinde olmakta idi ve günümüzde de bu böyle devem etmektedir.
Eğer birisi, "Ben, falan kimseye tevessül ettim." derse, bu sözden anlaşılan, ikinci bir adama (aracıya) gitmiş olduğu, onun da birinci adam (yetkili) ile, ihtiyacının giderilmesi için konuştuğudur. Durum böyleyken hiç kimse, bundan, yardım isteyen kişinin işi görecek asıl sorumluya giderek "yardım istenen" kişiyi kasıtla, "Falan aracımın hakkı için veya onun senin nezdindeki hatırı için ihtiyacımı gör." demek istediğini çıkaramaz.
Rasulullah’ın (sav) âmâ adama öğrettiği (“Allah'ım! Senden diliyorum ve Nebin ile, rahmet Nebisi ile sana yöneliyorum”) bu kelimelerin anlamını hadisin ilk bölümünden rahatlıkla anlıyoruz. Yani “rahmet nebisi ile sana yöneliyorum” ifadesinin “sana rahmet nebisinin benim için yaptığı dua ile yöneliyorum” anlamında olduğunda bir şüphe yoktur.
Ayrıca yine bu kesim, “Allah'ım, Onu benim için şefaatçi kıl! İfadesini sürekli zikredip kendilerine delil olduğu vehmine kapılıyorlar. Ancak hemen devamında “Beni de onun için şefaatçi kıl!” ifadesini hiç zikretmiyorlar. Çünkü ilk etapta birinci ifadede, âmâ adamın duasında Rasulullah’ın (sav) zatını vesile ettiği anlaşılsa da hadisi bir bütün olarak ve ulamanın tefsirlerine bakarak anlamaya çalışır isek, âmâ adamın Rasulullah’ın (sav) zatı ile değil de duası ile tevessülde bulunduğunu apaçık anlarız.
“Allah’ım, benim hakkımda gözlerimin iyileşmesi için onun şefaatini kabul et (yani duasını kabul et).” anlamındadır. Çünkü şefaat dua demektir.
Âmâ adamın Rasulullah’a (sav) şefaatçi olması ise, nebinin kendisi için yaptığı duanın makbul olması adına kendisin (âmânın) yaptığı duadır. “Onun benim gözümün iyileşmesi hakkında ki duasını kabul et” anlamındadır.
Üçüncü Şüpheleri: Makamı yüksek olan bir krala veya bir öndere ulaşmak için aracı gerekmekte, Allah’ın (cc) makamı en yüce olandır. Bundan dolayı Allah’a (c.c) yakın olan salih kulları aracı edinmemiz gerekir.
Bu şüphe ile bidat ehli, bu taifeyi adeta ele veriyor. Bu dalalet ehli kendi mezheplerini müteşabihin üzerine bina etmeye utanmıyor, aksine daha çirkin bir yol izleyip batıllarını tashih etmek için Allah’ı (c.c) mahlukata benzetiyorlar.
Halbuki Allah (cc) kendisini Kur’an’ı kerimde şu şekilde vasıflandırıyor:
“İlkin yaratıp sonra onu iade eden O'dur. Bu, O'nun için pek kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce misal O'nundur. Ve O; Aziz'dir, Hakim'dir”.[5]
Başka bir ayette ise şöyle buyurmaktadır:
“O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.[6]”
Sonuç olarak:
Tevessül dinde vardır. Dinde var olan bir amelin sınırlarını ve yapılış şeklini yine din belirler. Muhkem olan şeyler müteşabih naslar ile değiştirilemez. Allah’ın (c.c) kullarına herkesten daha yakın olması ve aracısız ona dua edilmesi Kur'an ve sünnette muhkem olandır. Yukarıdaki bazı yönlere çekilebilecek olan yani müteşabih olan naslara tutunup muhkemi terk edip toplumu şirk çukuruna çekmek ise şeytanın bir oyundur. Kaldı ki bu hadisler hakkında da alimlerimiz gerekli izahatı yapmışlardır. Allah cc en doğrusunu bilendir.
[1] Buhari, 1010
[2] Ebu Davud, (1173). “By hadis gariptir” dedi. İsnadı ceyyiddir. Sahih-i Ebu Davud, (1064)
[3] Fethu'l-Bâri'de (3/150) İbn Hacer el-Askalani rahimehullah'ın zikrettiği rivayettir.
[4] Ahmed b. Hanbel, Müsned'de 4/138; Tirmizi, 4/281-282; Ibn Mace 1/313. Hepsi de Osman b. Ömer yoluyla rivayet etmişlerdir. Tirmi bu hadis için "Hasen-sahih" demiştir.
[5] 30/Rum, 27
[6] 42/Şurai 11